11.05.2022, 10:02

Hangi “Üçüncü Yol” ? -2-

Sistem içinde çözüm arayıcılar, her dönem kendisine ciddi seçenek oluşturabilecek olası tehlikelere karşı yedeklerini hazırlamada oldukça beceriklidirler. Görüntü ya da vitrin değişikliğine, söylem değişikliğine gidilerek toplumsal muhalefetin/sistem karşıtlığının önünü kesmekte pek mahirdirler. Sözünü ettiğimiz “toplumsal muhalefet” yerleşik Batı programı ve dayatmalarına –Emperyalizme- cepheden karşı çıkıyor ve bunun gereği olarak program bazlı/stratejik düşünüyor ve buna uygun davranıyorsa önüne duvarlar örülür ya da yeni havuzlarla engellenmeye çalışılır.

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ülkemiz için ABD ve NATO, hep bu çaba içerisinde olmuş. Kendince bunun gereğini çoğunlukla başarmıştır da. Örneğin, 27 Mayıs Devrimi ve 1961 Anayasasını 1965’ten sonra özellikle 1971’de budayarak/budatarak yola koyulmuş. Amacını 1980 Eylül darbesiyle pekiştirmiştir. Ne zaman devrim koşulları gelişse önüne değişik havuzlar, göller çıkarılmakta, denize varmanın önü bir biçimde kesilmektedir. Geçmişte Demirel Hükümetleriyle –özellikle MC’lerle- yapılan, daha sonra Özallarla iyice azgınlaşan liberal zevzeklik/uygulama, kendine kimi solcuları da eklemleyerek günümüzde işbirlikçi parti ve çevrelerin iktidar beklentilerinde önemli bir yöntem durumuna gelmiştir.

Bugün halkın hoşnutsuzluğu zirve yapmış, ülkenin bağımsızlığı ve özgün Cumhuriyet ilkeleri, Devrim ilkeleri ve amaçları tersyüz edilmiş, yurttaş ve birey kimliği fazlasıyla hırpalanmış, ümmet ve tebaa toplumu öne çıkarılmıştır. Özellikle işsizliğin artması ve göç sorunuyla yoksullaşan toplum, dilenciliğe sürüklenmiş. “Sadaka” kültürü dayanışma geleneğinin ve kültürünün yerini almıştır. Devletin sosyal yanı, korumacılığı, eşit ve adil davranma gibi sorumluluk ve görevleri unutulmuş, baba kimliği terk edilerek aslan ve sırtlanların insafına bırakılmıştır.

Kökten çözüm bekleyen devasa sorunlar sistem içerisindeki dama taşlarının yer değişmesiyle çözülemez olmuş. Siyasi anlatımıyla söylemek gerekirse sorun artık sistemle –AB, ABD, NATO ve yerli bileşenler/işbirlikçiler- hesaplaşarak çözülecektir. Bu hesaplaşma ilgili güçlerin birliğinin yanı sıra, uzun erimli olup sabır, kararlılık gerektirir. Sistem içi nemalanmalara/tuzaklara karşı durmak/durabilmek çok önemli. Süreci götürmede stratejik bakışı/öngörüsü olan, seraplara aldanmayan, sanal kurtuluş ve havuz reçetelerine güvenmeyen, hele “sonrasına bir bakarız” diyerek hazırlıksız davranan rehavet düşkünlerine “zafer sarhoşları”na bel bağlamak büyük yanılgı ve hüsran olur.

Bunları söylememizin nedeni geçmişte de benzer hatalar/yanlışlar sergilendiği içindir. Değiştirilmesi gereken öncelikle strateji olmalıdır. Ayrıca bu stratejiyi oluşturacak toplumsal dayanak ve önderlik konusu ikinci bir önemli koşul. Bugün Türkiye’nin temel sorunsalı budur. Topluma pompalanan özellikle iki cephenin –“Cumhur” ve “Millet” Cepheleri– varlığı ve dışında bir seçeneğin güçsüzlüğü insanımızı teslimiyete sürüklemekte, sistem dışı çözümün olanaksızlığı çok yönlü propaganda ve saldırı ile yok sayılmakta/saydırılmak istenmektedir. Böylesi bir “çaresizlik sendromu” ile yine insanımız “ehven-i şer’e” -kötünün iyisine- zorlanmakta. Dolayısıyla sistemin yıpranan aktörleri yerine yenileri konularak sistemin çürümüşlüğü, açmazı, bitişi ötelenip unutturulmak istenmekte.

Dünya egemenleri ve onların ülkemizdeki payandaları, işbirlikçilik temsilciliği yarışındaki siyasiler, “rol kapmak” için gözü kara savaşım vermekteler. Bugün somut siyaset dünyasına bakıldığında “en iyi ben yaparım” yarışı sürmekte. Fakat neyin, nasıl en iyi yapılacağına ilişkin program ve strateji farklılığı yok. Sistemle değil, kişilerle hesaplaşmayı öne çıkarmak, dünya egemen sömürü sistemini ve yerli temsilciliğinin ömrünü uzatıyor. Yine Batı merkezli ekonomik/siyasal tercihler… Yine NATO- AB- ABD eksenli iç ve dış politika yarışı… Yine sisteme bağlılık… Yine sadakat! Oyun kurma görevini almak için önceki ekip ya da temsilciler karalanırken, yeni oyuncular allanıp-pullanıp cilalanarak kamuya sunulur. Aslında bunu yapan sistemin dünya ölçeğindeki yukarıda sayılan merkezidir. Böylece “ağa-babaların” çıkarı yerli işbirlikçilerle tazelenir, sistem sürdürülür.

Ülkemizin bağımsızlığını esas alan, üretimi olmazsa olmaz gören, yapay sektörleri ve kap kaçlığı önleyen, yurt içi/yurt dışı kambur ve engellerden –sömürgenlerden- arınarak, çağdaş ve uygar toplum ülküsünü unutmadan bir ROTA belirlemek zorunludur. Daha da benzeri ilkeleri olabilecek bir oluşumdan, en az 100-150 yıllık bir birikim ve kalıttan söz ettiğimi vurgulamak isterim. Böylesi bir tarihsel süreci/zenginliği unutup seçime yönelik ufuksuz, ilkesiz, programsız birlikteliği –nasıl yaşayacaksa- öne çıkarmak, aşırı önemsemek ve kurtuluş reçetesi olarak sunmak “SİSTEM”in büyük ayak oyunu, yeni havuzu olsa gerek. Toplumun sistem karşıtlığı böylece yönlendirme/etkileme (manipüle) ile durdurulmak istenmekte.

Türkiye’den yana olanların, “Türkiye Cephesi” ufkuyla soruna bakmaları çok önemli. Aynı ya da benzer ütopyalar taşıyan/barındıran öncülerin tarihsel görevi seçim oyunlarına ve dönemsel çıkar tuzaklarına düşmeden uzun erimli birlikteliği örmek olmalıdır.

03 Mayıs 2022

Trabzon

- Yarınlar güzel olacak-

Yorumlar (2)
Fikret AŞÇIOĞLU 1 hafta önce
Çok güzel bir yazı.
Teşekkürler hocam eline sağlık.
Çok güzel bir tespit yapmışsın.
Kişilerle değil,sistemle mücadele etmeliyiz.
Fikret AŞÇIOĞLU 1 hafta önce
Çok güzel bir yazı.
Teşekkürler hocam eline sağlık.
Çok güzel bir tespit yapmışsın.
Kişilerle değil,sistemle mücadele etmeliyiz.