HELAL OLSUN NEVZAT AYDIN’A

Bir adam;
Adı Nevzat Aydın..
Aslen Ordu Fatsalı..

Yemek sepetinin kurucusu ve ortağı...
Trabzonspor aşığı...
İki dönem yöneticilik yapan,şu anda bildiğim kulüpten yüklü miktarda alacağı ve locası olan kişi..
Türkiye ve Atatürk sevdalısı...

Bazen aykırı çıkışlar yapan kimilerinin kızdığı kimilerinin çok takdir ettiği biri..
Kardeşim;
Seversiniz sevmezsiniz..!
Bu gün önüme haberi düştü..
Adam;
Sağlık çalışanlarına ekipman temini için bir milyon bağışlamış..
Valla bana göre tüm zenginler,
Nevzat renktaşımız gibi aykırı olsun ve adam gibi adam olsun..!
Seviliyorsun sempatik Trabzonsporlu..
Tebrikler Helal olsun..!(Şükrü KULEYİN)
ŞİRİN KIZ İSMİ !
  Gençlerbirliği günlerimden; Van maçına gidiyorduk. Hocamızın hanımı doğum yapacaktı. Dedi "ilk golü kim atarsa onun adını koyacağım." Dakika 75 falan, kornerden gelen top yayın orada önüme düştü, vurdum köşeye asıldı. O arada hoca kulübede isyan ediyordu, "Olmaz Şirin kız ismi koyamam oğluma..."
Tam 11 yıl sonra Gençlerbirliği alt yapısında hocayım, bebeler toplandı. Sordum tek tek adlarını. Bir tanesi Arif Tekelioğlu dedi. Dedim hayır o soyadının önüne Şirin ismi olacaktı. Kader işte nereden nereye. Hocam Sadi Tekelioğlu'nun oğluna hocalık yaptım. (Şirin  BERBER -eski profesyonel futbolcu )
GÖREV AŞKI
Tercüman Gazetesi’nin ve Ankara basının duayen gazetecisi ve ünlü foto muhabiri Yavuz Yurdakadim’in görev aşkı bambaşkadır.
Yıllar önce Ankara’da MKE-Ankaragücü  ile Beşiktaş arasında lig maçı vardır. Tercüman gazetesinin Ankara Spor Şefi merhum Arman Talay, Yavuz,  Yurdakadim’e ‘’ Bugünkü maçta Beşiktaş kalesinin arkasında görev yapacaksın’ talimatını verir. Ancak ünlü foto muhabiri ‘Hasta Beşiktaşlıdır’. Arman Talay’a donerek’’ Abi sende biliyorsun. Ben koyu bir Beşiktaş taraftarıyım. Nasıl olacak.  Beşiktaş’ın atacağı golleri çekmem isterim’.
Kimseyi kırmayan yapıya sahip ve gönül  insanı olan Talay, ‘ Yavuz ne yaparsan yap’ diyerek kendini serbest bırakır.
Yavuz Yurdakadım, maçta Ankaragücü kalesinin arkasına geçer ve de golleri çekmek için bekler. Ancak o günkü maçta Ankaragücü müthiş oynamaktadır. Siyah-beyazlı takımdan gol bekleyen fotomuhabiri karşılaşmanın hakemi Erman Toroğlu’nun başkent ekibi lehine verdiği penaltı atışıyla bir anda ne yapacağını şaşırır. Çünkü kendi konumuyla Beşiktaş kalesinin arasında neredeyse 70 metre uzaklık vardır. Penaltı atışını mutlaka çekmesi de lazım. Hemen aklına FIFA kuralı gelir. ‘’ Sahada  her hangi bir yabancı madde  varsa hakem ne atış yaptırabilirdi  ne de oyunu başlatabilirdi.’
Yağmurlu  bir havada ve çamur zeminde oynanan maçta verilen penaltıyı çekmek isteyen Yavuz Yurdakadım, ani bir kararla sahanın içine girerek başlar Beşiktaş kalesine doğru koşmaya. Sahanın tam ortasına gelirken tam iki kez kayarak yere düşer ve her tarafı çamur olur. Ancak o yılmaz. Hakem Erman Toroğoğlu ise  eliyle işaret ederek kendinin saha dışına çıkması ister. Ancak Yurdakadım bu duruma aldırış etmeyerek sonunda penaltı atışı yapılmadan Beşiktaş kalesinin arkasında yerini alır.  İşini tamamlamış olur.
Başarılı foto muhabiri bu görev aşkının ardından gazetesi tarafından yüksek bir primle ödüllendirilir.
1984 Olimpiyatları ve Judo final müsabakası.
Minderde Mısırlı Judocu Muhammed Ali Rişvan ile rakibi Japon Yaşuhiro Yamashita var.
Müsabakalar sırasında Yamashita'nın sağ kasları yırtılmıştır ve final karşılaşmasına sakat olarak çıkar.
O günü hatırlamayanlar, bilmeyenler bulup videosunu izlerse göreceklerdir, Yamashita sol ayağıyla yürüyor, sağ ayağını resmen sürüklüyor peşinden.
Maç sırasında Muhammed Ali'nin antrenörü kenardan sürekli olarak bağırır "sağ bacağına oyna!", "sağ bacağına vur!" demektedir.
Hakikaten maçı izleyen herkes görüyor, Muhammed Ali'nin, rakibinin sağ ayağına bir defa vurması yetecekti. Fakat yapmadı.
Yenildi ve gümüş madalya ile yetinmek zorunda kaldı.
Maçtan sonra etrafını saran bütün gazetecilerin sorusu aynıydı : "Niçin?", "Niçin vurmadın?"
“Benim DİN'im insana, yaralı olana, hele de yaralı yerinden vurmayı yasaklıyor. Eğer o durumdayken bir de ben oradan yüklenip oraya vursaydım, sakat da kalabilirdi, madalya için bunu ona yapamazdım" der.Muhammed Ali'nin bu tavrı ayakta alkışlandı ve Uluslararası Fairplay Komitesi 1984 Fairplay Ödülüne layık görüldü. Japonlar, ülkelerinde onu bir Kral gibi karşıladılar. UNESCO tarafından, Dünyanın en ahlâklı sporcusu üstün ödülüne layık görüldü. İstatistiklere göre onun bu tavrından etkilenerek, İslamı inceleyip dünyada 50 BİN kişi Müslüman oldu. Hatta bunlardan biri olan müslime Japon Riko hanım ona âşık oldu ve evlendiler, şimdi Mısır İskenderiye'de yaşıyorlar.
Muhammed Ali, kimseye "Müslüman olun" dememiş, Müslüman olmaları için bir çaba da sarfetmemiş, sadece MÜSLÜMAN gibi davranmış ve bu yetmişti. Çünkü esasen İslâm, tebliğ değil, TEMSİL DİNİ’dir. Reklamı yapılmaz.
HER GAZETECİNİN BAŞINA GELEN SEVİMLİ ŞAKA..
Kızılcahamam'a cemre düşmüş, fotoğrafını çekde gel...!
Gazeteciliğe ilk başlayanların genellikle başına gelen bir olaydır bu..!
Rahmetli istihbarat ve haber müdürüm Doğan Sümer bir yandan harıl harıl İstanbul'a geçecek haberleri toparlıyor, diğer yandan ''arkadaşlar bugün elinizde başka haber neler var onlarıda listeye ekleyelim'' diyerek bürodaki diğer arkadaşlara sohbet ediyordu...
Bütün bunlar bir gazete bürosunda günlük yaşanan rutin işler...
O zamanlar daha yeni başlamışım gazeteciliğe...Ortadaki büyük masanın etrafına toplanan mesai arkadaşlarım günlük gazeteleri okunuyor, gündemle ilgili sohbet ediyorlardı.Ben ve bazı arkadaşlarda bir kenarda hem konuşulanları dinliyor hemde kim hangi göreve gidecek onu değerlendiriyorduk kendi aramızda...Rahmetli Rafet Hüner (ustam-kıdemli fotomuhabiri abimiz) bana döndü ve ''Yavuz sen makinalarını topla bir şoför arkadaşla Kızılcahamama git 'Cemre' düşmüş onu hem renkli hem de siyah-beyaz çek kuzum İstanbul'a gönderelim yarın sayfanın ortasından girer fotoğraf, hadi acele et kaybolmadan yetiş'' diyerek beni görevlendirdi...EMİR BÜYÜK YERDEN, SORGUYAMAZSIN...!
Ben hiç sorgulamadan hemen makinaları topladım kulakları çınlasın ulaştırma görevlisi Yüksel Demirel'e ''Yüksel abi haydi Kızılcahamama gidiyoruz acele et'' dedim...O da hiç bir şey sormadan benimle beraber hemen asansöre bindi ''hayırdır Yavuz ne var Kızılcahamam'da''diye sordu.
Bende ona ''Cemre düşmüş onun fotoğrafını çekeceğim'' dedim...
Yüksel abi önce bir manalı manalı bir baktı sonra
''tamam haydi hemen gidelim'' diyerek düştü önüme...
Tam asansörden indik bende birden şimşekler çaktı...
Kendi kendime ''ne cemresi oğlum, ne düşmesi, kim çekmiş de sen çekmeye gidiyorsun sazan gibi düştün'' diyerek
''Yüksel abi sen arabaya bin ben geliyorum'' dedim...
Gerisin geriye büroya çıktım geçtim yerime oturdum...
Rafet abi yanıma geldi ''o ne oğlum sen daha gitmedin mi?'' diye sordu...
''Gittim abi tamam çektim karanlık odaya verdim filimleri yıkanıyor..'' diyerek cevap verdim...
Rahmetli suratıma baktı ve ''oğlum çok uyanık bir adamsın biz seninle kafa bulmaya çalışırken sen bizimle kafa buluyorsun...'' diyerek gönlümü almıştı...
Bu ''Cemre'' her sene toprağa düşer, suya düşer, havaya düşer ama bir türlü ne fotoğrafını çeken görülür ne de bu fotoğrafın peşinden gitmeyen...!

                                                                       (Yavuz Yurdakadim)
TRABZONLU OLMAK!
1970 İzmir GÖZTEPE kulübü yanında palmiye pastanesinin önünde futbolcu arkadaşlarla toplanmış muhabbet ediyoruz. O ara başımı kaldırdım arkamda Metin Oktay. Futbolu yeni bırakmış. Baktım kimse sallanmadı boş sandalyede yok. Hemen kalktım. "Metin abi buyur" dedim. Olmaz falan dedi ısrar edince oturdu. Bana "nerelisin?"  diye  sordu "Trabzonluyum abi" dedim... Yüzüme baktı "belli" dedi. . İŞTE o zamanlar TRABZON’UN böyle bir tanımı vardı. (Aras Perekli)


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.