Ali Osman Aktaş

Ali Osman Aktaş

GÜNÜMÜ GÖRÜN

Dilektir, yakarıştır, istek ve davranıştır.
Ölüp de dirilmek, ölmeden dara asılmak diye bir deyim vardır Alevi canlar arasında. 
Bu da “günümü görün” dileğidir.
Bir canın, haklının, hakkını alması - araması olayı olup, kulla kul arasında ölmeden önce hakkının görülmesi olayıdır ki bu bir helallik istemesidir. 
Alevi Bektaşi geleneği içerisinde bu dünya ile ilgili bütün sorunların, bütün şikâyetlerin ve her türlü kulun kulla arasındaki meselelerin çekildiği, sorunların tartışıldığı bir “dar meclisi” vardır. Görgü Cemidir bu da.
Dar meclisi, gelenek içerisinde dede huzurunda sorgulanan kulların, “hak meclisinde” nihai karar merci olan dedenin vereceği her hükmü peşinen kabullenilen bir meclistir.
“Günümü görün”, demek, sorunum var derdim var, şikâyetim var demektir.
Bu hususla ilgili herhangi bir kuldan alacağı isteyeceği ya da beklediği bir temennisi olan can (kul) dededen dara çekilmek dar meclisinin kurulması için diğer aracı hizmetlerle haber gönderir, meclisin kurulmasını istenir. 
Dede de buna uygun olarak zaten haftanın belli günlerinde periyodik olarak toplanan cemde bu tür davaların görülmesini gerçekleştirir.
Alevi Bektaşi geleneği içerisinde her kim ki bütün canlar, dedenin huzurunda bu dünyadan alacağını almadan, beklediğini görmeden, vereceğini vermeden, kul hakkıyla helalleşmeden göçüp gitmesine izin verilmez.
Bütün hak ya da helallikler bu dünyada alınır ya da verilir. Ancak o şekilde Ruz-i Mahşere tertemiz gidilmesine bakılır.
Yoktur, bu gelenek içerisinde öteki dünyaya bırakmak, öteki tarafta sorgusunun sualinin yapılmasına ve orada hakkının alınmasını beklemek.
Bu dünyayla ilgili bütün sorunlar, bütün dertler ve şikâyetler bu dünyada görülür ve cezalandırılır. 
Kul bu darda, günahı varsa, birinin hakkının üzerine çöktüyse, başka bir canın dünya malına gasp ettiyse dede huzurunda sembolik olarak ölür. O andan itibaren dede ve diğer gelenek içerisinde hizmetlerle birlikte sorgusu yapılır. 
Derdinin ne olduğu ya da şikâyetçi olunan konunun ne olduğu sorulur, araştırılır ve irdelenir. Cemaat içerisinde varsa görgü tanıkları dinlenir, görüşler alınır, fikirler beyan edilir. Bütün bunlardan sonra şikâyet eden ve şikâyetçi olunan kula kendi aralarında nasıl helalleşebileceği sorulur. 
Kul kendi davasına teşkil eden karşı taraftaki kuldan hakkını nasıl ödeyebileceğini ya da alabileceğini canlar önünde dedeye ikrar verir, niyaz eder. 
Sunduğu seçenekler en başta “günümü görün” diyerek şikâyetçi olan can tarafından kabul edilirse dede de bütün canların huzurunda nihai kararı açıklayarak canları barıştırır ve helalleştirir. Aksi durumda bu iki can ya da canlar kendi aralarında anlaşamazlarsa bu sefer dede, kendi yetkisini kullanarak, kararını, adil bir şekilde nasıl helalleşebileceklerini niyaz eder, canlar da kabul eder. Bu da ölmüş bir canın tekrar dirimidir.
Alevi Dedesi, Peygamberimiz Hz. Muhammed’den ve Ehl-i Beytten kan bağıyla günümüze kadar gelen bir soyun temsilcisidir ve Alevi Bektaşi geleneği içerisinde kutsiyet kazanmış bir şahsiyettir. Alacağı ve vereceği bütün kararlarda öncelikle Hak-Muhammed-Ali inancıyla adil ve hakkaniyetli olmak zorundadır ki bütün canlar bunu en müspet şekilde yapacağı inancıyla kararlarına her zaman niyaz ederler.
Bir Alevi can için en büyük ceza ait olduğu toplumundan uzaklaştırılma cezasına çarptırılmaktır. Ki bunun neticesinde bir dede tarafından düşkün ilan edilen can ya da canlar başka hiçbir ocak ve erkâna tabi olamaz, dâhil edilmez. Hiçbir toplumda kabul görmez. Bir vebalı gibi uzak durulur. Ne misafir edilir ne de misafirliğine gidilir. 
O yüzdendir ki Türkiye coğrafyası içerisinde suç oranlarının en az olduğu topluluklar Alevi Bektaşi geleneğine sahip olan topluluklardır. Çünkü onlar için en büyük ceza zaten bir dede tarafından kendilerine verilmiş düşkünlük cezasıdır. Böyle bir sorumluluk ve sosyal cezaya tabi edilen bireylere devletin vereceği cezalar kendi dedesinin vereceği düşkünlüğünden daha ağır olamaz.
Çünkü İslamiyet içerisinde Alevi Bektaşi geleneğinde en büyük günah kul hakkının yenmesidir ve bu hakkın da bu dünyada görülmeden bir canın çekip gitmesine ve öteki dünyaya göçmesine, Hakk’a yürümesine asla izin verilmez. 
İşte bu “günümü görün” sözü de buna işarettir. 
Haksızlığa uğramış, mağdur olmuş bir kişi, dedenin niyazında, Allah huzurunda, Hz. Muhammed ve Hz. Ali sevdasında helallik almadan ya da vermeden, gününü gördürmeden hiçbir şekilde öteki dünyaya gitmek istemez, Hakka kavuşmak istemez.
Küçücük bir kul hakkının ödenebilmesi için defalarca ölüm ritüelinde sorgu meleklerine ifade verir gibi dedenin huzurunda sorguya çekilen can, bilir ki bu dünyada veremediği bir hakkın helalini öteki dünyada hiç veremez.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.