Haftaya bir öykü: Salih

Ezan sesi duyulur uzaklardan... Hafif hafif kar atıştırmaya başladı ezanın ritminde... Çaycı Salih, iki çay kapmış koştura koştura gidiyordu soğuğa aldırmadan... Yıllar içinde üşümeyi gülmeyi ağlamayı unutmuştu... Ağır gelse de yaşamın yükü omuzlarında sabah 6 akşam altı elinde çay askısı ile koşuşturup duruyordu... Lan diyordu benimkide yaşamak mı beee! Şu hayatın gelmişine geçmişine... Kar yağmaya Salih koşturmaya devam etti. Akşam üzerine doğru son çayı kendisine doldurdu ve kaçak sigarasını yaktı... Ciğerine dolan dumanın keyfiyle geçmişe döndü... Ağladı ağladı gözyaşları kara karıştı... Çekti bir yudum çayından...
***

Günlerden bir gündü... Kapı çaldı Salih evde tek başına annesini ve babasının işten dönmesini bekliyordu... Ancak onların anahtarı var diye düşündü... Sonra yine bizimkiler ödevlerini yapamadılar diye kapıya koşturdu... Bütün mahalleli kapıda başları önlerinde üzgün bir şekilde duruyorlardı... Aradan en çok tanıdığı Bakkal Rahmi Amca’ya korka korka sordu ne oluyor neden geldiniz?..
Bakkal Rahmi
Oğlum dedi ve ağlamaya başladı.
Garip bir durum vardı ve anlayamıyordu...
Bir yudum daha aldı çayından... Asıldı kaçak sigaraya boğulacak gibi oldu...
Öksürdü, küfretti 
Ne bitmez bu öksürük dedi
Doktorlarda çare olamadılar, dakikalarca öksürdü...
***

Oğlum annen ve baban!
Oğlum annen ve baban, kaldı sadece kulağında ve benliğinde o güne dair sadece annen ve baban...
***

İlkokulu zorla bitirip çaycı Muharrem'im yanına kalfa olarak girdi... O gün bu gündür 30 sene burada çalışıyor... Muharrem ölünce ocak Salih'e kaldı...
Kaybetmenin acısı bildiği tek duygu oldu. Başına ne geldiyse ne yaşadıysa unuttu bir kapı ağzında korkan gözlerinden yaş olup süzülüp giden anne babasını unutamadı. Bir gün bir kız sevdi.
Kızın adı Serap. Serap bir olalım istedi, birden çok olalım istedi. Salih çok sevdi. Çok severken düşündü taşındı...
Ölüm var dedi...
Ölümden geriye kalanlar var dedi...
Ya bir olursak, birden çok olursak dedi...
Ya bir gün Bakkal Rahmi amca bizim evin kapısına gelir...
Benim çocuklarıma “Ölmek” derse dedi...
Demesin, dedi... Hiç kimse ölenlerden geriye kalmasın dedi...
Ben ölürsem arkamdan kimse ağlamasın dedi...
Bir olmadı Serap’la, birden çok olmadı ölümden canı yanmıştı...
Öleceğini biliyordu. Ölümü ile kimsenin canı yanmasın istemişti. Bu istek esir aldı hayatını. Gitti Serap, tek kaldı...
Oğlum, annen ve baban hep kulağında çınladı...
Babası ve annesi durakta eve dönmek için beklerken patlama sonucu hayatlarını kaybetmişlerdi... O yüzden son kez de olsa o güzel yüzlerini bir daha göremedi parçalanmış cesetleri özenle toplanarak toprağa verildi... Hayalinde sabah gittikleri halde kaldılar...
Öksürük yine başladı... Yine küfretti... Sonra ağladı... Sığındı çay ocağına... Bir çay daha doldurdu...
Yine öksürük başladı...
Aynadaki yüzüne baktı. Ardından kimseyi üzemeyecek kadar yalnız. Ölümü reddedemeyecek kadar yorgundu...

guvenbaykan@gmail.com

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.