21.01.2022, 10:33

İftira: Dil ile Taşlamak

            Kur’an-ı Kerim’in geliş gayesi, fertlerin birbirlerinin hukukuna saygı duyduğu, şeref ve haysiyetlerinin korunduğu huzur dolu bir toplum inşa etmektir. Birey, toplumun en küçük ama en mühim yapı taşı olduğundan ahlaki eğitimine çok önem verilmiş, doğru yol üzere bir hayat yaşaması için emir ve nehiylerde bulunulmuştur…

Kaçınılması istenen buyruklardan birisi de iftiradır. Arap dilinde “fe-ri-ye” kökünden gelen iftira, “bir kimseye işlemediği suçu, günahı yahut kusur sayılan bir sözü veya davranışı isnat etmek” demektir. Hâlbuki insanoğlunun zatı, yüce Allah’ın varlığına en büyük delildir. Varlığıyla böylesi önemi haiz bir kimseye iftirada bulunmak asla kabul edilebilir değildir. Klasik Türk şiirinin son dönem büyük şairlerinden Şeyh Gâlib, bu değeri şöyle ifade etmiştir: “Hoşça bak zatına kim, zübde-i âlemsin sen. Merdüm-i dide-i ekvan olan âdemsin sen.”

İnsan, âlemlerin özü, kâinatın göz bebeğidir. Ehemmiyeti ve kıymeti, masuniyeti ve haysiyeti paha biçilmezdir. Bu değerin ifadesine dair şu söz zikre değerdir. Bir gün Abdullah b. Ömer ellerini Kâbe’ye doğru kaldırmış ve şöyle demiştir: “Ey Kâbe, yücesin. Dokunulmazlığın da yücedir. Fakat Allah yanında müminin dokunulmazlığı, senin dokunulmazlığından daha yücedir.” (Tirmizi, “Birr”, 85)

Ancak insanoğlunun yerkürede misafir kılınmasından buyana, diğer birçok günahın işlenmesi gibi iftiradan da uzak kalınamamıştır. Sözgelimi Hz. Yûsuf, efendisinin hanımı tarafından yapılan gayri meşru ilişki teklifini kabul etmediği için iftiraya maruz kalmış, zindana atılmıştır (Yûsuf 12/23-35). Hz. Mûsâ, iktidar peşinde olma (Yûnus 10/78), büyücülük yapma ve yalancılıkla suçlanmıştır (Mü’min 40/23-24). Hz. Meryem annemizin başından geçenler ise izahtan uzaktır (Meryem 19/27-28).

İftira, farklı formlarla birlikte Kur’an-ı Kerim’de 59 ayrı yerde zikredilmiştir. Bu kavram daha çok Allah hakkında yalan uydurma (Âl-i İmrân 3/94) ve hâkimiyetine ters iddialarda bulunma (Yûnus 10/59) manalarında geçmiş, diğer bazı âyetlerde ise putperestlerin uydurdukları inançlardan (En’âm 6/24) ve indi görüşlerini yüce Allah’a isnat ederek hüküm koymalarından bahsedilmiştir (En’âm 6/138-140).

Önemine binaen Allah Resûlü (a.s), iftira konusuna çok defalar temas etmiştir. Sosyal bir hastalık olan iftira konusunda uyarılarda bulunmuş, dine yeni giren erkek ve kadınlarla biatleşirken iftira etmemek üzere söz almıştır (Mümtehine 60/12). “Kişiye, işittiği her şeyi anlatması yalan olarak yeter!” (Müslim, “Mukaddime”, 5) buyurmuş, helâk edici hususlar arasında iftirayı da saymıştır (Buhârî, “Hudûd”, 44; Müslim, “Îmân”, 145).

İftira, bireysel ve toplumsal bir hastalıktır. İftira sonucunda sevgi ve saygı azalırken, insanlar arasında kin ve nefret duygusu çoğalmaktadır. Ciddi toplumsal problemler baş göstermekte, nefret ve düşmanlıklar ortaya çıkmaktadır. Güven duygusu yara almakta, huzur ortamı kaybolmaktadır. Tüm bu ve sayamadığımız zararlarından dolayı Kur’an, iftira karşısında susmayı, etkisiz ve pasif kalmayı yasaklamıştır. Hz. Âişe annemize atılan iftira karşısında müminleri uyarmış, böylesi bir iftirayı duyduklarında, “Bu, apaçık bir iftiradır.” diyerek tepki koymaları gerektiğini anlatmıştır (Nûr 24/12).

İslam, masum insanların iffet, şeref ve onurlarını korumak gayesiyle özellikle zina iftirasında ceza-i müeyyide tespit etmiştir: “Namuslu kadınlara zina isnadında bulunup, sonra (bunu ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksener sopa vurun ve artık onların şahitliğini hiçbir zaman kabul etmeyin. Onlar tamamen günahkârdırlar.” (Nûr 24/4) Ayrıca bu müfterilerin, dünya ve ahirette lanetleneceklerini bildirmiş, hesap gününde dillerinin, ellerinin ve ayaklarının aleyhlerinde şahitlik edeceğinden bahsetmiştir (Nûr 24/23-24).

Kur’an ve kutlu elçi, iftirayı yasaklamakla kalmamış, böylesi çirkin eylemi engelleme adına bazı önlemler almışlardır. Örneğin, kesin bilgi sahibi olunmayan konuların ardına dalmak (İsrâ 17/36), insanların ayıp ve kusurlarını araştırmak (Hucurât 49/12), hanelere izin almadan girmek (Nûr 24/27) ve gizlice yoklamak (Buhârî, “Diyât”, 23), zan üzere davranmak (Buhârî, “Edeb”, 58) ve karşı cinsten yabancı kimselerle baş başa kalmak (Buhârî, “Nikâh”, 112) yasaklanmıştır.

Mümine yakışan, berâet-i zimmet asıl olduğundan aksi ispatlanmadığı sürece herkesin masumiyetini kabul etmektir. Müslümanın diğer Müslümana kanının, malının, ırz ve namusunun haram olduğunu bilmektir. Ahlaksızlık ile mücadelenin önce iyi ahlaklı olmaktan geçtiğini, iftiranın kılıçtan dahi daha keskin bir iz bıraktığını yüreğe sindirmektir.

Müfessir ve muhaddis Süfyân es-Sevrî’nin bir sözüyle bitirelim: “İnsanlara ok atmak, dil ile taşlamaktan daha hafiftir. Zira dil taşlaması hedefini şaşırmaz.”

Yorumlar (0)