09.01.2022, 11:04

 Hüseyin Peker’den Bir İmgelem Zeybeği-1

savaş başladı dostum

eşyalarım hazır: bir çift ayakkabı

evde neden bağcık beslenmez?

ağrıdan kurtulsun diye bilekler

üç günlük sakalımla ölüyorum

şehre bundan küstü bendeki cansızlığın resmi

ve ben nefret ediyorum zor kadınlardan

değerli taşlarla anmışken kendimi

damat edindiler evlerine

ruh süpürgesi oldum her birine…

Bir kente küsmek, ömre verilmiş ceza mıdır?

Kalp çarpıntıları, sıkışmışlık sancıları ve ardından gelen patlamalar, yani bir dengesizlik hali ya da içe dönüş yolculuğu. Sonra savrulmalar ve kendini bir sipere atma düşüncesi; hayatla yüz yüze bir riya savaşında ilk silahı çekenin kazandığı mevziler…

Mutluluğun tek seferlik bir kullanım şekline dönüştürüldüğü, yaşam alanlarının cinnet geçiren soğuk ve soluksuz mekânlar haline çevrildiği bu omurgasız yaşamda, kentler ne kadar korunaklıdır ki? İnsanın özü, kendi kentidir. İnsandan başlamışsa çürüme, kale içten, içeriden ele geçirilmiş demektir. Keskin bir dille söylemek gerekirse; büyük ve görkemli bir mücadele için insan kendi özüne kadar inmeli ve savaşı oradan başlatmalı. Buna insanın kendine yeni bir rol edinme arayışı da denebilir. Çünkü var ile yok olma arasındaki bu ince çizgide insan ya kendine biçilmiş cezayı çekecek ya da isyan edecek.

Hüseyin Peker’in “Beni Oyuna Kaldır” daki şiirlerin ana izleğinden gidersek, üstümüze başımıza bulaşan mutsuzluğun kaynağına kadar inebiliriz. “mutlu olan yoktu, yürüyen kalmamıştı değişik ritimlerde” dizesindeki serzenişi yaşamla buluşturduğumuz zaman, acılı bir yüzleşmeden kaçamıyoruz. Ateşin içinden geçerken yangını göremeyenlere, sular yükselirken derinliği algılayamayanlara ya da kabına çekilenlere karşı bir “öfkenin” ilk ayak seslerini duyuyoruz bu dizeyle. Her ne kadar şair; “bu bir sitem değil” dese de, omuzlarında hissettiği sorumluluk yükünü bölüşmek istiyor. Toplumsal dayanışmanın, birlikte isyan etmenin eşsiz güzelliğine varmak ve oradan yüzde yüz bir yaşam çıkarmak peşinde. Okları önce kendi içine doğrultmasının bir nedeni var. İçsel çatışmalarıyla yüzleşmemiş bir bireyin dışa dönük söylemlerinde bir tutarsızlık olabileceğini seziyor şair. Bu yüzdendir ki; “kesici darbeler yemişim dava kapısında” demekten de hiç gocunmuyor.

Hüseyin Peker’in “Beni Oyuna Kaldır” kitabı üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Afili Külhan”da şair, yalnızlık, kaçış ve kendine sığınma hallerinin tam ortasındadır. Bu sürekli bir çatışma halidir aynı zamanda. Zamanı ve hayatı anlamaya, çözmeye uğraşır. Savaşlar ilan eder, yenilgilerini de işler dizelerinde, zaferlerini de. “el fenerinin ışığına kaldık” dizesi, olgun bir yaşa erişmenin yorgunluğuna, çekilen sıkıntıların katmerli sızılar bıraktığına dair bir atıftır sanki. Nihayetinde, “İstemediğimiz köşe taşlarından birine oturtulduk. Hiçbirimiz mutlu olamadık aslında” demekten de kendini alamaz. Oysa “üçer dikiş attılar dizime çok koştuğum için / şimdi teknemle, denizle kavgaya başladım” diyerek yeniden kavganın ve mücadelenin içine bırakır bedenini. Belli ki bu savaş, bir ömür sürecek böyle, mutluluğu tamamlamak uğruna…

şemsiyemin ucu karanlık, yağmura tutunuyorum

adına kokteyller hazırlanan birliktelik bizimkisi

öfke nöbetinde kim kimin nesi?

sarhoş vokalle söylediğimiz şarkı:

bir eşkıyanın mimikleri

o şarkı ki, düşmanın yüz hatlarından

tuz, zehir, arsenik basıyor üstüme

iyi ve kötü arası biriyim

kanat çırpmayan arının kendisi…

Yorumlar (0)
Namaz Vakti 17 Ocak 2022
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
4
parçalı bulutlu