HAVA ALANINDA KANLAR İÇİNDE BİR BAVUL... PEKİ KATİL KİM?

HAVA ALANINDA KANLAR İÇİNDE BİR BAVUL... PEKİ KATİL KİM?

İstanbul’dan kalkan uçağımız Milano’nun Malpensa hava alanına indiğinde öğle üzeriydi…

   Kafilede üç gazeteciydik; Milliyet’ten Taki Doğan, Hürriyet’ten Ahmet Pir, Tercüman’dan da ben…
Hentbol erkeklerde Türkiye şampiyonu olan İstanbul Bankası Yenişehir’in Avrupa Kupası’ndaki rakibi İtalya’nın Tacca takımı olmuştu.
Milano’ya bu nedenle gitmiştik!..
thumbnail_9fb807f1-fd5a-4b15-ae17-d2e29670b314.pngKafilede federasyonu başkan Şeref Tunca temsil ediyordu.
O dönemlerde federasyon temsilcisi olmadan kulüp takımlarımız yurt dışına gönderilmezdi.
Uçaktan indiğimizde havanın oldukça serin olması herkesin dikkatini çekti…
Nasıl çekmesin; üstümüzde incecik ceketler vardı!
Hafif de yağmur çiseliyordu…
Sevmem bu tip havaları…
İçime bir kasvet çöktü.
Neyse konumuz bu değil…

                                        ***********
 
Hava alanından Hotel DelleNazioni’ye gelmemiz bir saatten fazla sürdü.
Odalarımıza yerleştikten sonra lokantada buluştuk.
Çok acıkmıştık!
Bize ayrılan uzunca bir masaya yerleştik…
“Ne sipariş verdiniz?” diye sormayın…
İtalya’da ne yenir?
Elbette spagetti ve pizza…
Açlıktan olsa gerek, Spagetti Bolonez ve Gennaro Pizza’ya bayıldık…
Birer porsiyon daha istedik…
Laf olsun diye tercümanımıza sordum; Kim yapmış bunları? Harika olmuş…”
Garson uçurmuş hemen ustaya haberi…
Bir dakika sonra 100 kiloluk çok sevimli bir İtalyan gelmesin mi?..
Türk olduğumuzu öğrenince, koşturmuş…
“Size birini soracağım… Yaşıyor mu merak ettim” dedi.
Ben içimden, “Ya Can Bartu, ya da Metin Oktay…” diye geçirdim.
Çünkü ikisi de İtalya’da top koşturmuştu…
Ama sevimli tombik adam “Şukru..Şukru… Seimorto?” diye bağırınca…
Anladım ki, Beşiktaşlı ünlü golcü Şükrü Gülesin’i soruyor…
thumbnail_f687d31c-caee-416c-bf40-843b250a7101.pngSadece, “morto” diyebildim…
Öldüğünü duyunca İtalyan pizza ustası adeta yıkıldı; başladı ağlamaya…
Sonradan öğrendik; adam Romalıymış; rahmetli Şükrü Gülesin’iLazio’da oynarken çok seyretmiş…
Hayranı olmuş!
Neyse konumuz bu da değil…

                                        ***********
Karnımız doydu ya…
Lobiye geçtik; “Cappuccino” içeceğiz…
Rahmetli Şeref Tunca’ya “Gel hocam birlikte içelim” dedim…
“Benim işim var” diyerek teklifimi reddetti…
Ve biraz sonra da otelden ayrıldı; bozulmuştum!
Hocayı iyi tanırım; birlikte çok seyahatimiz olmuştu.
Gittiği ülkelerde öyle “gezmeyi tozmayı” pek sevmezdi.
Lobide oturur, maç gününü beklerdi.
Milano’da hocanın huyu mu değişmişti?
Yine de üstünde fazla durmadım.
3- 4 saat sonra Şeref hoca kan ter içinde geldi.
Bir hayli dolaştığı her halinden belliydi.
“Hocam bu ne hal?” diyecek oldum…
“Yok bir şey, biraz dolaştım” diyerek kapattı konuyu…
Şeref Tunca’nın sonraki günlerde yalnız başına devam ettiği “Milano turları” kafiledekilerin de dikkatini çekmişti.
Ama hoca hiç kimsenin sorusuna yanıt vermeyerek gizemini dönüş gününe kadar korudu.
Bu arada takımımız, Yugoslav hakemlerin de yanlı düdükleri neticesinde İtalyanlara 7 sayı farkla yenildi.
Ve ertesi gün hava alanının yolunu tuttuk…
Uçağımız akşam üzeri İstanbul’a ulaştı.
Bagajların gelmesini bekliyoruz…
Birden ortalık karıştı.
Koşuşanlar… Çığlık çığlığa bağıranlar… 
“Polis nerede” diye feryat edenler…
“Katil var... Aman kaçmasın…” diye telaşlananlar…
Böyle şeylere pek ilgi göstermem ama uçak bizimki olunca, doğal olarak meraklandım.
Kalabalığa yaklaştım.
İçinden kanlar fışkıran kocaman bir bavul, bagaj reyonunda dönüp duruyordu.
Kanlar diğer bavullara, çantalara, eşyalara da bulaşmıştı.
Ortalık adeta kan gölüne dönmüştü.
Polisler etrafımızı sardılar.
Ve sorgulama başladı:
aaaa-002.png“Bu bavul kimin?..”
Uzun süre kimseden ses çıkmadı.
Polis bu kez daha yüksek sesle bağırdı:
“Söyleyin… Bu bavul kimin?..”
Bu arada arkalardan birinin bağırdığını duydum: 
“Bavul benim…”
Ses çok tanıdıktı…
Dönüp baktığımda, üzüntü içindeki Şeref Hoca’yı gördüm.
Öylece donup kalmıştım!
Aklımdan onlarca senaryo geçiyordu.
Hoca kimin cesedini bavula koymuştu?
Yanına yaklaşıp “Ne yaptın sen hocam?” diye fısıldadım…
Hoca; “Yusufçuğum beni kayınbirader mahvetti” dedi ve başladı anlatmaya:
“Kardeşim adam araba delisi… Çocuğundan çok arabasını seviyor. Yeni aldığı kırmızı arabasını çizmişler. Türkiye’de aynı renkte boya bulamamış. Benden araba boyası istedi. Milano’da işte bunu aradım günlerce… 5- 6 kutu aldım. Sanırım uçakta basınçtan boyalar patladı. Şimdi boyalara mı yanayım, yoksa yakınlarıma aldığım çok pahalı Nara Camicie marka güzelim gömleklere mi?..

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.