04.11.2021, 09:37

Güç sende

Irkına, cinsine, mezhebine, rengine, sınıfına bakılmaksızın her bireyin insani yaşam koşullarında yaşama hakkı vardır, bu hak asla hiç kimse tarafından bahşedilen bir lütuf değildir.

İnsanlık tarihi araştırıldığında, ekonomik, siyasal, kültürel, sosyal, teknolojik, bilişim alanlarında hızlı ve çok geniş içerikli değişim ve gelişmeler olduğu görülmektedir. İnsani yaşam koşullarında öncelikli olarak; beslenme (gıda temini-iaşe/ikmal), barınma (ibate), korunma ve üreme çalışmaları ilk yeri tutmuştur. Nüfus ve inançların çoğalmasıyla da yönetime gereksinim duyulmuş ve böylece kargaşa olmaması noktasından hareketle devlet oluşmuştur.

Devlet, kültür varlığı ve birliği olan, kurumlaşmış bir ekip tarafından yönetilen, sınırları olan ve belli bir toprakta yaşayan siyasal topluluktur. Devlet ilk zamanlarda yalnız yönetim ve güvenlikle uğraşırken, sonraları eğitim, sağlık, ulaştırma ve ortak ilişkiler de temel görev alanına girmiştir. Böyle geniş bir görev tanımı olan devlette, Yönetici olan kimsenin, değerlendirme, durum muhakemesi, takdir ve karar yeteneği olmazsa yöneticilik yapamaz. Yönetici, günümüzde ekip halinde çalışarak, beyin fırtınasından faydalanır ve ortak akıl çerçevesinde kendini geliştirir ve ekip ruhuyla çalışma verimini artırırken liyakate de azami dikkat eder, etmesi gerekir. İyi yönetici; hoşgörülü, alçak gönüllü, samimi, toparlayıcı, çalışkan ve dürüst olan ancak taviz ve istismara da yer vermeyendir.

İnsani yaşam koşullarına sonraları bağımsızlık da eklenmiştir. Ulusun onur ve haysiyetle yaşayabilmesi için devletin bağımsız ve egemenliğin ulusa ait olması gereklidir. Peki, emperyalist güçlerin acımasızca sömürü düzenini sürdürdüğü günümüzde bu mümkün müdür? Ne kadar güçlü olursanız o kadar özgür, bağımsız olursunuz.

Demokrasiyi de bu halkaya eklemek gereklidir. Demokrasi, şu an olduğu gibi, kişi ve zümre egemenliğiyle yani monarşik, oligarşik veya teokratik (dini) yönetim biçimleriyle bağdaşmaz. Milli egemenlik düşüncesinin sonucu olarak laik hukuk düzenine geçişte; bir yandan teokratik hukuk düzenine ait ‘’Ümmet’’ fikri yerini ‘’Ulus’’ fikrine bırakırken, öte yandan ‘’kul/tebaa’’ fikri yerini ‘’insan/vatandaş’’ fikrine bırakmıştır. Bu gün çokça kullanılan ‘’İnsan Hakları’’ düşüncesinin temelleri bu düşüncelerle atılmıştır. Artık günümüz dünyasında insanca yaşamanın ancak laik-demokratik bir hukuk üzerinden olacağı gün gibi aşikârdır.

Adaletle halkayı tamamlarsak, adalet toplum faaliyetlerinin düzenli ve dengeli bir yapıda görevlerin karşılıklı yerine getirilmesi, hak ve doğruluğa saygıyı hedef alır. Adaleti sağlayacaklar adeta kuyumcu terazisi gibi hassas tartmalıdır. Son yıllarda ise bırakın teraziyi adalet onarılması güç yaralar almış hukuk adeta katledilmiştir. Ilımlı İslam politikası gereği ve küresel güçlerin desteği ile Cumhuriyetin koruyucusu ve kollayıcısı olan Türk Ordusu tasfiye edilmiş, adalet dizayn edilmiş, Atatürkçü düşünce sistemi (Kemalizm) değersizleştirilmeye çalışılmıştır. Yani adaletin herkese gerekli olduğu gerçeği unutulmuş ve sonucunda da onarılmaz hasarlar oluşmuştur.

İnsanca yaşamanın iç içe olduğu konuları kısaca irdeledik. Garbın zalimleri kendi farklılıklarını asgariye indirip, Şarkın hassasiyetlerini istismar ederek farklılıkları sürekli kaşıyarak kangrene dönüşmesi için her türlü alçaklığı yapagelmişlerdir. İçerideki düşmanlarla birlikte tabii, her dönem gibi…

Emperyalizm, kapitalizm aracılığıyla kendi çıkar düzenini kurmuştur ve onların ölenler, açlar, yoksullar umurlarında değildir. Ortadoğu’yu kan gölüne dönüştüren emperyalistler, Birleşmiş Milletler’in bir işe yaramadığını da ispatlamıştır, içleri boştur uluslararası örgütlerin…

Kan içici Amerika ve yandaşları vekâlet savaşlarıyla kendileri hiç zarar görmeden cahil ve bilinçsiz milletleri karıştırıp çekiliyor ve o ülkede yıllarca süren çatışma ve vahşet devam ediyor. Kazanan; ülkeyi karıştıranlar. Çözüm; milletin birlik ve beraberlik içinde kardeşçe yaşaması, eşit haklara sahip olması ve adil paylaşımdadır, bu birliktelik küresel güçlerin oyununu bozar. Kısaca insani yaşama dair yapılabilecekler kendi iç dinamiklerimizden çıkacaktır, dışarıdan beklenen umut boştur. Yani, güç sendedir, dışarıda değil…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Yorumlar (2)
Hasan Arslan 10 ay önce
Ağzına kalemine sağlık çok güzel bir yazı olmuş tebrikler
Neval EMİR 10 ay önce
Türkiye siyasi değil, ruhsal bir güçtür. Türk insanı bu gücünün farkına varmalı ve bizi koruyan ruhsal güçlerin varlığına inanmalıdır. Birlik ve beraberliğimiz ancak o zaman kendini gösterir. Bunun yanısıra emparyalist güçlere siyasal değil, İstiklal Savaşında olduğu gibi Kuvayi Milliye Ruhumuz ile mücadele etmeliyiz. Saygılar..