HALİ PÜR MELALİMİZ…

 

Bir araya gelip de birbirimize “Ne olacak bu memleketin hali?” diye sormadığımız hiç olmamıştır…

Biz Türklere ait klişe bir tümcedir bu…

Ama son yıllarda olduğu gibi hiç bu kadar ete kemiğe bürünüp, somutlaştığı da olmamıştı…

Cumhuriyetin kuruluşundan beri çok olaylar yaşadık, çok bunalımlar atlattık; ama hiçbirinde günümüzde yaşadığımız gibi problemler, sıkıntılar, krizler, kaygılar, endişeler, bilinmezlikler yaşamadık.

Yoksulluk da çektik, acı da ama; geleceğe hep umutla baktık, aydınlık yarınlardan “güneşli güzel günlerden” hiç umudumuzu kesmedik…

Memleketimizin içine düştüğü durum, geleceğe güvenle bakmaktan alıkoyuyor bizi…

Erzurumlu kadının, memleketinden kar ve soğuk haberleri getiren arkadaşına yakınması gibi…

“Yağar bacım yağar, kar da yağar soğuk da olur; sahapsız memleket!”

Ülkemiz o güzel Karadeniz türküsündeki sonbahar yaprağı gibi savrulup duruyor:

Ben denizde bir gemi

Dalgalar vurur beni

Ben ağaçta bir yaprak

Rüzgar savurur beni…

Ne yazık ki, bu savrulmuşluktan çıkış için bir umut ışığı da yok.

Dövizin yükselmesini dert etmeyen, halktan salgınla ilgili gerçekleri gizleyen,   eğitim sisteminin çökmesinden mutluluk duyan bakanlar…

Başta ekonomi olmak üzere eğitimden sağlığa, hukuktan demokrasi standartlarına kadar biriken sorunlarla uğraşmak yerine, halkı bölen, kamplaştıran, ötekileştiren; bu şekilde koltuğunu koruma telaşı içine düşmüş bir iktidar…

Cumhuriyet tarihinde hiç görülmemiş boyutlara ulaşmış, rekor üzerine rekor kıran işsizlik…

Açlık sınırı altında ücretle, yaşama tutunma mücadelesi veren milyonlarca çalışan…

Maliye Bakanı “oraya bakmıyorum, döviz elimizde” dese de yükselişi bir türlü durdurulup, dizginlenemeyen döviz…

Yalnız bugünü değil, geleceğimizi de ipotek altına alan; torunlarımızın da sırtına bir yük olarak bırakacağımız dev dış borçlar…

Yoksulu daha yoksul, zengini daha zengin yapan gelir dağılımı eşitsizliği.

İsraf ve savurganlığın “itibar” olarak sunulduğu şatafatlı saraylar, uçaklar, lüks araçlar.

Ülkeyi beton yığınına çeviren çevre katliamları…

Yağmalanan kıyılarımız, ormanlarımız…

Değiştirile değiştirile tam bir yazboz tahtasına çevrilen eğitim sistemimiz…

Laiklikten uzaklaşmışlıkla paralel olarak, tarikat ve cemaatlerin eline terk edilen binlerce çocuk…

Gittikçe derinleşen kadın-erkek eşitsizliği…

Patlayan, bir türlü önüne geçilemeyen kadına şiddet ve cinayet vakaları…

Çocuk tacizleri, çocuk tecavüzleri…

Halkın güvenini yitirmiş, iktidarın muhaliflerine gözdağı verip korkutma aracı haline getirilmiş bir hukuk…

Her gün sesi biraz daha kısılan medya, ekranları karartılmış televizyonlar…

Memleketinden umudunu kesmiş, bir şekilde kendini yurt dışına atmaya çalışan binlerce genç…

Belki de bunlardan daha da önemlisi, halka bir türlü umut olamayan muhalefet partileri…

Halkın geleceğe umutla bakmasını sağlamayan, vizyondan uzak, sorunlara çare üretmek yerine, kendi iç çatışmaları içinde boğulan, bir dediğini yüzlerce açıklama yaparak düzeltmeye çalışan yöneticilere sahip bir ana muhalefet partisi

Çetin Altan böyle durumlarda “enseyi karartmayın” derdi..

Biz de öyle yapalım…

Gelin;

Kaybolan umudumuzu tekrar yeşertelim

Aklımızı başımıza toplayalım…

Ne de olsa,

Durumumuz 19 Mayıs 1919’dan kötü değil…

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum