HERKES KENTTE PEKİ NASIL BESLENECEK BU MİLLET?

 Türk toplumu enteresan bir süreç yaşıyor...
1927 yılında nüfusun % 74'ü kırsalda yaşarken,
2017 itibariyle bu oran %7.5'a düştü.
Yani bugün itibariyle nüfusun % 92.5’i, 
İl-İlçe merkezlerinde yaşıyor.
FAO  dünya nüfusunun % 35'nin 2000’li yıllarda kırsal alanda yaşayacağını öngörmüştü. O oranı biz çoktan aştık.
Şimdi gelişmiş ülkelerdeki kırsal alanda yaşayanların genel nüfusa oranlarına bakalım.
Japonya %8, Fransa %14, Hollanda %16, ABD %17, İtalya %31, İsviçre %26, Almanya %26...
Bu ülkeler sanayileşmiş ama tarımı da ihmal etmeden istihdamın ve üretimin önemli faktörü haline getirmiş. 
Tarımı modernleştirmeden, kırsal kesimde yaşayan insanımızın imkanlarını geliştiremeden nüfusun  köyden uzaklaşmasını engellemek zor görünüyor.
Tarım ve istihdam:
Tarımın istihdamda payı %3.
Kırsalda genç nüfus giderek azalıyor.
Sanayileşme ve tarım ülke kalkınmasında önemli faktör.
Büyük dedeler/nineler bu dünyadan göçtü...
Artık onların ürettiği gerçek organik ürünler yok.
İkinci nesil dede ve ninelerin oranı kırsalda iyice azaldı.
Üçüncü nesil dede/nineler köyleri yazlık yaptı...
Yaylalar sayfiye yeri... Kırsaldaki tarımsal üretime katkıları  yok.
Gençler zaten kentlerde...
Peki %7.5…
%92.5'i doyurabilecek mi ?
Bu gidişle denetimlerde rastlanan ve basında yer alan "margarin katkılı tereyağı" haberlerini çok daha okuruz. Ya da mercimeğin menşeinde üretim yeri Türkiye yazısını arar oluruz.

MERHUM VALİ RECEP YAZICIOGLU ANISINA...
KAHVEHANEDE KİTAPLIĞIN ÖYKÜSÜ

Bir Anadolu kasabasında Türkçe öğretmenisiniz.
Çok ta gençsiniz. Mesleğin ilk yıllarında... Öğrencilerinle derslerin dışında futboldan konuşur onlarla top oynarsın...
Bildikleri FB-GS-BJK yanına TS’ye de sempati besletici kadar öğrencilerinle ilgilisin.
Ahali seni sever, veli saygı duyar.
Bekarsın. Bulabildiğince uygun bir ev kiralamışsın kasabada... Soban da vardır, demleyecek çayın, sohbet edecek dostun. Okuyacak kitabın... Tabi bir de arada bir oturup halleştiğin kahve  ve  dostların...
Gecenin bir vakti... Genç öğretmen yarınki ders planını yapmış. Anlatacağı konuyu bir kez daha gözden geçirmiş dışarıdaki yağmuru bereket, rüzgarı doğanın sunduğu müzik kabul edip henüz uykuya dalmış.
Gurbettesin ne de olsa ve de yalnız.
Hava kasvetli.
Kapı hızlıca çalınıyor ve tan ağarmasına az bir zaman kalmış...
"Hocam hocam yabancı değil benim...Kahveci..."
Öğretmen uykulu gözle "hayırdır gecenin bu vaktinde" demeye kalmadan, "Evinde ne kadar kitap varsa bana verir misin hocam" deyiverdi bir solukta. Öğretmen uyku mahmurluğunda kahvecinin ne işi olur kitapla... Hele gecenin bu vaktinde diye düşünmeye fırsat bulamadan anlatmaya başladı Kahveci:
"Yarından sonra bütün kahvehanelerde bir kitaplık bölümü olacakmış. Valilik emriymiş. Vali bey de bu konuya çok önem veriyor. Kontrol hemen başlayacak. Ne yapacağız şimdi, diye kara kara düşünürken birden aklımıza olsa olsa Türkçe öğretmenin evinde kitaplık köşesi kuracak kadar kitap olur diyerek sizi rahatsız ettik hocam..."
  Öğretmen mutluydu, kahvehanelerde artık kitap okunacak diye ama bir şartı vardı: "Kitaplarımı geçici olarak veriyorum. Ama size üç gün süre... Ben kitaplarımın bir kısmını size hediye edeceğim... Siz bu süre içinde  kahvehanenin kitaplık bölümünü zenginleştireceksiniz"...
Sonra mı... Denetim olumlu... Jandarma tutanağında "kitap bölümü  vardır " raporu...
Öğretmenin kitapları mı? Bir çoğu kahve kitaplığına armağan...
Hemşehrimiz Efsane Vali Recep Yazıcıoğlu, Allah’ın rahmeti üzerine olsun.

FARAH DİBA'NIN ANNESİ TRABZON LİSESİ MEZUNU MUYDU?

farah-diba.jpg  Ünlü Sinema adamı Türker İnanoğlu  hatıralarında önemli bir bilgiyi aktardı.
Bu bilgide bir kez daha öğrendik ki…
Tarihi Trabzon Lisesi sadece ülkemiz için değil o dönemlerde komşu ülkeler için de önemli bir eğitim kurumu imiş. Yani Trabzon Lisesi'nin eğitimdeki kalitesi sınırlarımızı aşmış...
Araştırmaya değer bir bilgi.
Türker İnanoğlu hatıralarında bu durumu şöyle anlatıyor:
"Farah Diba'nın annesi Azeriydi. Türkiye'de okumuş, Trabzon Lisesi'ni bitirmişti. Benden iyi Türkçe konuşuyordu. Sık sık bizi evine davet eder, yemekler verirdi. Ama o yemeklere ne Şah, ne Farah gelmezdi. Farah Diba'nın da çok iyi Türkçe bildiğini söylerdi. Ama kocası konuşturmazmış! Şah'ta bir Türkiye kompleksi vardı. Çok kıskanırdı Türkleri"
Araştırmakta yarar var...

CORONO VİRÜSÜ MÜ FIRSATÇILIK MI DAHA TEHLİKELİ?! 

  Tüm dünyayı etkisi altına alan Corona Virüsü için devletler önlem almakta.
Sağlıkçılar çok samimi bir şekilde canla başla virüsün yaygınlaşmaması adına gayret göstermekte. 
Belediyeler toplu yaşam alanlarını ulaşım araçlarını dezenfekte etmekte. Hekimler aydınlatıcı bilgiler vererek insanların alması gereken önlemleri anlatmakta...
Buraya kadar her şey olması gereken noktada. 
Sağlık Bakanlığı sayın bakanın koordinesinde bu krizi hasarsız atlatmak için gayret sarf etmekte.
Ama insanı üzen bir durumla karşılaştık. Üzüldük. Fırsatçılık hortladı. Yok maske idi, 80 derecelik alkol içeren kolonya idi  birden bire yok olmaya başladı ya da fahiş fiyatla satışlara rastlandı.
Bu fırsatçılıktır. Corona geçer. Hasta iyileşir.
Ama fırsatçı ruh iflah olmaz.

ARTIK BU YOLUN SONU ŞAMPİYONLUK

Maçı neden ertelediler diye çok konuşuldu. Aslında ertelenmeseydi yine de Malatyaspor'u yenecekti Trabzonspor.
Ülkece üzüldüğümüz deprem sonrasında ertelenen maçta üç gollü galibiyeti alan Trabzonspor'un şampiyonluk yolunda rakiplerinin hepsini yenerek mutlu sona ulaşması kaçınılmaz noktaya geldi.
Artık mazeret yok. Hakemdi, rakip takımdı, federasyondu... Yok iyi oynamadık. Yok hoca takıma geç müdahale etti... Bunları dert etme zamanı değil. Her maçta üç puan alındı mı hedefe bir adım daha yaklaşmış olacak Trabzonspor. Rakiplerin alacağı sonuçlar da önemli değil. Her maçta alınan üç puan fırtınayı şampiyon yapacak.
Beraberlik hakkı Gaziantep'te kullanıldı... Kalan maçların hepsi üçlük.
Her hafta "o hafta bu hafta" diyerek sezon sonunu getirdiğinde bir de bakmışsın ki "o sene bu sene" olmuş...
O güç TRABZONSPOR 'da var.
O inanç TRABZON'da var...
Hakkını hukukunu koru.
O hafta bu hafta Başakşehir'i yen Şampiyonluk Kupasına bir adım daha yanaş.

 

Önceki ve Sonraki Yazılar