HARBİYELİ MUSTAFA KEMAL

  Mustafa Kemal, 1834 yılında ‘’Mekteb-i Ulum-ı Harbiye adıyla İstanbul’da kurulan ve şimdiki adıyla Kara Harp Okulu olarak adlandırılan ve amacı liderlik özellikleri gelişmiş, askeri sevk ve idare yeteneği kazanmış, yeterli fiziki yeteneğe sahip muvazzaf subay yetiştirme olan Şanlı Yuvaya 13 Mart 1899 yılında girmişti. 
Her yıl 13 Mart günü O’nun Harbiye’ye girişini kutlama ve O’nu anma törenlerinde elbisesinin apolet numarası olan 1283 okunduğunda heyecan ve O’nun gibi Harbiyeli olmaktan duyulan onur, gurur ve övünçle, hançeremiz yırtılırcasına en gür sesimizle            ‘’İçimizde’’ diye bağırırdık.
Bu içten haykırış O’nu özümsediğimizin ve ilkelerine inanmışlığımızın adeta yüksek sesli ilanıydı. Bu haykırışla sesimizin kısılması da bağlılığımızın ispatı olarak bizi gururlandırır ve sevindirirdi ve uzun sürsün isterdik. 

Bizim için Harbiye demek; sevmeyi, çok sevmeyi hem de ölümüne sevmeyi öğrenmek ve öğretmekti, Eşsiz Vatanımızı, Asil Şehit Kanlarıyla ıslanmış Şanlı Al Bayrağımızı, tüm insanları ve Türkiye Cumhuriyetini dünyaya meydan okurcasına kurarak bu günkü hür ve demokratik ortamda yaşamamızı sağlayan Mustafa Kemal Atatürk’ü…
yazi-icine-005.jpgO ‘’Benim naçiz vücudum bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır(yaşayacaktır)’’ demişti. 
Madden ölmüş ve yok olmuşsa da fikirleriyle, düşünceleriyle ve ilkeleriyle yaşadığını, yaptığı devrimleriyle her zaman hissediyor ve ateş çemberinde olan ülkeler yanında ayakta ve dimdik durabiliyorsak, O’ndan kaynaklandığını ve O’na borçlu olduğumuzu çok iyi biliyoruz.
Türkiye Cumhuriyetini Gençlere emanet edip, onları Cumhuriyetin bekçisi ve sahibi yaparak da sonsuzluğa ulaşmanın temelini atmış ve güvendiği gençlik de eserlerine sahip olma iradesini, kararlılığını ve gücünü göstermiştir, göstermeye de devam etmektedir.
Hiçbir zaman Milletin bağrından bu sevgiyi koparıp atamayacaklar ve Karşı Devrimciler en nihayetinde gereken dersleri alacaklardır.
Çeşitli uydurma isimlerle adlandırılan kumpas davalarıyla güçsüzleştirilen Türk Silahlı Kuvvetlerinin ne denli önemli olduğunu son yaşadığımız olaylar açıkça göstermiştir. Ancak, unutulmamalıdır ki; kendi Silahlı Kuvvetlerini aşağılayan Milletler tarih sahnesinden yok olup gitmeye mahkûm olmuşlardır. 
Tabii ki TSK’nın Siyasi İktidarın emrinde ve kontrolünde olmasının tartışılır bir yanı yoktur. Fakat bu kadar silikleştirilmiş, adeta özgüvenini yitirmiş gibi görünen şanlı güçlü Türk Ordusu tarihi boyunca bu kadar sıkıntılı durumlara da düşmemiştir.
Ne Genelkurmay Başkanı, ne Kara Kuvvetleri Komutanı, ne de Harekâtı yöneten Komutan toplum tarafından tanınmaktadır. Tanınan Milli Savunma Bakanıdır. Haberlerde MSB Akar ve Genelkurmay Başkanı diye dinlersiniz, yani hani kadının adı yok denir ya şimdi de Askerin adı yok. Varsın olmasın Onları, Atatürk’ün de söylediği gibi, Türk Milleti Ordusunu çok sever; onu kendi idealinin koruyucusu kabul eder.  
  Askerler esasında tanınmak ta pek istemezler, işlerine yoğunlaşmış ve kendilerini de görevlerine ve Milletine adeta adamıştır. Çünkü çoğu Atatürk ile aynı okuldan mezun olmanın ve aynı üniformayı taşımanın ağır sorumluluğunu taşımakta ve Türk Milleti ile elele olmanın güvencesini de manevi olarak arkasında hissetmektedir.
Millet olarak her konuda arınmaya ihtiyacımız var. Başarmanın yolu, yalnızca liyakatle herkesin işine odaklanarak, akıl, bilim ve nitelikli eğitimden geçmektedir.
Siyaset üstü bir milli seferberliğe ihtiyacımız var. Sevgi seferberliği, görevi en iyi yapma seferberliği, eğitim seferberliği, adil bölüşüm seferberliği, haksız kazancı önleme seferberliği, hukukun üstünlüğünü sağlama seferberliği, özgürlükleri güvence altına alma seferberliği…
  Ayrıştırmayan, ötekileştirmeyen, her kesimi kucaklayan, erdemli, yürekli, liyakatli, toplumsal düşünen iyi insanları bulup çıkarmalı ve ferdi iyilikten ziyade toplumun çıkarlarına kendini adayanların yönettiği bir ülke yaratmalıyız, herkesin eşit olduğu, katılımcı demokrasi ile yönetildiği ve en önemlisi insan olarak kabul gördüğü bir yönetim iş başına gelmelidir. 
  Ve ilk işlerinden biri olarak en kısa sürede de yaz-boz tahtasına dönen eğitim sistemi, bilimsel düzenleme ile ‘’erdemli, iyi insan yetiştirme’’ temelleri üzerine oturtulmalıdır.
  Dünyaya meydan okumak hamaset yapmaktan değil; çalışmaktan, bilimden, fabrika bacalarını tüttürmekten, kaliteli çağdaş bilimsel eğitimden, toprağını verimli işlemekten, hayati önemi haiz varlıklarını satmamaktan ve ahlakı egemen kılmaktan geçer.
  Bunun için yönetim kadrolarını oluştururken duygusal davranarak eş, dost, akraba, yandaşlarla değil, akli davranarak liyakatli, işinin uzmanı, bilgili, kültürlü, eğitimli ve Atatürk’ün ifade ettiği gibi, vatanını en çok seven görevini en iyi yapandır felsefesini şiar edinenlerden teşkil etmeye çalışılmalıdır. Yoksa birilerinin ayaklarına gitmek zorunda kalırsınız hep, hem de mahcup ve tedirgin olarak… 
Partili olma kimliğinden ziyade tek geçer akçe yapılacak işin ve kişinin en iyisinin, en doğrusunun, en güzelinin, en yeteneklisinin, en beceriklisinin bulunmasıdır.
Mustafa Kemal’in Harbiye’ye girişinin 121’inci Yılında ‘’1283 İÇİMİZDE’’ diye haykırarak sizlere sağlıcakla kalın diyorum. Saygılarımla…

 


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum