Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

HIRS MI AZİM Mİ?

Başarılı insanların hayat hikâyelerinden yola çıktığınızda özellikle azmin ve çalışmanın başarmak için en önemli itici güç olduğunu görmemeniz mümkün değil.

“Erasmus-Öğrenme Hareketliliği” kapsamında kabul edilen “Girişimci eğitimle hayallerden geleceğe” adlı Avrupa Birliği(AB) Projesi gereği ayda bir kez gerçekleşen “ilham veren rol modeller” etkinliğini geçenlerde izlemiştim. Bu sayede, konuk olduğu aynı okulun mezununun mesleki deneyimleri ve başarma yolunda emin adımlarla tırmanma öyküsünü kendi cümlelerinden dinleme imkânı bulmuştum.

Toplum tarafından kabul edilmiş, örnek davranışlar sergileyen kişiler, başkalarınca “rol model” olarak görülmektedirler. Davranışı, örneği veya başarısı başkaları tarafından özellikle de genç insanlar tarafından taklit edilebilen bir kişiye “rol model” denir.

Başarmak için gece gündüz demeden çok çalıştığını, bu yolda ilerlerken tökezlediğini ama karamsarlığa hiç kapılmadığını söylüyordu. Mustafa Kemal Atatürk’ün ifade ettiği ve hayatında da uyguladığı "Yalnız tek bir şeye ihtiyacımız vardır, çalışkan olmak. Servet ve onun tabii neticesi olan refah ve saadet yalnız ve ancak çalışkanların hakkıdır" sözü hiç aklından çıkmamış, zaman içerisinde umutsuzluğa kapıldığı anlar olsa da azim ve kararlılıkla hiç vazgeçmeden yoluna devam etmiş.

Konuşurken başarısının sırrı hırs mı, azim mi, diye de aklımdan geçirdim, hangi duygu ile hareket ettiğini çok merak ettim… Sonrasında iki kavramı da derinlemesine inceledim. Tarifleri şöyleydi:

Hırs; bir şeyi ihtiraslı olarak isteme güdüsüdür ve bu uğurda hata yaptırmaya açıktır, etrafını kırmaya neden olabilir, hedefe ne olursa olsun ulaşmak tek amaçtır, her şeyi ve herkesi araç olarak görebilir, her yol mubahtır.

Azim ise; daha değerlidir, zorluklara karşı dirençli, sabırlı, kararlı ve ahlaklı durma olarak tanımlanabilir. İkisinde de aslolan hedefe ulaşma yani ideali gerçekleştirmedir, fark metottadır.

Yani, azimli olmada hırslı olmaya nazaran ahlaki duruş ve tavır çok belirgin olarak farklıdır. Zira hırsın tarifinde geçen “her şeyi ve herkesi araç olarak görme” tehlikeli bir yaklaşım tarzıdır bu da bireyi insani değerlerden uzaklaştırabilir.

***

 

Başarılı şahsiyetlerin hayat hikâyeleri gençlere yol göstericidir, çok çalışarak hedeflerine ulaşmışlar ve rol model olmuşlardır. Gençlerin azimle hedefe yönlenirken en önemli unsurun çalışmaktan geçtiğini öğrenmesi ve hak etmeden kazanmanın geçici ve değersiz olduğunun farkındalığında olmaları gereklidir.

Buna en güzel yaşanmış örnek, soru çalarak önemli mevkii ve makamlara gelenlerin layık oldukları şekilde sonlarının hüsran olmalarıdır. Liyakat ancak azimli çalışma, çabalama ve hak etmekten geçer. Makamların liyakate dayanan bir sistemle doldurulacağı günlerin gelmesi de uzak değildir. Hırsına hâkim olan gençlerin azmederek ve çok çalışarak başarıya ulaşacakları ve bu başarının da çok değerli olacağı muhakkaktır.

Konferansta içtenlikle ve mütevazılıkla kendilerinden biri olduğunu sürekli tekrarlayarak hissettiren konuşmacıya, pırıl pırıl gençlerin zekâ ürünü ve samimi sorularından çıkardığım, azimli çalışmanın gerekliliğini çok iyi anladıklarıydı.

Atatürk’ün, “Birinci vazifen; Türk istiklalini, Türk cumhuriyetini, ilelebet muhafaza ve müdafaa etmektir” diyerek Cumhuriyeti teslim ettiği Gençliğin emaneti sahiplenerek sıkıca sarıldığını ve korumakta azimli olduğunu görmemek mümkün değil. Bilim ve Teknolojik sisteme dayalı eğitimin Cumhuriyetin değerlerine sonsuza kadar sahip çıkacağı aşikârdır. Ancak; son yıllarda meslek lisesi statüsündeki İmam-Hatip okullarının ihtiyaçtan çok fazla açılmasını anlamak zordur. Ticaret Meslek Lisesi ve Mesleki ve Teknik Lise nasıl ki mesleğe yönelikse İmam-Hatip Liseleri de aynı amaç ve hedefe göre kurulmuştur. Yeterinden fazlasının açılması için zorunluluk ve gereklilik yoktur.

“Başarı, tüm ulusun azim ve inancıyla çabasını birleştirmesi sonucu kazanılabilir” diyen asrın dâhisi Mustafa Kemal Atatürk’te hırstan ziyade azim sözcüğünü kullanarak ideale ulaşmak için azmin değerini vurgulamıştır.

90’ların son dönemini de içine alarak 2000’lerde doğan çocukları kapsayan ve milenyumun çocukları olarak bilinen Z kuşağı diye tanımladığımız gençlerin de azimli olduklarına dikkat çekmek gerekirse, özgürlüğe değer veren, insan hakları konusunda duyarlı, daha yaşanabilir bir dünya oluşturma konusunda bilinçli olan ve sivil toplum örgütlenmesindeki başarıları da göz önüne alındığında yaşamın her alanında etkin ve yetkin rol alacakları da görülmektedir.

***

 

Yaratıcı zekâ ve pratik düşünme yeteneğini her alanda gösteren bu kuşak, Boğaziçi Üniversitesine yapılan yasal ama etik olmayan atama sonrasında Selda Bağcan’ın seslendirdiği “yuh yuh” şarkısının uyarlamasıyla da politize olmadan barışçıl demokratik eylem ve hak arama mücadelesi vermenin                                               bir yolunu bulmuştur. Bu gençler terörist değildir tabii ki, istedikleri seçimle işbaşına gelen bir yöneticinin olması… Gençlerin bu tepkilerinin sebebini kronolojik olarak hatırlayıp anlamaya çalışalım.

Üniversitelere rektör atanması 1980 darbesinden sonra kurulan Yükseköğrenim Kurumuyla(YÖK) başlayınca 1946’dan beri uygulanan rektörlük seçimleri duman olmuştu. 1992’de yeniden gün ışığına çıkartılan seçim ile rektör adayları öğretim üyeleri arasından seçildikten sonra YÖK adayların üçünü Cumhurbaşkanının onayına sunuyor ve Cumhurbaşkanınca da atanıyordu.

2016’da Kanun Hükmünde Kararname ile Cumhurbaşkanına doğrudan atama yetkisi verildi. Demokrasimiz bu karar ile tabii daha da olgunlaştı!

İşte bu milenyum çocukları 2016’dan itibaren değişen sisteme karşı çıkıyor, belki onları anlayan olur, diye de seslerini duyurmaya çalışıyorlar. İstekleri de; seçim yani daha çok demokrasi.

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
7 Yorum