HEMŞEHRİMİZ; NUSRET MAYIN GEMİSİ KOMUTANI'NIN İSMİNİ YAŞATMALIYIZ

Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey,  Mehmet Akif'in "şu boğaz harbi nedir..." diye anlatmaya çalıştığı "melhame-i kübra"nın en karanlık gecesinde döşediği mayınlarla kendilerini dünyanın hakimi sananların Çanakkale’nin derin sularına gömüldüğü sabahın kahramanı.

Nusret Mayın Gemisinin komutanı İsmail Hakkı Bey 1876 Akçaabat Ahanda/Kavaklı köy doğumlu.

Babası kayıkçı İbrahim Efendi.

Oğlunu o yıllarda 1895'de Bahriye Mektebine kayıt ettirecek kadar ileri görüşlü.

Bahriye Mektebi mezunu Ahandalı İsmail Hakkı Bey daha sonraları Çanakkale Savaşlarında Yüzbaşı Rütbesiyle Nusret Mayın Gemisinin komutanı olarak görev almış.

Dönemin İngiltere Bahriye Naziri Churchill'in itirafında belirttiği gibi, Çanakkale Savaşlarının mağlubiyeti o gece iplere dizili o demir parçası mayınların patlaması ile başlamıştı.

Boğazı geçemeyen müttefikler kara savaşlarına yöneldiler.

Orda da müthiş bir direnişle karşılaştılar. 57.Alayın tümüyle  şehit olduğu  direnişle

Anzak çıkartması Anafartalar Conk Bayırı derken, "Ben size savaşmayı değil ölmeyi emrediyorum" kararlılığı ile Atatürk'ün önderliğinde verilen mücadelenin sonunda istilacı güçler geldikleri gibi gittiler.

İşte o patlayan 26 mayını, Yüzbaşı İsmail Hakkı Bey, sisli yağmurlu, ayın olmadığı, yıldızların parlamadığı 8 Mart 1915'te Erenköy Karanlık Limana döşemişti.

Mayınlar genel teamüllere pekte uymayan biçimde serilmişti boğaza.

Dikine değil de paralel bir biçimde dizilen mayınlara müttefik gemilerin manevra sırasında çarpacakları hesaplanmıştı.

Nitekim 18 Mart 1915’te İngiliz  donanmasına ait Ocean ve İrresistible ile Fransızlara ait Bouvet savaş zırhlıları tam da manevra yaparken sonsuza dek kalacakları Boğazın dibini çoktan boylamıştılar.

Sadece onlar mı? Birçok zırhlı da ağır yara alarak savaş dışı kalmıştılar.

İsmail Hakkı Bey görev emrini aldığında hastaydı.

Kalbinde sorunu vardı.

Zaman zaman gelen krizler kalbini zorluyordu. Ama  o hiç tereddüt etmeden görevi kabul edip mayınları Karanlık Limana bırakıp dönmüştü.

Altı ay sonrasında Kasımpaşa Askeri Hastanesinde yine geçirdiği bir kalp krizi sonucu vefat etmiş ve Kulaksız Deniz Şehitleri Mezarlığında ebedi istirahatgahına defnedilmiştir.

1911 tarihinde  Alman yapımı Yüzbaşı İsmail Hakkı Beyin komutanlığını yaptığı Nusret Mayın Gemisi ise 1955 yılında hizmet dışı kalmıştır.

Bugün birebir örneği yapılarak Çanakkale Boğazına nazır Çimenlik Kalesinde Deniz Müzesinde ziyaretçilerini ağırlamakta.

KAHRAMANIMIZIN İSMİNİ YAŞATAMADIK

Nusret Mayın Gemisinin  komutanı Trabzon Akçaabat/Kavaklı/Yukarı Ahanda doğumlu.

Torunları, Büyük dedelerinin doğduğu topraklarda isminin yaşatılması adına girişimlerde bulundular.

Yaptıkları  temasların sonucunda kahramanımızın hiç değilse isminin bir yere verilmesi yönünde talepleri oldu.

Dönemin Akçaabat Belediye Başkanı Şefik Türkmen'in de desteklediği öneri Büyükşehir Meclisi Kültür komisyonunda da kabul edildi.

Akçaabat Kavaklı Camiinin hemen yanındaki parka ismi verilmesi ve anısına bir büstünün yapılmasına karar verildi.

Yıl 2018 idi.

Ama gel gör ki parkta ne bir düzenleme ne de Yüzbaşı İsmail Hakkı Parkı diye bir tabela var.

Şimdiye kadar aileyi de arayan kimse olmamış.

Büyük dedelerinin isminin doğduğu topraklarda yaşatılmasını isteyen, arzulayan torunlarından kendi gibi gemi kaptanı olan ve Kocaeli'nde yaşayan Cihat Gündoğdu  alınan kararın uygulanmasını istiyor... Ve sesleniyor:

“Akçaabat Belediyesine, Trabzon Büyükşehir Belediyesine, Memleketim Trabzon'un insanlarına;
Bildiğiniz üzere Nusret Mayın Gemisi Komutanı Büyük Büyük Dedem Yzb. İ. Hakkı Bey Trabzon Akçaabat Ahandalı... Yıllar önce gerek Osmanlı gerekse de Cumhuriyet Dönemi Nüfus kayıtları ile belgeleyip Akçaabat’ın bir  önceki belediye başkanına sunduğumuz bu bilgi neticesinde belediye meclisi Akçaabat Sahilde bulunan Rahman Camiinin yanındaki parka Büyük dedemizin adının verilmesi ve bir anıt yapılması kararını almıştı.”

BİR TABELA DAHİ  ASILAMAZ MIYDI?

“Maalesef yıllar geçmesine rağmen somut bir adım atılmadı. Anıt pek tabi maliyetli bir iş... Fakat yıllardır parka dedemizin isminin yazılı olduğu bir tabela bile asmamak nasıl izah edilebilir?
Memleketimin insanları sizden ricam dedemin Türkiye nin bir değeri olduğu gibi Akçaabat ın bir değeri olduğunu unutmamanız, her 18 Mart ta hayırla yad etmeniz...
Çok kısa süre önce kaybettiğim son 1.kuşak torun olan dedemin görmeye ömrü yetmedi... Umarım mirasını devr alan benim ömrüm Yzb. İ. Hakkı Beyin layığı ile Akçaabat ta anıldığını görmeye yeter...
Tek beklentim alınan kararların soyut olmaktan çıkıp somutlaştırılması..."

EĞER ÇANAKKALE 18 MART 1915 YILINDA GEÇİLSEYDİ KURTARACAK VATAN BULAMAYABİLİRDİK...

HEMŞERİMİZ YÜZBAŞI İSMAİL HAKKI BEY ÇOK DAHA FAZLASINI HAK EDİYOR. 

VALİLİK, AKÇAABAT BELEDİYESİ, BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİNİN GEREKENİ YAPACAĞINIZA İNANIYORUZ. İNANMAK İSTİYORUZ...

BAZI KONULAR KOMİSYONLARA HAVALE EDİLEMEYECEK KADAR CİDDİ VE ÇOK ÖNEMLİDİR.

ÇANAKKALE SAVAŞLARI VE NUSRET MAYIN GEMİSİ DENDİĞİNDE BİR MİLLETİN KADERİNİN YAZILDIĞI YER OLARAK HEM HÜZÜNLENİR HEM DE GURUR DUYARIZ.

BİZE BU GURURU YAŞATANLARDAN BİRİ OLAN KAHRAMAN HEMŞEHRİMİZİN

DOĞDUĞU KENTTE İSMİNİ YAŞATMAK TRABZON'UN GÖREVİ OLMALIDIR.

**************

LUPPOCU ARKADAŞTAN ÖZÜR DİLEMELİYİZ 

COVİT 19'un  pik yaptığı dönemlerdi.

Sokağa çıkma yasakları ve kimi zaman tam gün bazen hafta sonları sürüyordu.

Gençler ve 65 yaş üstülere tam koruma adına sıkı denetim vardı.

Evlerde artık erkekler eşlerine yardım ediyor, hatta mutfak önlükleri ile fotoğraf çektirip  ne kadar hamarat olduklarını sosyal medyada paylaşıyorlardı.

Evde ekmek yapmalar, yeni pasta çörek tarifleri, kadın erkek fark etmeden herkes marifetlerini gösteriyordu.

Market alışverişleri internet üzerinden yapılıyordu.

Sabah verdiğin sipariş akşama doğru eve geliyor.

Paketler balkonda bir gece bekletilip bir de ambalajları da yıkanarak mutfağa alınıyordu.

Böyle sürüp giderken Coronalı günlerimizde ya gece yarısından sonra başlayan izin ya da gün boyu açık tutulacak marketlerin faaliyete geçmesi ile bir izdiham yaşanıyordu ki sormayın, dersiniz kıtlıktan yeni çıkmış bu millet.

Bu arada yasağın bittiği saat 24.00'de sokaktaki hareketlilik herkesi hayrete düşürüyordu. Gece 24'ü bir saniye geçe o arabayla nasıl sokağa çıkacak şekilde hazır bekliyorlardı? Ya çok sıkılmışlar ya da çok ihtiyaçları vardı ki bir an evvel gidermek için sokağa atıyordular kendilerini.

Oysa ihtiyaçlara cevap verecek devletin ekipleri hazır kıta bekliyorlardı. Alınan tedbirler hepimizin sağlığını koruma adına idi.

Tam da bu günlerde yarın sokağa çıkma yasağı ilan edilecek duyurusu yapıldığından herkes marketlere hücum etti.

O sırada basına fotoğraflar düşmeye başladı.

O izdiham içinde  vatandaşın biri "Luppo"yu biri de "cola" yı kapmış kuyrukta kasaya doğru ilerliyor. Aldıkları da başka bir şey yoktu. 

Aman efendim sosyal medya yıkılıyor.

Köşe yazarları derin tahliller yapıyor.

Hepimizin eleştirileri  "ya kardeşim tek ihtiyacın luppo ya da cola mıydı da o kuyrukta coronaya davetiye çıkarmak için ordaydın" kıvamındaydı.

Aradan zaman geçti.

Kontrollü serbestlik geldi.

İnsanlar bu sefer çoğu zaman tedbiri elden bırakıp toplu yerlerde boy göstermeye başladılar, evlere sığmaz oldular.

Kafelerde gençler tıkış tıkıştı.

Oysa biz maçları seyircisiz oynatıyorduk.

Okulları da tatil etmiştik.

Güneş yüzünü gösterdi bu arada.

Denizler ısındı.

Gezmeler tozmalar başladı.

Dağ dere deniz her yer bizimdi artık.

Virüs bizden korksun dercesine dur durak bilmeden sokakta kahvede yaylada denizlerdeydik. 

Plajlar doldu taştı.

Ama nasıl dolup taşma.

Sanki inadına.

Sanki tehlike geçmiş gibi...

Luppocu, colacı arkadaş sen çok masumdun.

Hep size yüklendik.

Alt tarafı kasaya paranı ödeyip çıkacaktın.

Öyle  ne denizi doldurdun ne de sahilde uzanıp durdun.

Sözlerimizi geri aldık. Özür diledik...

Çünkü daha deniz mevsimini görmemiştik. Yaz aylarındaki hoyratlıklara tanık olmamıştık.

Yasaklardan kontrollü serbestliğe geçince hepimiz "luppocu abi" olduk.

Almasan canın mı çıkardı eleştirisi yapanlara, bu sefer de tatile gitmesen, hadi gittin bıraktık maskeyi bu kadar iç içe olmasaydın bile diyemedik.

Boşuna dememişler biz hep birbirine benzeriz...

Bugüne baktığımızda "gevşeme" nin COVİT19’dan başkasını sevindirmediğini gördük.

Boşuna sevinmişiz artık eski dünya düzeni olmayacak diye...

Daha da kötüsüne hazırlıklı olalım.

 

*********************

YAYLA ÇOCUĞU EREN'E


O yayla yüzlü çocukları tanırım.
Sarı saçlarını okşayan rüzgarları da...
Delice akan derelerin soğuk sularını da

Hele karını, dolusunu ,
Sisini, yağmurunu .
"aha şurda "dediğin
Karşı tepenin uzaklığını ve de
Akşam karanlığının ürkütücü
Sessizliğini.

Ama ay parlak gök bulutsuzsa,
Elinle uzanıp tutacak kadar
Yakın yıldızların  dostluğunu da
Bilirim...
Çünkü ben de oraların
Çocuğuyum. .

Bir de gidip gelmelerini
Dağ Bayır demeden  okuluna...
Bazen bir dilim ekmeğe
Azık yaptığın yayla peynirinle...
Ama hepsinden önemlisi..
Kalbinin temiz saf beklentisiz
Vatan sevgisi ile dolu olduğunu da
Bilirim...

Hakkını helal et yavrum bu
Fani dünyanın kirine pasına
Bulanmışlarına ,
Yarına kalmadan unutulmuşluklara
Rağmen.

Ve sen sanma ki,

Kimse demiyor 

İyi ki varsın Eren,

Ardından...

Başucunda dalgalanan

Bayraksın,

Yayla rüzgarlarında

Ve soğuk suların

Aktığı pınarlarında...

Hakkını Helal et,
Nurlar içinde yat

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar