26.11.2021, 09:50

Haset: Esaretin Bedeli

Tevbe suyuyla yıkandığında dahi kalpten tamamıyla arınması güç tek kir hasettir. Haset, insanoğlunda fıtrî olarak var olan kıskançlık duygusunun hastalığa dönüşmüş halidir. Haset, sahip olduğu maddi veya manevi güzelliklerden, nimet yahut faziletlerden dolayı başkasını kıskanmak, çekememektir. O halde haset, Allah’ın takdirinden razı olmamak, nefsin esareti altında ömrü zayi etmektir. Kur’an bu duruma şöyle temas etmiştir: “Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan verdiği şeyler için insanlara haset mi ediyorlar?” (Nisâ 4/54)

Râğıb el-İsfehânî haset kavramını, “hak sahibinin elindeki nimet ve imkânların gitmesini temenni etmek ve bunun için çaba sarf etmek” diyerek izah etmiştir. Bu manada haset, hasetçinin kendisi için beddua iken haset edilen kimse için bir tür duadan ibarettir…

Servet-i Fünûn dönemi şairlerinden Cenap Şehabettin’in ifadesiyle haset, başkasının balını kendi ağzında zehir etmektir. Hâris el-Muhâsibî ve Gazzâlî gibi birçok İslam ahlâkçısı, balı ağıya çeviren hasedi bir duygu olarak görmüş, fiilî teşebbüsleri ise hasedin sonucu telakki etmişlerdir. Hatta Gazzâlî, haset halinin sebeplerini sıraladığı İhyâü Ulûmi’d-Dîn isimli eserinde bu hal içerisinde olan kimselerin yüce Allah’ın nimetlerini kıskanan bir tabiata sahip olduklarından bahsetmiş, tedavilerinin çok zor seyredeceğini kaydetmiştir...

Ahlakı bir felsefe problemi olarak tartışmaya açan filozof Kindî, felsefî mahiyette telif edilmiş ilk ahlâk kitabı olma özelliğine sahip el-Hîle li-Defʿi’l-Ahzân isimli eserinde hasedi, üzüntü ve mutsuzluk sebebi olarak görmüştür. Kindî’ye göre haset, ruhu kirleten bir kusur, kötülüklerin en tehlikelisidir. Aynı zamanda başkasının zarar görmesini isteme arzusu olduğundan “kötülük sevgisi”dir.

Hasedin temelinde insanın kendi varlığına dair beslediği değersizlik kanısı vardır. Hasetçi, benliğini öne çıkarma eğiliminde olduğundan kendi çıkarını önceleyen, hemcinslerinin dertleriyle hemhal olmak şöyle dursun bazen kötülüklerini dahi arzu eden kimsedir. Bu yönünden dolayı haset, kötülük sevgisinin yanında ben-merkezcil bir problem, psikolojik bir illettir.

Haset, dostluğu rekabete, sevgiyi nefrete, muhabbeti öfkeye dönüştüren marazdır. Böylesi tehlikeli bir duyguyla hareket eden kişi, insanlara karşı tahammülsüz, cüretkâr ve sabırsızdır. “Ne bahtiyardır o kimse ki; yoldaşı kıskanç değildir.” diyen Celâleddîn-i Rûmî, herhalde bu vasıfların olmadığı bir arkadaşı arzulamaktadır…

Manidardır ki, ilk isyan hareketi, ilk halifenin yerkürede görevlendirilmesi aşamasında haset yüzünden çıkmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur: “Hani meleklere, Âdem için saygı ile eğilin, demiştik de İblis hariç bütün melekler hemen saygı ile eğilmişler, İblis (bundan) kaçınmış, büyüklük taslamış ve kâfirlerden olmuştu.” (Bakara 2/34) Secde etmeyişinin sebebini İblis, kendince şöyle açıklamıştır: “Ben ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu ise çamurdan yarattın.” (Sâd 38/76)

Yeryüzüne gelince hasedin feci akıbeti “Âdem’in iki oğlunun kıssası” olarak Kur’an’da zikredilen Hâbil ile Kâbil arasında gerçekleşmiştir. Hâbil’in takdim ettiği kurban kabul edilince Kâbil: “Çaresi yok, seni öldüreceğim!” (Mâide 5/27) diyebilmiştir. Devamını ise Kur’an şöyle haber verir: “Derken nefsi onu kardeşini öldürmeye sevk etti de (nefsine uyarak) onu öldürdü ve böylece ziyan edenlerden oldu.” (Mâide 5/30) Böylece Kâbil, kardeşi Hâbil’i çekememiş, hasedi tanımlayan Rus yazar Tolstoy’un ifadesiyle, “insanı alçaltan ve küçülten haset” yüzünden bilebildiğimiz kadarıyla yerkürede ilk cinayeti işlemiş, alçak bir mahlûk haline gelmiştir…

Bir başka haset olayı, Hz. Yûsuf ile kardeşleri arasında cereyan etmiştir. “Yusuf’la kardeşi (Bünyamin) babamıza bizden daha sevgilidir... Yûsuf’u öldürün veya onu (uzak) bir yere atın ki babanızın teveccühü yalnız size kalsın!” (Yûsuf 12/8) diyerek, kardeşleri Yûsuf’un canına kastetmeye yeltenmişlerdir. Ancak Kâbil kadar hadlerini aşamamışlar, Hz. Yûsuf’u öldürmeden bir kuyunun derinliklerine mahkûm etmişlerdir…

Dolayısıyla yaratıcıya karşı İblis’i isyana sevk edip kıyamete kadar lanetleten, Kâbil’e yeryüzündeki ilk cinayeti işleten ve yıllarca baba ile oğlu birbirine hasret bırakacak tuzağı Yûsuf’un kardeşlerine tertip ettiren haset olmuştur…

Özetleyecek olursak haset, yeni değil uzun yılların ciddi problemidir. Dün olduğu gibi bugün de aile hayatımızda, sosyal yaşamımızda, iş ve ticaret sahamızda elhasıl insanoğlunun hemcinsleriyle birlikte ömür sürdüğü, iş gördüğü her alanda fertlerin birbiriyle kavgasına, kardeşliğin kaybolmasına, huzurun yok olmasına sebeptir. Allah Resûlü’nün, “Bir insanın kalbinde iman ile haset bir arada bulunmaz.” (Nesâî, “Cihâd”, 8) sözleri yüreklerde yer etmeli, ateşin odunu yakıp tükettiği gibi hasedin de sâlih amelleri küle dönüştüreceği bilinmelidir (Ebû Dâvûd, “Edeb”, 44). Nasıl ki, vücudun organları birbirlerine haset etmeden vazifelerini yürütmekte, aynı vücudun organları gibi olan müminler de meziyet ve niteliklerini hasede satmadan bir arada ve beraberce yaşayabilmelidir…

Haset hapishanesinde mahpusları bulunanların azatları duasıyla…

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 18 Ocak 2022
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
6
parçalı bulutlu