Hedef göstersen ne olacak?

Gazeteci siyasetçi ilişkileri çok kaygan bir zemindedir. Zemini kaygan yapan şey, gazetecinin toplumsal sorumluluğu ile siyasetçinin sorumsuzluğunun yarattığı çelişkidir.

Her iki kurumun da sorumluluk düzeyi yüksekse eğer, burada; bilincin, demokrasinin, saygının, hukukun, adaletin, barışın egemen olduğu bir topluma ulaştınız demektir.

Sorumluluk düzeyi her iki tarafta da düştükçe, bütün bu temel alan ve değerlerde yozlaşma meydana geliyordur. Bunun en uç noktası, basının ve siyasetin en sorumsuzca hareket ettiği tam yozlaşmış toplumdur. Ne yazık ki ülkemiz bu noktaya yakın bir konumda seyretmektedir.

Siyasetin sorumsuz, gazetecinin sorumlu hareket etmeye çalıştığı bir ortamda ise gerginlik vardır. Çünkü siyasetçi, sorumsuzluğunun örneklerini sergiler ve gazeteci sorumlu biri olarak bunu toplumla paylaşmak ister. İşte kopuş burada başlar.

 

AKP TAHAMMÜLSÜZ

Demokrasisi düşük profilli olan bizim gibi ülkelerde; demokrasiyi sadece kendisi için bir kurtarıcı, sığınılacak bir liman, hatta amaca ulaşmak için bir tren olarak gören otoriter-oportünist bir Başbakan’ın bulunduğu bir ülkede, gazetecinin işi çok zordur. 

Bizim gibi ülkelerde siyasal iktidarlar; eleştiren, yanlışlarını dile getiren bir basından, bir muhalif basından hoşlanmıyor. Hele de AKP gibi demokrasiyi yaşam biçimi olarak içselleştiremeyen ve demokrasiyi tekçil bir yönetime gitmek için araç gören bir siyasal zihniyetin iktidarında.

Bir siyasal odağın ya da iktidarın demokratik bilinci ne kadar az, toplumsal sorumluluğu ne kadar düşükse, medyayı denetim altında tutma isteği, hatta onun üzerinde bir baskı kurma çabası o kadar fazladır.

Tıpkı bugün olduğu gibi. AKP’nin genel başkanı ve bu ülkenin kamusal sorumluluk almış Başbakanı, muhalif medya grubuna karşı savaş başlattı.

Başbakan Erdoğan gerçekten de tarafsız bir habercilikten mi yana?

Keşke böyle olsaydı. Keşke bu ülkenin Başbakanı, özgür ve bağımsız bir basından yana olsaydı. Bu ülke ne çok şey kazanırdı.

Kendisini eleştiren gazeteleri boykot etmeğe çağıran, hedef gösteren, maliyeyi-SSK’yı-polisi üzerine gönderen siyasal odak, bir siyasetçi, basın özgürlüğünden, demokrasiden yana olabilir mi?

 

MUHALİF BASINA BASKI

Ama bununla yetinmiyor tabi Başbakan ve AKP. Yandaş bir medya yaratıyor. Kendine yakın sermaye gruplarına her türlü desteği vererek, küresel bazı sermaye gruplarıyla da dirsek temasıyla bir yandaş medya oluşturuyor. Hatta, bugüne kadar kamu bankalarının sağlamadığı kadar büyük krediyi bir gruba vererek, hepimizin kaynaklarını, geleceğini yandaş medyaya aktarıyor.

Erdoğan hükümetinin, muhalif medyaya yönelik baskısı bütün şiddeti ile sürüyor. Doğan Medya Grubu’na kesilen vergi cezası, ardından bunu tahsil etmek için icra yolunun açılması bir çökertme operasyonu olarak görülebilir.

Böylece, AKP hükümetinin toplumsal muhalefete, siyasal muhalefete ve muhalif basına yönelik ağır baskısı, şimdi büyük sermayenin medya organlarına da uzandı.

Türkiye her alanda olduğu gibi medya alanında da tek sesli, baskıcı bir yapıya doğru yönlendiriliyor.

 

BALTAYI TAŞA VURDU

AKP’nin kendisine muhalif siyasete ve yayıncılığa bu tahammülsüzlüğü sadece genel başkan düzeyinde değil. Ülkenin her yanındaki parti yöneticileri, milletvekilleri de bu söylemden etkileniyor. Hatta bilinçli bir kampanya yürütülüyor.

Basın yayın organları, yakınlığa göre sıralamaya tabi tutuluyor. “Bizimkiler”, “Bize yakın olanlar”, “Denetim altında tutulabilecekler”, “İflah olmazlar”

İşte AKP İl Başkanı Muhammet Balta’nın, önceki gün Maçka’da yaptıkları açık hava toplantısında Kuzey Ekspres’i hedef göstererek sergilediği yakışıksız, anti demokratik tutum, Erdoğan’ın bu yaklaşımının Trabzon’daki uzantısı.

Muazzam parasal güçleri ile her şeyi yapabileceklerini, her kesimi satın alabileceklerini sanan, bunu başaramayınca da gerilen, hedef gösterecek kadar akıldışı bir yola başvuran bir çaresizlik içinde bu arkadaşlarımız.

Balta bizi dedikodu üretmekle, rakipleri olan siyasal partinin sözcüsü gibi davranmakla suçluyor.

Elbet de bizi eleştirebilir. Buna saygı duyarız. Ama bir şeyle suçluyorsan bunu kanıtlayacaksın. Hangi dedikodunun üretildiğini açıklayacaksın.

 

YANDAŞ VE YALAKA

Kuzey Ekspres çalışanlarının kuşkusuz ki bir siyasal görüşü vardır. Ama Kuzey Ekspres’in böyle bir görüşü olamaz. Gazete, toplumun, halkın, adaletin, doğrunun, dürüstün, alın terinin, hukukun yanındadır.

AKP sözcülerinin bizi hedef   göstermesine, gazeteye karşı kampanya uygulamasına, ilan vermeyerek ya da mevcut ilanları kestirerek baskı uygulama çabalarına karşın iddia ediyorum, en fazla AKP haberinin çıktığı gazete Ekspres’tir. Haberciliğimizi yapıyoruz, yapmaya da devam edeceğiz.

Siyasi partiler gelir geçer, siyasi parti başkanları, milletvekilleri de. Bizler hep buradayız. Burada olmaya devam edeceğiz. Siyasetçilerin yanlışlarını söyleyeceğiz, günahlarını anlatacağız.

Erdoğan da, Balta da, Özak da, şunu unutmamalı. Herkesi yandaş haline dönüştürdüğünüzde, yarın en temel hakkınızı savunmak için bile yanınızda kimseyi bulamayabilirsiniz. Bugün senin yandaşın-yalakan olan, yarın ötekinin yandaşı-yalakası olur.

Oysa sağlıklı bir toplum, (belirli bir görüşü olmakla birlikte) kimsenin yandaşı olmayan, her ortamda korkmadan, yılmadan düşüncelerini söyleyebilen, yazabilen bir basınla mümkündür.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.