Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

Gündüzüm Seninle Gecem Seninle

Aşık olup sevdiğine açılamamış insanların dilinden düşürmediği şarkı! Dinlendiğinde yüreğe taş gibi oturan, yaranın acısını sızım sızım hissettiren şarkılardandır bu şarkı. Hele bir de sevdiğinizi bilinmez bir meçhule uğurladıysanız bu şarkı kaçınılmaz olur; sizi alır, götürür nereye gittiğinizi bilmeden!

Kıyaslama yapmak istemiyorum; ancak aşk o eski zamanlarda nasıl yaşanıyormuş, oradan buralara nasıl gelmişiz biz? Aklım almıyor! Bizim nesil aşık olduğunda uzun bir süre bunu itiraf edemezdi! Diyecek cesaretimiz ve sözümüz yoktu! Şimdi insanlar stadyumlarda aşklarını haykırıyorlar herkes duysun diye! Biz ise kimse duymasın, bize ait olsun diye çaba sarfederdik. Hangisi doğru, inanın bilmiyorum.

Biz aşkımızı yavaş yavaş ilan ederdik. İlkin anneye veya kardeşe, daha sonra çok samimi olduğun arkadaşına... Aşkının bilinmesi bu yolla yavaş yavaş büyürdü çevrede! Her duygu yavaş yavaş yaşanırdı kıymeti bilinerek. Belki de ondandır eski aşkların uzun sürmesi!

Annem, bu şarkıyı dinledikten sonra Türk Sanat Müziğinde arabesk etkilerin başladığına işaret eden şarkı olduğunu söylerdi. Ben hiç öyle hissetmezdim o günkü aklımla! Şimdi şarkının hikayesini size aktarayım lafı uzatmadan.

Konağın kızı artık büyümüştü. Çocukken oyun oynadığı kahyanın oğluyla ailesinin de ısrarıyla görüşmelerine mesafe koymaya başlamıştı. Anne:

"Kızım, sen artık genç bir kız oldun. Artık eskisi gibi Ahmet’le bu kadar rahat görüşmemelisin. Bak baban onu senin şöförün yaptı. Sen de ona göre davranmalısın."

Kız başını sallayarak ona 'olur' anlamında cevap verdi. Bu davranışıyla bu konuda konuşmak istemediği anlaşılıyordu.

Ahmet, konağın sahiplerinin tavırlarını anlamış ve konakta huzursuzluk çıkmaması için onların istediğini kabul etmiş gibi konakta kızla hiç görüşmüyordu. Akşamları konağın bahçesinde verilen fasıllarda Ahmet de ud çalıyordu. Ahmet çocukluğundan beri gittiği müzik cemiyetinde udu öğrenmiş ve ud öğretme seviyesine kadar gelmişti.

Kız çok uçarı olduğu için yaptığı yanlışları Ahmet yıllardan beri örtmek için çok çaba sarfediyordu ve bu nedenle hep cezalandırılıyordu. Ahmet, kızın koruyucu meleği gibi olmuştu. Kız ona 'Koruyucu meleğim!' diye hitap ediyor; ancak Ahmet’in ona beslediği duyguyu hissediyor ve onu kullanıyordu.

Ahmet uykusunda kızın adını sayıkladığında sabah annesi:

"Yapma oğlum, bu sevdadan vazgeç! Bak yine kızın adını sayıkladın! Yapma bunu, sonra çok üzülürsün!"

"Ne yapayım anne? Elimde değil, bir kere aşık oldum!"

"Oğlum bütün yaşamımız alt üst olur. Bunu bize yapma!"

"Tamam anne, bir çaresine bakacağım; fakat babam duymasın! Hadi üzülme!" deyip odadan çıktı. 

Konağa geçtiğinde konakta bir hazırlık olduğunu fark etti. Kime sormuşsa hazırlığın ne için yapıldığını öğrenemedi. O gün konağın ihtiyaçlarını almak için alış verişe çıktı. Geldiğinde konak süslenmiş bahçe hazırlanmıştı. Tekrar hazırlığın nedenini sorduğunda konağın kızını istemeye geleceklerini duyduğunda elinde tuttuğu paketler bir anda yere düştü! Kendini ayakta zor tutuyordu; yanındaki sandalyeye yaslandı. Salonun kapısında kızı gördü; kız çok neşeliydi. Talimatlar yağdırıyordu "Şunu yapın, bunu yapın!" diye. 

Derin bir nefes aldı ve arkasını dönerek konaktan çıktı. Müzik cemiyeti konağa yürüme mesafesindeydi. Sahilden cemiyete doğru yürüdü, içeri girdi ve başkanın odasını açarak:

"Efendim, bana bir hafta önce teklif ettiğiniz Almanya’ya yerleşip müzik yapma teklifiniz geçerli mi?"

"Ne oldu oğlum, ne bu halin, hasta mısın?"

"Bir şeyim yok!"

"Nasıl bir şeyin yok! Korkutma beni, ne oldu?" Ahmet başkanı babası kadar severdi. Onun ısrarlarına dayanamayıp gelişmeleri ona anlattı.

"Oğlum iyi düşün, bunlar gençlikte olur! Sonra da unutursun! Pişman olacağın bir şey yapma!"

"Hayır, ben kararımı verdim. Sevdiğim kızın yüzünde biraz ümit görseydim pişman olabilirdim. Eğer buradan gitmesem pişman olurum!"

"Oğlum, Alman konsolosluğunu arayayım. Yarın yaptıkları ekip yola çıkacaktı. Bakalım udi bulmuşlar mı?" deyip telefonu çevirip Almanca konuşmaya başladı. Telefonu kapattı.

"Eğer kararlıysan yarın akşam yola çıkılıyor; hazırlıklarını yap!" dedi.

Ahmet, başını sallayıp odadan çıktı. O akşam konağa gitmedi ve cemiyette kaldı. Ailesiyle vedalaşmadan Almanya’ya gitti. Bir gün sonra ailesi eve gelmediğini görünce aramaya başladılar ve en son cemiyete uğradılar. Orada çocuklarının Türkiye’yi terk ettiğini öğrendiler.

Aradan yıllar geçtikten sonra cemiyette müzik çalışması yapan üyelerden biri kitaplığın en üst gözünden bir müzik kitabı alır ve okumak için koltuğa oturur. Kitabı açtığında dörde katlanmış bir kağıt bulur. Kağıdı alıp açar ve içindekileri okumaya başlar.

Gündüzüm seninle, gecem seninle
Beyhude geçti bu, ömrüm derdinle

Aşkımı bir sır gibi, senelerdir sakladım
Geceleri rüyamda, ismini sayıkladım

Sevgilim saçların, zannetme solmaz
Dünyada sevenler, bahtiyar olmaz

Bu mısraları çok sever ve orada arkadaşlarına okur. Ancak kağıtta başka hiç bir şey yazmıyordur. Kağıdı cemiyet başkanına götürür.

"Efendim bu mısraları kitabın arasında buldum. Kimin yazdığını biliyor musunuz?"

Başkan kağıdı alır ve okumaya başlar. Yüzünde bir hüzün oluşmuştur. Kağıdın arkasını çevirir bakar. Hiçbir isim ve işaret göremez.

"Yazı bende kalsın. Teşekkür ederim, sen çıkabilirsin!" der. Yanındaki misafire döner ve yazıyı ona uzatır.

"Suat Bey bunu besteleyebilir misiniz? Ne dersiniz?"

Suat Sayın bu güfteyi besteler ve o şahane şarkı ortaya çıkar. Şarkının künyesinde güfte bölümü soru işareti olarak kalır.

Beste: Suat Sayın
Güfte: ?
Makam: Nihâvent
Usûl: Düyek
Seslendiren: Suat Sayın

Not: (Bazı gerçeklerden yola çıkılarak hayali olarak senaryolaştırılmıştır. Gerçeklik payı okuyucunun hayal gücüne bırakılmıştır.)

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.