Havalimanı dert limanı oldu!

  Trabzon Havalimanı ile ilgili bir süre önce iki satır eleştiri getirdik, genel müdürlükten Trabzon müdürü arandı. Müdür bey de, bizi aradı, eksiklerin en kısa süre içerisinde düzeltileceğini, alandaki yoğunluk nedeniyle bu tür olayların olabileceğini vs. belirtmişti. Dün yurt dışından gelen bir Türk yolcu aradı ve ‘Trabzon havalimanı Trabzon otogarını geçti. Trabzon otogarı buradan daha iyi’ dedi. Türk yolcu şöyle devam etti:
 
 havalimani-002.jpgTrabzon havalimanı tam bir işkencehane. Çıkış kapısından yurt dışı gelen yolcu kapısına kadar. Çıkış kapısı önündeki parkeler ya kopmuş ya da sallanıyor. Bavul taşıma araçları parkeye takılıyor. Bizde bavulu tekerleği ile süremiyoruz. Yolcu almaya gelen araçlar üç beş dakika park edemiyor. Yolcu alacak araca müsaade edilmiyor. Lütfen iki satır yazın da belki dikkate alan olur’.

  Trabzon Havalimanı terminal binasının yeterli olmadığı biliniyor. Terminal yeterli olmayabilir ama mevcudu daha düzenli olabilir.

Huzur onların!

 huzur-onlarin.jpeg Sonnokta Gazetesinde ‘Huzur Onların’ başlığı ile ilginç bir haber yer aldı. Habere göre Trabzon Ortahisar Belediyesi bünyesinde Kentsel dönüşüm ve Sağlıklaştırma şirketi kurulmuş. Şirketin yönetiminde yer alanlar maaş tutarı kadar huzur hakkı alacaklarmış. Şirket yönetim kuruluna da Faruk Kanca, Mustafa Yaylalı, Ufuk Hoş ve Halim Egeli getirilmiş. Gazete bu dört isim için ‘huzur onların’ ifadesini kullanmış. Bu arkadaşlar siyaseten her ne kadar istediklerini elde edememiş olsalar da huzurludurlar. 
  Kentsel dönüşüm ve sağlıklaştırma şirketi yönetimi ayda bir kez mi yoksa daha fazla mı toplanacak? Belli değil. Maaş tutarı kadar huzur hakkı alacaklarmış. Maaş mesela 5 bin lira ise iki saatlik toplantının huzur hakkı olarak da beş bin lira mı alacaklar. TTSO Meclis üyeleri, ayda bir yaptıkları toplantı için aldıkları huzur hakkını, yardım derneklerine ve ihtiyaç sahiplerine veriyorlar.  Bu arkadaşlar da herhalde aldıkları huzur haklarını Ensar Vakfına veya Adıyaman’da bir hayır derneğine verirler.
  huzur-onlarin.jpgOrtahisar Belediyesinin bir de ORBEL şirketi var. Bu şirketin yönetimine belediye meclisine giremeyen isimlerle partinin ilçe yönetiminde yer alan isimler atanmış. Firar Bayrak, Kemal Çoban, Halil İbrahim Aydın, Sezgin Yılmaz, Aydın Gürsoy, Galip Hacıoğlu ORBEL’in yöneticileri olmuş. 
Gazete bu habere yorum getirirken, ‘Gördüğümüz o ki AK Parti kimseyi boş da bırakmıyor’ ifadesini kullandı. AK Parti elbette kimseyi boş bırakmayacak, bıraktığında parti alabora olur! 

Büyükşehir Belediyesi’nde eskiye göre ne değişti?

  Günebakış Gazetesi, Büyükşehir Belediyesini ve başkan Murat Zorluoğlu’nu tırtıklamaya devam ediyor. 
  Gazetenin kulis köşesinde yer alan, ‘Büyükşehir Belediyesi şirketlerinde eskiye göre ne değişti’ başlığı ile verilen kulis haberinde; ‘Eskiden yönetim kurulu başkan ve üyeleri bin 600 TL ücret alıyorlardı. Şimdi başkanlar 7 bin 500 TL, üyeler ise 4 bin TL alıyor. Eskiden meclis üyeleri ve katkı verenler yönetime giriyordu. Şimdi, başkan, danışmanları, genel sekreter yardımcıları vs. giriyor.  Başkan Murat Zorluoğlu, “Hiç kimse iki yerden maaş almayacak” diyordu. Başta kendisi olmak üzere şirketlerin tüm yöneticileri alıyor. Başkanın bu açıklamasından sonra yöneticilere 3’er aylıkları ödenmemişti. Hani başkanın sözü yere düşmesin diye. Ama 3 ay dayanabilmişler. 15 Temmuz’da paralar toplu halde herkesin hesabına yatmış. Böylece Trabzon Büyükşehir Belediyesinde 2 yerden maaş alanlar grubu oluşmuş. Bakalım bu işler nereye kadar gidecek?’ denildi.

***

   Bize sorarsanız; belediyenin herhangi bir şirketinin sorumluluğu başkana ait mi? Ait. Başkanlara aitse başkan o şirketin yönetim kurulu başkanı da olur, yönetimini de atar, atamalıdır da!
  Her ne kadar başkan, ‘kimse iki maaş almayacak’ dese de şirketin başkanı yöneticisi olduktan sonra alacaksın. O şirketler hayır kurumu değil. Gerçi Türkiye’nin en büyük hayır kurumunun başkanının maaşının da 100 bin liranın üzerinde olduğu söyleniyor!
  Burada şu yapılabilir; şirketlerde tavan ücret,  huzur hakkı vb. yeniden düzenlenebilir. Mesela; asgari ücret esas alınabilir. Maaş artı huzur hakkı! O zaman kimse dırdır mırmır etmez! İkincisi, Ortahisar Belediyesinin şirketlerindeki atamaları ve yeni şirkette ücretlendirmenin belli olmayan maaş tutarı kadar huzur hakkı maddesini yanlış buluyoruz. 

*********************************

  Yıl 1700’ler sonrası... Fransa’da Monteigne’den Montesquieu’ye ondan Voltaire ve jean jacques Rouseau’ya; Fransa’da bir şeyler değişmekteydi. İnsanlar o zamanlar kilise ve yöneticilerinin sunduğu bilgilere göre düşünürlerdi. Kendi akıllarını asla kullanamazdı. Bugünlerde olduğu gibi. Aydınlanma dönemindeki bu aydınların önerisiyse kendi aklınla düşün, kendi zekanla karar ver düsturuyla Fransa kendi aklıyla düşünmeye başladı. Bilgi, kilisenin ve yöneticilerin dayatmalarından bireylerin zekasına ve düşünebilme kapasitesine yönleniyordu.
  Kral 16. Louis’ti. Kapasitesi düşük bir adamdı. Dedesi ölünce 15 yaşında Fransa’ya kral oldu ama yetersizliğinin farkındaydı. Milletinden o kadar kopuktu ki, Paris’te halkla yüz göz olmamak için Paris’ten 20 km uzakta Versailles’teki sarayına çekilir ve orada halktan uzak kendi dünyalarının şatafatını yaşarlar. Kraliçe Maria kendi dünyasında modacıların izlediği bir Kraliçedir. Halk, artan un fiyatları yüzünden ekmek bulamamaktadır ve açlıktan ölümler sıradandır. Saray, kendi dünyasında hoş bir hayat yaşamaktadır. Öyle ki saray aristokratları bu çarkı döndürebilmek için habire borçlanmaktadır ve borçları ödeyemeyecek durumdadırlar. Ama ihtişamdan asla taviz vermezler. 
   Fransız devriminin ana taşları böyle döşeniyordu. Ve Fransız devrimcileri özgürlük, eşitlik ve adalet sloganlarıyla Fransa’ya yeni bir ruh veriyorlarken, maalesef 16. Louis bütün bu olanların farkında bile değildi. Sarayına o kadar gömülmüştü ki... 
Sonrası çok daha kanlı ve akıl tutulmasına maruz kalmış Fransız devrimcilerinin daha da kanlı bir devrimine şahit oluyoruz. Jakobenler dönemi ve Ropespierre... Evet, ana ilkeleri ne kadar doğruysa, metotları da bir o kadar yanlıştı. Bu yüzden o kadar kan döküldü ki, hesabı yapılamaz.
  Buradan bugünlere gelmeye çalışıyorum aslında. Şatafat ve itibar... bilmem ne suları, yine bilmem ne yemekleri... ne farkınız var 16. Louis’ten ve bizimle, Türk Milletiyle ne akrabalığınız var? Türk’ten çok Suriye’den gelen 1915 göçmeni Ermenilere yakınsınız ve Türk sizin için hala birinci düşmandır. Balgat mı? Onlar olmasaydı asla Türk’e böyle bir şeylik yapamazdınız! 
Bu konuları daha etraflıcasını umarım hazırlamaya çalıştığım kitabımda bulacaksınız. 
(Temel Kahveci)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar