22.10.2021, 10:35

Güzel Söz: İnsan Özünün Mütercimi

Âlemleri yoktan yaratan yüce Allah, tarihin her safhasında insanoğlunu muhatap kabul etmiş, elçiler görevlendirmiş, hayat bahşeden İlâhî kitaplar göndermiştir. Yapılması istenenler ile uzak durulması emredilenler bu kitaplar yoluyla bildirilmiş, peygamberler vasıtasıyla iletilmiştir. O halde insanlıkla yaşıt hak dinin teşekkülü vahiy ile olmuş, adına “İslam Medeniyeti” dediğimiz uygarlık, “söz” ile vücut bulmuştur.

Bu sözlerin sonuncusu olan ve bizzat kendisini “sözün en güzeli” olarak vasıflandıran kelam Kur’an-ı Kerim’dir (Zümer 39/23). Bu en güzel İlâhî sözde, insanın ağzından çıkan her kelamın melekler tarafından kayıt altına alındığı ilan edilmiştir (Kâf 50/18). Böylelikle sözün değerine işaret edilmiş, hak veya batıl, çirkin ya da güzel, doğru yahut yanlış olduğuna bakılmaksızın nurani elçiler aracılığıyla sözlerin arşivlendiği bildirilmiştir.

Yüce Allah’a gönülden iman eden müminin yaratıcı nazarında değerini artıran özelliklerden birisi hakikat üzere söylenmiş sözdür (İbn Hanbel, “Müsned”, V, 378). Değer artıran doğru söz, insanın işlerini yararlı kılmada, hataların üzerini örterek hiç yapılmamış hale getirmede mahirdir. Kur’an’da bu gerçeğe şöyle temas edilir: “Ey inananlar! Allah’a karşı gelmekten sakının, doğru söz söyleyin de Allah işlerinizi kendinize yararlı kılsın ve günahlarınızı size bağışlasın. Kim Allah’a ve Peygamber’ine itaat ederse, şüphesiz büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzâb 33/70-71)

İbrâhîm sûresinde ise güzel söz, kökü yerin derinliklerine yerleşmiş, dalları gökyüzüne yükselmiş, semeresi sürekli olan bir ağaca benzetilmiştir. Bu ağaç nasıl ki yüce Allah’ın izniyle her zaman meyve verecek, insanlara fayda sağlayacaksa, sarf edilen güzel sözler de böyledir. Konu hakkındaki âyet şöyledir: “Allah’ın nasıl bir misal getirdiğini görmedin mi? Güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetti. O ağaç, rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara böyle misaller getirmektedir.” (İbrâhîm 14/24-25)  Bunun mukabilinde kötü ve çirkin sözler, âyet-i kerimenin devamında zikredildiği üzere kökleri kesilerek gövdesi yerden koparılmış bir ağaca benzetilmiştir. Böyle bir ağaç nasıl meyve vermez ve hatta kuruyup çürümeye namzet ise kötü söz de aynen bunun gibi gayrı müsmir, bereketsiz ve neticesizdir...

Kur’an-ı Kerim’de böylesi kötü sözlerin sarf edilebilmesi, yalnızca bir sebebe bağlanmıştır. Bu sebep de haksızlık yapan, zarar veren, zulmeden bir kimsenin yaptığı kötülükleri bilmeyenlere açıklamak, aktarmak, insanları haberdar kılmaktır: “Allah kötü sözün açığa vurulmasını sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitmekte ve bilmektedir.” (Nisâ 4/148)

Ne kadar manidardır ki, Hz. Musa ile kardeşi Hz. Harun haddini aşmış Firavun’a tebliğ için elçi olarak gönderildiklerinde, kendisine yumuşak bir dil ile hakikati anlatmaları emredilmiştir (Tâhâ 20/44). Büyüklük taslayarak tanrılık iddia eden, halkını sınıflara ayırarak onlardan bir kısmına eziyet eden, anaları sağ bırakıp çocuklarını öldüren böylesi zalim bir kral karşısında bile izlenecek metodun yumuşak üslûp olması, muhatabın durumu her ne olursa olsun kendisine tatlı dil ile yaklaşılması gerektiğinin açık ifadesidir…

Ahlâkının temelinde Kur’an olan Allah Resûlü de bu usul üzere tebliğ faaliyetini sürdürmüş, “Kim Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsa ya hayır söylesin ya da sussun.” (Müslim, “Îmân”, 74) sözleriyle konunun ehemmiyetine işaret etmiştir. Aksi gerçekleştiğinde nelerin olabileceğini ise Kur’an veciz şekilde şöyle haber vermiştir: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi…” (Âl-i İmrân 3/159)

Zamanımıza gelindiğinde ise insan özünün tercümanı olan sözün değeri düşerken, sözlerin sesi yükseltilmiş ve hatta yüceltilmiştir. Sözler gönülden söylenir değil yalnızca ağızdan çıkar olmuş, böylece muhatabın yüreğine ulaşamadan kulak kepçelerinde hapsedilmiştir. Sözlerin gücüne inanılmadığından olsa gerek güçlü söz söylemekten aciz olanlar, var güçleriyle bağırmayı tercih etmiş, bazen bununla da yetinilmemiş, silahlarının sesleriyle insanların seslerini bastırmaya yeltenmişlerdir…

Unutulmamalıdır ki, Mevlânâ’yı, Yûnus’u, Hacı Bektâşı Velî’yi, Şeyh Gâlib’i ve daha nice gönül erlerini günümüze kadar ulaştıran ve yüreklerde yaşatan, hoşgörülü halleri ile gönülleri süsleyen güzel sözleri olmuştur. Kulaktan giren her söze özen gösterildiği gibi, ağızdan çıkan sözlere de riayet bir zorunluluktur. Şâhnâme’nin müellifi Firdevsî’nin ifadeleriyle, tatlı söz söyleyenin, kötü söz işitmeyeceği herkesçe malumdur. Bir tatlı sözün zehirli aşı dahi bal ile yağa dönüştürebileceği el hak doğrudur. Ağızdan çıkan sözün tıpkı yaydan fırlayan ok gibi olduğu, okun ise gittiği yerden geri dönmesinin imkân dışı bulunduğu reddi mümkün bir olgudur…

Sözlerinizin akarsu misali ulaştığı yerlerde çiçeklerin açmasına vesile olması duasıyla…

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 03 Aralık 2021
İmsak 05:51
Güneş 07:22
Öğle 12:16
İkindi 14:39
Akşam 17:00
Yatsı 18:26
12
açık