İsmail Kansız

İsmail Kansız

İHMALLER VE DEPREMLE GELEN ÖLÜMLER

Binalar yıkılır.

Zemin kayar.

Hasar oluşur.

Bazen çok derinden gelir yıkım.

Bazen deniz açıklarında.

Çoğu zamanda tam merkezinde olur eskilerin "zelzele" dediği DEPREM.

Tarihin her çağında olmuştur.

Yine tarihin tüm yönetenleri karar verici kral, padişah, meclis, divan kim varsa yasalarına koymuşlardır çürük bina yapanlara verilecek cezayı...

Çünkü her dönemde, dünya yaratılandan bu yana bilinir depremin değil çürük yapıların insanları öldürdüğünü...

Antik kentler vardır.

Anadolu’da ve dünyanın her yerinde.

Bir zamanlar insanların yaşadığı, eğitim aldığı, ticaret yaptığı, inancına göre ibadet yaptığı mekanları vardı bugünkü insanlar gibi.

Depremde yıkılanı da oldu. Ayakta kalanı da.

Ama insanoğlu yeniden yerleşim yerleri yaptılar. 

Yapı ve yaşam insanlığın ayrılmaz birlikteliği içinde çok önemli bir unsur.

İlk çağlardan beri uygulanan imarla, yapılaşma ile ilgili yasalar günümüzde yok mu?..

Tabi ki var. Hem de en iyisinden, en detaylandırılmışına kadar.

Peki neden İzmir ve İstanbul gibi gelişmiş şehir merkezlerinde deprem her zaman yıkıcı etkisini gösterir.

Depremi olmadan önlemek mümkün mü?

Depremi önceden bilmek mümkün değil.

Ama depremin yıkıcı özelliğini önlemek mümkün...

Yok öyle Hammurabi Kanunlarına kadar gitmeye gerek yok.

Gelin tüm millet olarak devletle bir sözleşme yapalım.

Biz halk olarak;

"İmar yasalarına uyacağım,

Bilimin öngördüğü  yapılar yapacağım,

Şimdi kaçak yaptım, yarın af çıkar diye beklemeyeceğim,

Demirden, kumdan, çimentodan çalmayacağım,

Belediyelerdeki, bürokrasi ve siyasetteki dostlarımı araya sokup da eksik  projemin kabulü  için uğraşmayacağım...

Aslında  var olmasına rağmen türlü nedenlerle uygulanmayan imar yasasındaki her maddeyi ödünsüz uygulayacağım" diyelim.

Devlette;

"Yapı denetimi sıkı tutacağım,

Olur olmaz yerlere imar için izin vermeyeceğim.

İmar Barışı altında kesinlikle bir daha uygulama yapmayacağım,

Kent merkezlerindeki imar işlerini planlamanın dışında sürdüren belediyelere göz açtırmayacağım,

Deprem fay hatlarının geçtiği bölgelerde yoğun yapılaşma izin vermeyeceğim,

Dikine değil yatay yapılaşmayı teşvik edeceğim...

Başta devlet yapıları olmak üzere tüm binaların temelinden bitimine kadar kontrolü sıkılaştıracağım, yanlış yapanı cezalandıracağım" desin.

Ben imza atmaya  hazırım yurttaş olarak...

Aslında Devlet imzasını yasalarla atmış...

Atmış atmasına da işi gevşek tutmuş...

Dere kenarındaki evle fay üstündeki evin ne farkı var ki..

Birini sel alır gider...

Diğeri toz dumana karışıp yıkılır gider...

Sahi market, salon yapmak için  kolonlar  kesilirken hiç kimse duymadı mı bu intiharın sesini...

Ne yetkililer duymuş ne de apartmanda yaşayanlar görmüş...

Deprem mi öldürüyor yoksa ihmaller mi?

Hammurabi Babil Kralı, 282 maddeden oluşan bir anayasa hazırlamış binlerce yıl önce. (M.Ö. 1750). Halkın zorbalıkla değil kendi iradesi ile uymasını istediği bu kanunları, Akadça olarak Esagila Tapınağı’na dikilen bir taş üzerine yazdırmış ki herkes okusun anladın diye.

Sosyal ekonomik hayata dair birçok düzenlemenin yer aldığı anayasa  metninde inşaatla ilgili çok ilginç bir madde var.

Bu zamanın ruhuna uymayabilir ama çürük inşaatı yapanın nasıl şiddetle cezalandırılacağına dair çok önemli bir iradenin yasalaşmış hali bu madde:

"186.Madde: Bir inşaatçı herhangi bir kimse için bir bina inşa eder ve bu binayı uygun bir şekilde yapmazsa veya onun inşa ettiği bina yıkılıp sahibini öldürürse inşaatı yapan kişi idamla cezalandırılır"

Ama şunu da öğreniyoruz müeyyidesi çok ağır olan bu maddeden..

Maalesef işini layıkıyla yapmayanlar M.Ö 1750 yıl önce de varmış.

Yok bu dönemde idam mı olur derseniz...

İptal et diplomasını, müteahhitlik ruhsatını bu ceza ölümden beter olsun. 

Helâli haramı günahı da hatırlatalım.

Hele kul hakkını da unutmayalım, ölüme davetiye çıkaran bu  vicdansızlara.

ARAMA BULMADA

YARDIMLAŞMA

YARALARI SARMA

HASTALARA ŞİFA

KONUSUNDA ÇOK İYİYİZ.

HEM DE BİRÇOK ÜLKEDEN ÇOK ÇOK İYİYİZ...

BİR DE,

AFET GELMEDEN

ÖNCE TEDBİR ALMADA 

CAYDIRICI ÖNLEMLERDE

BAŞARILI OLABİLSEK...

Geçmiş olsun İzmir... Geçmiş olsun Ege... Ölen yurttaşlarımıza rahmet,yaralılarımıza sağlık  diliyorum.

 

AYDA KIZIMIZ UMUDUN ADISIN

ayda-kizimiz.jpg

Ayda kızım...
Sen umudun adısın.
Mücadeleyi bırakmayan aklın ve azmin karanlıktan ışığa çıkan yüzüsün.

Ve orada onca taş toprak demir yığını içinde 92 saat kaldın.

Umudunu canlı tuttun.

Aklından neler  geçti kim bilir?

Hiç mi acıkmadı?

Hiç mi üşümedin?

Hiç mi özlemedin anacığının şefkatli kollarını?

O amcaya, kurtarıcıya bakan gözlerindeki hayat ışığı hiç sönmesin. 

Rabbim şimdi olduğu gibi ömrünce seni korusun.
Anacığına rahmetler diliyorum...

Kızdıklarımız da var tabi,

Görevini yapmayanlaradır bu kızgınlığımız.

Yapı denetimin ciddiyetle yapılmadığı,

Fay hatları,

Dere kenarlarında apartmanların yükseldiği,

Kumun demirin çimentonun betonun zemin sağlamlığının dikkate alınmadığı,

İmar Barışı kapsamında derme çatma yapıların yasalaştığı,

Milli bir deprem politikamızın olmadığı,

Yetkilileri yanlış yapmaya zorlayan ve onlara göz yummaya çalışanların olduğu ülkemde tabi ki kızmak için çok sebebimiz var...

Ayda bebekler ve Bina altından çıkartılan cansız bedenlerin hürmetine bilim ve akıl yoluyla bitirebilmeliyiz bu kâbusu.

 

COVİD 19 ÇEMBERİ DARALIYOR

covid.jpg

Radikal önlemler alma zamanı geldi. Gevşeklik yaramadı.

Her sitede, her apartmanda, her mahallede Corona illetine yakalanan komşumuz dostumuz var.

Bir şekilde bulaşıyor. Çalışmak zorunda olduğu için işine gidip gelen ailesine, oturmaya, cenazeye, taziyeye, düğüne gidenler komşusuna ve yakın çevresine bulaştırabiliyor.

Bu salgın başladığında alınan tedbirler aynı sıkılıkta devam ettirilseydi durum bu kadar endişe verici hale gelmeyebilirdi.

Düşünün apartmanda yaşıyorsun. Biliyorsun ki komşulardan bir ya da bir kaçı ya tedbiren kendini karantinaya almış ya da bir yakını hasta. Aynı asansöre biniyorsun. Merdivenlerde karşılaşıyorsun vb...

Tavsiye ve istatistik rakamları verme ile maalesef Covid 19 gerilemiyor. Bazı ülkeler kendilerini kapattılar... Giriş çıkışı yasakladılar.

Devlette çalışanlara tolerans tanınıyor. Ama özel sektörde bu anlayış yok. Ya işinden olacaksın ya da her türlü riski göze alıp çalışmaya gideceksin.

Çok değil Mart-Nisan aylarında Corona olan birisini duymak  ender rastlanan bir olay idi. Şimdi komşunda, iş yerinde, köyünde, sokağında, okulunda bu hastalığa rastlamak mümkün.

Gidişat kötü. Devletin üst düzey yöneticileri de maalesef bu hastalığa yakalanmaya başladı.

Her gün bir tanıdığımızın CORONA’ya yakalandığını hatta öldüğünü duyuyorsak, çemberin iyice daraldığını anlamalıyız.

Anladık da ne yapmalıyız?

Kişi olarak ne yapmamız belli.

Temizlik, mesafe, kalabalıktan uzak duruş ve tabi ki maske...

Kamunun da tedbirleri fazla gecikmeden alması gerekecek... Yoksa çok geç olacak bu gidişle...

 

**********

 

EBEMKUŞAĞI

ebemkusagi-2.jpg

Trabzon Fatih Eğitim Enstitüsü sınıf  arkadaşım değerli eğitimci ve kadim dostum Türkçe Edebiyat öğretmeni Ramiz Aydın kardeşimizin yayınladığı şiir kitabı artık bütün kitapçılarda...
Ramiz hocamı kutluyorum...
Hayata ve sevgiye dair zengin ve temiz kalbindeki duyguları hissetmemize vesile olduğu EBEMKUŞAĞI'nın okuyucusu bol olsun...

 

 

 

 

 

ebemkusagi-1.jpg

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.