Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Ömer Turan - Sözcüklerin Dili

Hüseyin Atabaş Şiiri

Hüseyin Atabaş şiiri, duyguyla düşüncenin yan yana yürüdüğü hatta el ele verdiği dipdiri bir şiirdir. Söze estetik, sese incelik vererek oluşturur şiirinin bedenini. İnsani bütün değerleri gerek imgeleme gerekse de lirizmin öz duygusuna katarak şekillendirir. Hüseyin Atabaş’ın şiirinden gelip geçen bütün kavramlar, olaylar, yaşamlar ince bir ironinin süzgecinden elenerek hayat bulur. Sezgisel refleksini imge ve duygu gücüyle birleştirerek yüksek titreşimli bir şiir kurar. Bu yüzden Hüseyin Atabaş şiiri, kendi dinamiklerinden yola çıkarak dışarıdan gelen bütün olumsuzluklara bir karşı itirazdır. Onun şiirini anlayabilmek için anlam derinliğine giden yolları iyi bilmek gerekir. Çünkü şiirinin görünmeyen yeri ve arka planı bütün o söylemek istediği şeylerin saklandığı yerdir. Hangi sözcüğünü, hangi dizesini kaldırıp bakarsanız, altında mutlaka bir dolu dünya gerçekliliği bulursunuz. Neler yoktur ki orada; çocukluğuna ait izler, hüznün ve kederin bin bir şekli, zaman ve mekânların ömür tüketen saatleri, direncin ve kavganın onuru, başkaldırı deneyimleri, sürekli çiçeğini arayan bahçeler ve umudun türlü türlü dile gelişi…

Hüseyin Atabaş şiiri, umudun şiiridir. Zamanın gürültüleri arasından kendini damıtarak, insanın yeryüzüne olan inancını lirizmin o duygulu sesiyle haykırır. Bitmez bir umuttur, sürekli yinelenen, sürekli devinen bir umut. Çünkü o, kuşların uçuşuna ve sonsuz koşunun ucundaki ışığa inanmıştır. Dudağının kenarında hep bir “günaydın” imgesi vardır. Umuda açık kapıların eşiğinde sabahlamayı sever. Elbet bir gün dünyanın öfke nöbetinden uyanacağına ve herkesi öpmenin / kucaklamanın vakti saati geleceğine inanır. Bu yüzden inatla ve sabırlar umudu örer şiirine. Umut onun için yarına açılan pencerelerdir, ovaya doğru koşan patikalar ve gökyüzüne yaklaşan yürüyüşlerdir. Gezi’nin çocuklarına duyduğu heyecan da bundandır işte…

Gölgeler büyür gibi mum alevinde
çöküverse kapının önüne bir umarsızlık,
sen yürü, dönersem canım cehenneme!..

Umudumuz güzel günlere inanmak,
hüzünle uyuduğun akşamın sabahına
inan bana, yeni bir aşkla çıkabilirsin…

Hüseyin Atabaş şiiri, emeğin ve ekmeğin şiiridir. Büyük değerlerin düşünü kurarken gücüne inandığı insan gerçeğini şiirinin bel kemiği yapar. Ona göre en hassas ve mükemmel olan emek kavramı, “bölüştük soluk soluğa dünyada ne bulduysak” dizesiyle cana bedene dönüşür. Oysa hiç ummadığı yerden kırılıyor, yine insan elinden. İşte bu çelişkinin yarattığı anlamsızlıkların peşine takılır, şiirine özne yapar, sorgular, başkaldırır ve haykırır. Ekmeğini kazanmak için insanın verdiği uğraşı namus bilir ve dirençli coşkusunu gül imgesiyle bezeyerek şiirinin sesine bırakır. O yüzden Hüseyin Atabaş şiirinin sözcüklerini, dizelerini kazıyın altından taze ekmek kokusu yüzünüze çarpacaktır… 

Bak uyanamıyoruz gün doğarken bile
sabaha rüzgârım ol, es dünyanın bağrına;
arkadaşım, emeğim, yağmurum, ekmeğim.
Kime ne desem, nasıl ünlesem yakışır ki
ışığını gördüm pervane kesildim sana.
Ah kimselerin içi burkulsun istemem,
ömrüne ilkyaz günleri seremediysem bile,
sen boynu bükük ömrümün gül emeği.

Hüseyin Atabaş şiiri, ince bir hüznün şiiridir. Günlerin defterini karıştıran ölümün uğultulu varlığı; onun dizelerinde anne, baba, eş, dost, hısım, akraba gidişleriyle kendini hissettirir. Her acının karşılığını fotoğrafların arkalıklarındaki isimlerle yüzleştirir. Hüzün onun yer yer sözcüklerine çarpan bir serçedir. Yer yer de uzağa düşmüş bir sevgili. Zamanın keder yüklü yanını hep bir cehenneme benzetir ve oradan yaz günlerine, çocukluk anılarına kadar gider. Büyümenin verdiği endişe, ele avuca sığmaz bir yalnızlıktır aslında. Onun farkındadır, çünkü geçmişin güzel günleri hüzünle anımsanan insan yokluğuna bürünmüştür. Sarıldıkça sarılır kendine…
Hangisi olduğu önemli değil, değil mi?
            ki bugün yılın son hevesi ya da yaşlanma
            duygusu bir yangın yeri. İnce sızılar gibi
            duruyor fotoğraflar; kiminin renkleri solmuş,
            kenarları yırtık. Kimi annem, kimi babam,
            kimi benim gibi susuyor, kardeşlerim…
            Yıllarca iyi dileklerle yazılmıştı oysa
            arkası f o t o ğ r a f l a r ı n.

Hüseyin Atabaş şiiri, yaşamın her alanında var olan bir şiir. Gündelik telâşlardan dünya kaygısına kadar uzanan geniş bir coğrafyayı ve temayı içine alır. Aşk onun şiirinde sonsuzluk duygusu ve kutsanmış iki kişilik bir öykü gibi duruyorsa da aslında kavuşamamayı da imliyor. Belki de dirhem dirhem eriyişinin suçlusu o. Kim bilir belki de ölüm gerçeğidir, giderek yalnızlığın ördüğü o derin boşluklar. Çünkü Hüseyin Atabaş şiirindeki ölüm, yaşama başlandığı anda kaybedilmiş bir ömrün adıdır. Ya da kocaman bir Ömür Lekesi…
Gene de yakama yapıştı kaldı silinmez
ömrümün tasası olan bu gri leke!..

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.