Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

GERÇEK BİLİM ADAMI NASIL OLUR, YAKINDAN İKİ ÖRNEKLE…

İNSANLIK TARİHİ İÇİNDE BİLİM

İnsanlığın bugünkü düzeye ulaşması kuşkusuz bilimle olmuştur. Bilim insanlara özgüdür. Hiçbir hayvanın bilimi yok. Hiç bir at, hiçbir kedi, hiçbir aslan, insana en çok benzeyen maymun bile babasından atasından bir şey öğrenip kendinden sonrakilere bırakmaz. Onlar da insanlarla eğitilir, insanlardan öğrenir, insanlara yakın olmaya çalışır ve bildikleri kendisi ile birlikte yok olur gider.

İnsan böyle mi? İlk insandan günümüze bilinenler bulunanlar iletile iletile günümüze dek gelmiştir. Ateşi buldu ilk insan, tekerleği icat etti kendinden sonrakilere bıraktı, onlar da ekleye ekleye günümüze dek geldi. Bilim, ilim; yani öğrenilenler bilinenler, bulunanlar yığılıyor bilimi oluşturuyor. Kimi insanlar büyük katkılarda bulunmuş, kimileri de yemiş içmiş, yaşamış göçmüş. İnsanlığa, bilime katkı sağlayanlara bilim adamı denmiş. Akıllı, zeki, çalışkan insanlar düşünmüş, aramış, bulmuş, bilim adamı olmuş. Bilim adamı her devirde çok güç koşullarda çalışmış. Çünkü değişime karşı olanlar, egemenliklerini sürdürmek isteyenler bilime pek sıcak bakmamış. İnsanları kandırmak isteyenler, uyutup sömürmek isteyenler, ‘dünya dönüyor’ diyen bilim adamına bile karşı çıkmış. Ancak o bilim adamı ölümü pahasına bilimsel gerçekleri inkar etmemiş. Gerçeğin savaşını vermiştir.

İşte bu bilimsel savaşım sayesinde insan dünyaya sığmamış uzaya çıkmış, uzayda yer arıyor. İnsanlık tarihinde değişimler gelişmeler bilim sayesinde olmuş ve günümüzde de oluyor. Sonu yok bilimin.

BİLİM ADAMI NASIL OLUR

Her bilen bilim adamı olmaz. Bilebilir, çok bilebilir… Hani ayaklı kütüphane derler ya. Bunlar çok bilir ancak bilim adamı olmaz. O halde kimdir bilim adamı. Bilim adamları aradan binlerce yıl geçse de unutulmaz. Bilgililer unutulur gider. Bilim adamı nasıl olur? Bilim adamının kafası her türlü karanlığa kapalıdır, aydınlıktır. O gerçeği arar, gerçeği bulur ve gerçekleri söyler, yayar. Yaşamını da ortaya koyar ancak gerçekleri söylemekten vazgeçmez. Düşünme gücü ile bilgi edinir, bilgilerini geliştirir. Karanlıkları aydınlatır. Bu nedenle insanlık bilim adamlarına çok borçludur. Canı ile kanı ile gerçekleri bulan ortaya koyan bilim adamları gerçek bilim adamıdır.

Neden gerçek bilim adamı çok zor yetişir, yaşar? Çünkü bilime düşman olanlar bilim adamına da düşmandır. Bilim adamı, bilgin... Her bilen bilgin değil dedik ya. Çok bilir, çok araştırır ancak beynini kiraya verir, başkaları için düşünür, başkalarının çıkarı ya da kendi çıkarı için gerçekleri bildiği halde söylemez. Öylesine yaşar ölür, unutulur gider.

Bilim adamı salt geçmişte değil günümüzde de yaşar, yaşam savaşı verir. Onurlu insan olur. Çok önemli makamlara yükselmez, çok varsıl olmaz. Ancak onurlu insan madalyasını taşır. İşte erdemli insan bu madalya için savaşmalı. Bilim adamları da bunlardan çıkar.

BİLİMİN TÜRLERİ

Bilim deyince kimilerinin aklına fen bilimleri gelir; fizik, kimya, biyoloji, matematik... Yo bilim salt bu alanları kapsamaz. Toplumsal bilimler de var. Onlar da diğer bilimlerle paralel yürür, insanı inceler, geçmişi inceler, toplumu inceler. Bilimin bu dalları da tıpkı diğer dallar gibi çok önemsenmeli ve bu alanda da onurlu yeterli bilim adamı yetişmeli. Bir psikolog, bir sosyolog, bir coğrafyacı, tarihçi... Bu alanlardaki bilim adamları da bir fizikçi, bir matematikçi denli önemlidir.

İnsanı tanımazsan, geçmişini bilmezsen, toplumu öğrenmezsen bildiğin fen bilimleri de bir işe yaramaz. İnsan kendini tanıyacak, geçmişini bilecek ki yarınını bilinçle hazırlayabilsin. Bu nedenle bilimin her alanı önemlidir her alanda onurlu gerçek bilim adamları yetişmeli.

SOSYAL BİLİMLERDEN BİRKAÇ ÖRNEK

Tarih bu alanın en önemli dalıdır. İnsanlığın geçmişini araştırıp geçmişteki olayları inceleyip yeni kuşaklara sağlıklı bilgi sunmak. Yeni kuşaklar da bu bilgilerle çürük tahtaya basmadan sağlıklı yürür.

Bilimin her alanında bilim adamı dürüst olmalı bilimsel gerçeklere bağlı kalmalı. Bir matematikçi kimsenin hatırı için 2x2=4 yerine 5 diyebilir mi? Ya da bir fizikçi bir fizik yasasını birilerine yaranmak için değiştirebilir mi? Hayır. İşte bu gerçeği sosyal bilimlere de taşıyalım. Bir tarih bilim adamı birilerine yaranmak için tarihsel gerçekleri saptırırsa bilim adamı olabilir mi? O ancak sahtekar olur, yalancı olur. Sosyal bilimlerde de gerçek onurlu ve erdemli bilim adamlarına gereksinim vardır. İnsanlık tarihi boyunca da olmuştur. Bu bilim adamları olmasa biz bugün dünü öğrenebilir miydik?

YAKINDAN İKİ ÖRNEK

Yakından yaşayanlardan iki örnekle konuyu kapatalım. Trabzon’dan bilimin her alanında çok bilim adamı yetişti, yetişiyor. Gidenleri rahmetle ve saygı ile anarken yaşayanlara da verimli ve başarılı yıllar dileriz.

KTÜ bölgemizin en önemli üniversitelerinden biri. Son yıllarda çok rahatsız edilse de yine başarılı bir üniversite. Konumuzla ilgili bir bilim adamından söz edeceğim. Tarihçi, Prof. Dr. Hikmet Öksüz. Genç bir bilim adamı. Çok yararlı çalışmaları var. Yöremizden yetişen bir değer olarak onur duyuyoruz. Tarih deyince mutlaka geniş kapsamlı düşünmek zorunda değiliz. İçinde yaşadığımız toplumun geçmişini de bilmemiz gerekir. Hikmet Bey bu konuda çok yararlı çalışmalar yaptı, yapıyor. Doğduğu ve büyüdüğü çevrede de çok güzel çalışmaları var. Aslında çalışmalarının en önemli yanı yukarıda uzun uzun vurguladığım gerçek bilim adamı özelliğine uyması. Kişinin elbette özel bir düşüncesi olur, görüşü olur da bilim adamı bilimsel ölçütlerden sapamaz.

Birçok yazımda da belirttiğim, tanıttığım çok çalışkan ve gerçek bilim adamı değerli arkadaşım Veysel Usta da bu üniversitede öğretim görevlisi. Hikmet Hocanın da çok yakın arkadaşı. Özellikle ilimizi ve bölgemizi ilgilendiren çok değerli eserleri, bilim dünyasına da kültür dünyasına da kazandırdılar, sağ olsunlar.

Hikmet Hocanın son birkaç yazısı dikkatimi çekti. Çaykaralı Hikmet Bey. Orada doğmuş, orada büyümüş, orada ilk ve orta öğrenimini tamamlamış. Çaykara’nın kültürünü de incelemiş inceliyor. Toplumsal tarihi ilgilendiren birkaç yazı yazmış. İşte orada gerçek bilim adamı özelliklerinden görünce bir kez daha bu değerli hocalarımızı tanıtma gereği duyuyorum. Prof. Dr. Hikmet Öksüz’ün Türk Tarih Kurumu üyeliğine seçildiğini duydum. Çok sevindim. Büyük Atatürk’ün emaneti iki kurumdan biri. Kurum son yıllarda çok iyi çalışmıyor. Türk Dil Kurumu da öyle. Bu iki kurum bir yüce idealin gerçekleşmesi için kurulmuştu. Son yıllarda tarih alanında birçok tartışmada kurumun hiç sesi çıkmıyor. Anlaşılan personeline maaş vermek ve birkaç eski kitabı basıp yayınlamak... Sayın Hikmet Hocanın kurum üyeliğine seçilmesine çok sevindim. Dilerim yararlı olur, ses getirir. Kuruma çok gider, yayın alırdım. Önceki başkanla da tanışıyor görüşüyordum.

Veysel Hoca da daha önceden toplumsal tarihle ilgileniyordu. Bu vakfın yayın organında yazıyordu. Veysel Bey de bilimden ödün vermeyen gerçekleri söylemek ve yazmaktan korkmayan bir bilim adamı. Onunla birlikte bir süre çalışmaktan onur duyarım. Bundan böyle de bu iki bilim adamının bilime daha da büyük katkılar sağlamalarını dilerim.

Bizlere düşen en önemli görev de onurlu gerçek bilim adamlarına sahip çıkmaktır.

 

                                                                                                                             

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.