GÖNÜLDEN…

Yazmaktan öte okumaktı derdim. Çok duyulan, dost ortamında sıkça söylenen, öğrenmeyi amaçlayan belki de ya da, bir dönemin güzel “hastalığı”-keşke daha bulaşıcı olsaydı.-

Yazınca kendini anlıyor, anlatıyor bir bakıma kendinle söyleşiyorsun, kendi dünyan ile iyi ya da kötü, kendi düşünsel yapın ile siyasal ve de kültürel dokun ile çıkıyorsun karşısına okuyucunun. Açıkçası öznel bulurum çoğu “yazanı.” Hem “zor” hem “kolay,” biraz bıçak sırtı bir durum, kaçanı da var, koşanı da var. Bir de sanalı var üstelik.

Ben de az “pimpirikli” değilim ya. Durum bu olunca kılı kırk yarar oldum.

Uzun yıllar hep önde tuttum okuyanı, -yine öyleyim ya.-

Değişik kimlik, kişilik, duygu-düşünce, siyasal yaklaşım zenginliği, nesnellik, akılcı düşünme-değerlendirme var “okumak”da. Farklı bakabilen, göremediğini görüp algılayan, yorumlayan ve zenginleştirerek sana katan… Yazma biçemiyle duygu ve düşüncelerine katkı sunan; daha insanlaştıran seni.

İletişim dilinin yaygınlaştığı, yazma araçlarının alabildiğine çoğaldığı son yıllarda, “yazma” eylemi kolaylaştı sanki. Bir de kuralsızlığın çok yaygınlaştığı, gelenekselleştiği, “sosyal medya” tehlikeyi katbekat artırdı. Düşünsel tehlike, sanatsal tehlike, etnik tehlike… Nalına da mıhına da vurma kolaycılığı. “Asal” diye belirlenen siyasal, sosyal, kültürel ve etik seçenekleri gözümüze, beynimize, ruhumuza sokma çabaları… Belirli pencereler dışında çevreye, dünyaya bakmama, bakamama sığlığı.

Ya siyah ya beyaz, ya kırmızı ya yeşil, bordo-mavi yok gibi…

Oysa yeryüzünde insan sayısıyla neredeyse eştir özgünlük. Bu özgünlük, “yaratı”dır aynı zamanda. Bir düşünün zenginliğimizi…

İnsanoğlunu bugünlere taşıyan birikim, bir tuğla örmek, bir damla su olmak kimi zaman; arı gibi, karınca gibi…

Okumayı önemsediği için kalemi hepten unutmak bu da kötü canım. Biraz da sorumsuzluk gibi geliyor bana.

Kuşkusuz duygular, düşünceler, etik değerler, siyasal tercihler, söyleyiş ve anlatım biçimleri kişiyi, “yazan” da yapar, “yazar” da yapar; kimi zaman da ozanlaştırır, -benden saygı onlara.-  

Bu serüven insan ömrü ile sınırlı değil bana göre. Ölümünden sonra anlaşılan, tanınan birçok ozan, yazar ve düşünür vardır ülkemizden ve dünyadan, -ışıklarda uyusunlar.-

-“Kardeşim sözlerin kime?”

-“Sitemin kendine mi başkalarına mı?” diye soranlar var sanki. Evet, şuanda.

Oysa koca Nazım çoktan vermiş yanıtı.

…ve hâlâ şarabımızı vermek için

üzüm gibi eziliyorsak

kabahat senin

-demeye de dilim varmıyor ama-

kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

 

-yarınlar güzel olacak-

 

 

Bilgi Notu: Gel zaman git zaman çoğu dost meclislerinde, “söz uçar yazı kalır”dan hareketle, “baskılar” çoğalmaya başladı. Güzele direnmek zordur ya, haftada bir yerel basın da yazmayı deneyelim dedik.

 

****

Sabri Dilber

sabridilber@hotmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum