Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

HERKES HAKLI!

Artan işsizlik, açlık, sefalet, yokluk, umutsuzluk, çaresizlik ve toplumda lider olabilecek kişilerin yoksunluğu ve her fırsatta bizden, sizden ayrımcılığının derinleşerek sürdüğü, liyakatintarifte kaldığı, emeğin hiç edildiği ortamda, reel doğrudan süratle uzaklaşarak kendi doğrularını adeta yaratan ve ona ısrarla inanan topluma dönüşmüşlük, aslında çok da anlaşılamayacak bir sonuç değildir.

Ancak; teşhis etmekte zorluk çekilmeyen bu yanlışı mazur görmek sorunun derinleşmesini artırmaktan öteye geçemeyecektir. Sorunun tespiti yapılmışsa ve durum ortaya konmuşsa, konunun gündemde tutularak çözümü ve gerçek doğruların bulunması da mutlaka sağlanmalıdır.

Çeşitli sebeplerinyarattığı buayrıştırılmış ortamda yanlışını kabul etmeyen ve demokratlığı da asla kenara bırakmayarak sürekli kendi haklılığı etrafında başı dönse de fırıldak gibi dönen bir güruhun olması, haliyle beklenen talihsiz bir sonuçtur.Herkesin doğrusu kendince doğru da gerçek doğru inandığı ve hatta ısrarla körü körüne savunduğu doğru mu acaba?

Köy Enstitüleri’nin mimarı ve dönemin İlköğretim Genel Müdürü İsmail Hakkı Tonguç 1954’te şunları itiraf ederken aslında çaresizliğini ve umutsuzluğunu da haykırıyordu: “Köylü eğitilmeden, işçiye iş verilmeden, herkesin toprağı olmadan demokrasi gelmez, iki tür demokrasi vardır. Gerçek demokrasi için halk sıkı bir eğitimden geçirilir, biz ise Amerikan demokrasisini seçtik, bir sandığa kâğıt attık, adı demokrasi oldu.”

Hâlâ kâğıt atmaya devam ediyoruz, her ortamda çaresizce…2021’de bunun aksinisavunabilecek sözümüz var mı? Keşke olsaydı, değil mi?

O halde kâğıt demokrasisinden doğabilecek ve yaşayabilecek hukuk ve alınabilecek hak olur mu? Olamayacağına göre toplumda herkesin haklı olmasının ve herkesin kendi doğrularının olması da doğal gibi. Zira temelleri atılalı çok uzun yıllar olmasına rağmen yozlaşma bu kadar hızlı olmamış, çünkü çözülemeyen sorunların adeta yumak olması tahribatı da doğal olarak hızlandırmıştır.

Bu kadük düzende, kendi gözündeki şaşılığa takılmadan başkalarının gözündekiminicik çapağı görerek yaftalayan insancıkların olması ve çoğalması da kaçınılmaz olur, maalesef öyle de oldu.

***

Bir yandan, sahip olduğumuz ve övündüğümüz ulusal hasletlerimiz yok olurken, bir yandan da hep birlikte felakete doğru sürüklenişin göstergelerinin de farkında değiliz. Yazık bu aziz millete, yokuşaşağı freni boşalmış tanker gibi uçuruma son sürat gittiğinin bile farkında değil.

Günlük çıkar, hırs, ego tatmini, hoşgörüsüzlük, kişisel ikbal beklentisi ve ilkesizlikler çerçevesinde, niteliksiz yöneticiler idaresinde yaşam sürmeye zorlanan ve de tercihsiz bırakılan toplumu bir arada tutan sevgi, saygı harcının da kaybettirilmesiyle adeta idam sehpasına, uyanmayalım diye de beyaz idam gömleği giydirilmeden hep beraber gider gibiyiz…

Sonuç; herkesin haklı, herkesin demokrasi aşığı olduğu, herkesin en çok ve en iyi bildiği dönemdeyiz!

Evet, herkes haklı, çünkü Avrupa’nın en az okuyan, araştıran, öğreneniyiz, yani kimse okumuyor, bilim ve okumuşluk değer bulmuyor, cahili seven bir kitle var, ayağın baş, başın ayak olmasına başkaldıran yok.

Evet, herkes haklı, çünkü kimse kendine yapılan haksızlığı başkasına yapmakta beis görmüyor. O bana yapmıştı ben de ona yaparım, yani modern kansız kan kavgası süregeliyor.

Evet, herkes haklı, çünkü kimse zalimin belki de zamanında mazlum olduğunu hatırlamıyor, zalim mazlum, mazlum zalim olurken kimse çıtını çıkartmıyor.

Evet, herkes haklı, çünkü kimse artık empati yapmayı, kendini karşısındakinin yerine koymayı ve özeleştiri yapmayı sevmiyor, istemiyor.

Evet, herkes haklı, çünkü kimse artık, arkadaşlık, dostluk, paylaşma, sevgi, saygı, merhamet diye kavramlar olduğunu bile hatırlamıyor, çıkar birlikteliği artık yükselen akım, bir gün onunla bir gün bununla…

Evet, herkes haklı, çünkü kimse başkalarının da haklı olabileceğine inanmıyor, inanmak istemiyor, inanır gibi olsa da çıkarı ağır basıyor.

Evet, herkes haklı, çünkü iki gazetenin ilgili bölümünü okuyup bilim insanı gibi hissettiğinden bilimsel konularda mesela aşı konusunda ahkâm keserek, iddiada bulunabiliyor.

Evet, herkes haklı, çünkü taraftar gibi parti tutarken kişilere âşık olur gibi bağlanıp, bir anda göklere çıkarıyor ve aynı kişiler yanıp-tutuştuğu kişiyi bir anda yerin dibine sokuyor, küfrediyor, aşağılıyor.

Evet, herkes haklı olduğunu sanıyor aslında, çünkü herkesin doğrusu farklı artık, ama kimin doğrusu gerçek doğru?

***

Mustafa Kemal Atatürk, “En büyük dava, medeni ve refah seviyesi yüksek Türk Milletinin varlığını yükseltmektir” diyerek idealini açıklamıştır. Bu ideale ulaşmak insani yaşam koşullarının herkes için artırılması ve toplumsal düşünme yeteneğinin yaygınlaşması ile mümkün olacaktır.

İşte o zaman herkesin doğrusu gerçek doğru olur, kimse kendi doğrusunda diretemez.

Gerçek doğruları bulabilmemiz için, lütfen, toplumsal reflekslerle ve yönlendirmelerle hareket etmeyelim, düşünelim, okuyalım, dolduruşlara gelmeyelim.

Tek taraflı olmayalım, eleştirelim hem de öyle “kol kırılır yen içinde kalır” baskılarına direnerek, yalancıları, yardakçıları ve her devrin insanı olan kişiliksizleri dışlayalım, ülkenin üzerinde oynanan oyunları görelim.

Dincilere, mezhepçilere, cinsiyetçilere, egoistlere, başkasına üstten bakan narsislere, her şeyi bildiğini sanan cahillere, sahte yol arkadaşlarına, slogan dışında işe yaramayanlara, doğal davranmayıp türbine oynayanlara, demokrasi havarisi kesilip icraatında diktatörce davrananlara, koltuğa oturunca kendini adam sananlara, kısa sürede zenginleşenlere değer vermeyelim, çukurunda yok olsunlar…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum