Ayşe İMAMOĞLU AZAKLI

Ayşe İMAMOĞLU AZAKLI

GELECEĞE BİR ÖZÜR BORCU

 

İnsanoğlu var oluşundan beri hep sıkıntılarla yüzleşti, hep bir mücadele içinde oldu. Tarih bunu bize çeşitli yönlerle gösterdi. Ve bilinmekteydi ki insanlık devam ettikçe sıkıntılar da devam edecekti. Zira zaman kendini hep yenilerdi.

Öyle bir zaman dilimi içindeydik. Kimsenin ne olduğunu tam olarak idrak edemediği ama sessizliğin aslında çok şey anlattığı bir zamanı yaşıyor olmuştuk. Sevdiklerimiz yanımızda ama sarılamıyorduk, dokunamıyorduk. Sevgimizi gösteremez olmuştuk. Ölmeden önce bir prova sahnesindeydik adeta.

Bu yazı yıllar sonra dünyaya geleceğini umduğum, yavrumun yavrusuna;

Sevgili Çocuk,

Sana daha güzel bir dünya bırakmayı arzu eden azınlığın içindeyim maalesef. Maalesef diyorum çünkü azınlığız. Eğer ben ve benim gibiler çoğunlukta olsaydık bizim bile görmeyi son anda yakaladığımız nice güzelliği sen de görebilecektin. Direndik, sesimizi duyurmaya çalıştık ama olmadı.

Dünya karmaşık, dünya kalabalık. Bir sürü farklı ırk, farklı din, farklı düşünceli ve farklı görünüşlü insan var. Hepsinin de hayatını sürdürdüğü toprak parçaları. Gel gör ki izin vermediler, kimsenin ait olduğu yerde yaşamasına izin vermediler. Senin gibi nice küçük yavru evinden, yurdundan oldu. Toplarını, bebeklerini, en sevdiği oyuncaklarını bıraktı. Savaşın ona verdikleri ile oyun kurdu.

Başaramadık! O çocukları o cehennemden kurtaramadık.

İnsanoğlu ona verilen kadarıyla yetinmedi. Daha çok istedi, hep bir fazlasını. Oysa doğa cömertti, hep verdi. Verdikçe aldı insanoğlu, aldıkça kopardı ve koymadı yerine eksilttiklerini. Dünya öyle güzel bir yerdi ki… Doğada bir sürü canlı türü vardı. Ve her birinin ayrı ayrı görevi. Görev dağılımı çok güzel işliyordu, herkes ne yapması gerektiğini bilirdi.

İnsanoğlu hariç! Dünya sanki bir tek onunmuş gibi yaşıyordu. Tek tek ağaçları kesiyordu, nefes alanımız darılıyordu. Gözlerimi kapatıp şarıl şarıl akışını dinlediğim sular vardı, şelaleler. Belki sen şimdi onları sadece kitaplardan görebiliyorsundur. O suları yok etti insanoğlu. Kendi yaşamını kolaylaştırayım derken bir sürü canlının yuvasını yok etti. Doğanın o güzelim ahengi bozuldu. Yuvalar yıkılınca sahipleri de yok oldu. Görev dağılımı bozuldu. İstilalar başladı.

Her şey elimizden akıp gidiyordu.

Elindekilerin kıymetini bilmeyen insanoğlu hayalini kurdukları ile bu dünyadan göçecekti. Oysa yaşam çok basitti. Tüm evrensel dilde ortak olan ve bizi kurtaracak tek duygu ‘sevgi’ idi. Sadece kendimize değil, çevremizdeki her şeye sevgi.

Doğayı yeterince sevseydik, sevdiğimiz gibi davransaydık kıyamazdık hiçbir zerresine. O tabiat anaydı, kucaklamıştı her birimizi tüm güzelliği ile. Anaçlığının gereği sonsuz sevgisini sunmuştu bize. Anlayamadık!

Diğer canlıları sevseydik yeterince, herkes kendi görev dağılımında, kendi sınırlarında huzurla yaşayıp tamamlayacaktık bu dünya serüvenini, en yalın halimizle, en saf duygularımızla…

Bizim yaşadığımız dönem, bize her şeyi sundu. Evler, robotlar, son model telefonlar… Ama en basit duygumuzu içimizden aldı. İletişim çağında birbirinden uzaklaşan insanlar olduk. Sevgiye aç, birbirini sevmekten aciz insanlar.

Dilerim bu mektup eline ulaştığında henüz geç değildir. Sen bu duygunu sakın yitirme çocuk, içinde en güzel yerde besle onu. Hiçbir virüsün onu yok etmesine izin verme. İnan ki bütün hastalıkları iyileştirecek olan tek duygu koşulsuz sevgidir. Tıpkı sana duyulan gibi…

Sana büyük bir özür borcumuz var. Bağışlar mısın çocuk?

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum