İKİ ANNE İKİ PADİŞAH VE TRABZON

   Trabzon'u Fatih Sultan Mehmet 1461'de fethetti.Yavuz Sultan Selim 22 yıl valilik yaptı. Kanuni Sultan Süleyman burada doğdu.
   Her üç padişah da bırakın Türk tarihini dünya tarihinde çok önemli yere sahip. Üçünün de yolu Trabzon’dan geçmiş. Fatih Sultan  Mehmet Trabzon'u fethederek Osmanlı İmparatorluğu'nun sınırlarını doğuda da emniyet altına almıştı.
fb9e8926-3878-492f-bb83-6f0310aa6798-001.jpg2178b4f4-50a5-4d73-8093-3ebbde2cd0e0.jpgDoğu Roma İmparatorluğu, Bizans ve en son da Trabzon İmparatorluğunu Osmanlı  topraklarına katan Fatih batının gözünde artık üç taçlı bir kraldır.

Her bir taç bir imparatorluğu  temsil ediyor. Osmanlı/Bizans/Kommenosların Trabzon İmparatorluğu. İtalyan sanatçı Gentile Bellini yaptığı madalyonda bunu tasvir etmiş ve Fatih için "MAGNNI DVLTANI MPHAMETI IMPERATORIS"/Büyük İmparator Sultan Mehmed diye de madalyona yazmış.
   Yavuz Sultan Selim birçok fetihlerinin yanısıra hilafeti Osmanlı İmparatorluğuna kattı. Özellikle Doğuya seferler düzenleyen Yavuz sonunda İstanbul'u hilafetin merkezi yaptı.
Kanuni Sultan Süleyman ise Batılılarca Muhteşem/Magnificient Suleiman/büyük imparator diye anılacak şekilde yönettiği devleti zamanının en güçlü  imparatorluğu yaptı.
           
                                     ANNELERİ UNUTMAYALIM
    Fatih Trabzon’u fethettikten sonra düzeni sağlayıp şehirde çok durmadı. Ama "Trabzon alınmadıktan sonra İstanbul’un fethi tamamlanmış sayılmaz" diyecek kadar bu kentin stratejik konumunu biliyor ve Trabzon'a çok değer veriyordu.
Türk tarihinin en zirve isimlerinin buluştuğu Trabzon'da onları yetiştirip yönlendiren "ANNE"leri de unutmamak gerekir. 
Yavuz'un ve Kanuni'nin anneleri Trabzon'da yaşamış.
Bu çok önemli.
TÜRK aile yapısında annenin çocuklar üzerindeki etkisi büyüktür. Nitekim Kanuni'nin annesi Hafsa Sultan daha sonra oğlu padişah olunca Valide Sultan ünvanını almıştır. Kanuni'yi Trabzon'da doğurdu. 15 yaşına kadar büyüttü.
 
                                   GÜLBAHARHATUN YAVUZ'UN ANNESİ
d25f46ad-0c70-4442-9b21-032c2cd76c72.jpg   Yine Yavuz'un annesi de Trabzon'da valiliği süresince oğlunun yanında kalmıştır. Hatta gemiyle Trabzon'a gelirken fırtınaya tutulunca kurtulmak için dualar ederken ilk karaya çıktığı yeri vakfedeceğini de adamış.
  Nitekim Vakfıkebir kıyılarına çıktıklarında burayı vakfetmiş ve adına da  büyük vakıf  anlamına gelen Vakfıkebir adı verilmiş.
Ölünce de Trabzon Valisi olan Oğlu Yavuz Sultan Selim tarafından yaptırılan bugünkü GÜLBAHAR HATUN TÜRBESİ'ne defnedilmiştir. Türbenin bulunduğu mahalle de aynı ismi taşımaktadır.
Peki Trabzon'da yaşayan, tarihimizdeki bu iki güçlü padişahın annesi olan iki VALİDE’yi yeterince tanıyor muyuz?
İsterseniz Yavuz Sultan Selim'in annesi Gülbahathatun'dan başlayalım...
Türbesi yanıbaşımızda. Her gün yüzlerce insan geçer yanından. Saygıdan  fatihasını okumadan geçmeyen insanımıza sorsak ki Güllbaharhatun kimdir, inanın çoğu bilmez.
GÜLBAHAR HATUN; Sultan II.Beyazid Hanın hanımıdır.
1453 yılında Elbistan’da doğduğu Dulkadiroğlu Alaüddevle Bozkurt Beyin kızı. Bu hanedanın Oğuzların Bozok kolunun Bayat boyundan olduğu belirtilir. Bazı kaynaklarda da Maçka ilçesi Yazlık (Livera) köyünden olduğu da yazılıdır. Bu arada Gülbaharhatun isimli Fatih Sultan Selim'in de bir eşi vardır. Zaman zaman bu iki ismin karıştırıldığı da görülür.
Sultan II.Bayezid Hanla Amasya'da sancak beyi iken 1469 yılında evlenir. Daha sonra Trabzon valisi ve Osmanlı İmparatoru olacak olan  oğlu Yavuz Sultan Selim'i 1470'de Amasya'da dünyaya  getirir.
   Gülbaharhatun oğlunun padişahlığını göremeden 1505 yılında Trabzon'da öldü.
Yavuz Sultan Selim annesinin hatırası ve ruhu için Trabzon Hatuniye Mahallesinde cami, mektep, medrese, imaret, türbe ve hamamdan meydana gelen Gülbahar Hatun Külliyesi'ni  yapmıştır.
  Türbe ve Gülbaharhatun Camii Osmanlı Türk İslam eserlerinden Trabzon’daki ilk örneklerindendir.
Günümüzde türbe ve camii Trabzon'un en kıymetli tarihi eserleri arasına korunmakta olup camii halen faaliyettedir.
 
               HÜRREM’İN HIRSLARINA GEM VURAN  HAFSA SULTAN
   Yavuz Sultan Selim'in hanımı. Yavuz'la birlikte valiliği süresince 22 yıl Trabzon'da yaşadı.
1479 doğumlu. Kırım Hanı Mengi Giray'ın kızı. Bazı belgelerde de adının Ayşe Hafsa Bint Abdulmuin olduğu ve cariye olarak saraya girdiği şeklinde de bilgi bulunmaktadır.
Ve tabi ki Trabzon'da kucağına aldığı Cihan Padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi...
KANUNİ'yi doğurduğunda kendisi 16, eşi Yavuz Sultan Selim ise 24 yaşındaydı.
Yavuz Sultan Selim Eşi Hafsa Sultan'a aşağıdaki şiiri  yazacak kadar da aşıktı:
 
AŞIK VE ŞAİR YAVUZ
GÖZLERİMİN BEBEĞİNE NASIL BİR 
SİHİR ETTİ FELEK
GÖZYAŞIMI KAN EYLEDİ 
FERYADIMI ARTTIRDI FELEK
ASLANLAR BİLE KAHRIMIN
PENÇESİNDE TİTRERKEN
BENİ BİR CEYLAN GÖZLÜYE
ACİZ KILDI FELEK...

                                         *******************************
 
  Cihanı titreten sultanlar  demek ki kalpleri de titremesini biliyordu...
İPP 5 Temmuz 1509’da  Kanuni henüz 15 yaşında iken oğlunun şehzadelik görevi için onunla birlikte Kırım'a gider.
  Eşi padişah olunca oğlu Kanuni Sultan Süleyman’la Manisa/Saruhan sancağındadır bu sefer. 
Kanuni 1520’de tahta çıkınca Valide Sultan ünvanını alan ilk padişah annesi oldu.
Kanuni'nin eşi Hürrem  Sultan ile oğlu arasında denge unsuru olduğu padişahın birçok konuda annesine danıştığı  bilinmeketir. Hürrem Sultan'ın nüfuz kullanmasını önlemeye çalıştığı, saraya Hürrem Sultan'ın tamamen hakim olmasını önlemek adına gayret gösterir.
Şehzade Süleyman(Kanuni)'ın Manisa’daki görevi sırasında uzun yıllar Manisa'da bulundu.
Güzelliği kadar hayırseverliği ile de bilinir. Medrese, imaret, han, hamam, darüşşifa ve sıbyan mektebinden oluşan kendi adını taşıyan külliyeyi yaptırdı.
 c146e527-dcb5-4d7f-8fd5-289ac77d75e1.jpg19 Mart 1534 yılında oğlu Kanuni padişahken vefat eden Ayşe Hafsa Sultan İstanbul'da Yavuz Sultan Selim Camiindeki türbeye gömüldü. 
Türk ve dünya tarihinde büyük izler bırakan iki devlet adamının annelerinin uzun müddet Trabzon'da yaşamaları bu kent adına kültürel bir zenginlik.
Bunu değerlendirmek lazım.
Mesela Vakfıkebir Belediyesi Gülbahar Hatun'un  fırtınadan kurtulup karaya çıktığı yerde bir düzenleme yapabilir. 
Trabzon Büyükşehir ve Ortahisar Belediyeleri de hem Yavuz Sultan Selim’in eşi hem de Kanuni Sultan Süleyman'ın annesi olan Hafsa Sultan adını yaşatmak için çalışmalar yapabilir.
Böylelikle cihan padişahı yetiştiren Ayşe Hafsa Sultan ve Gülbaharhatun nezdinde annelerimizin ne kadar değerli olduğu da hatırlatılmış olur.
 
          TURİZMİN ÖNÜNDE İKİ ENGEL DEĞİRMENDERE- ÇÖMLEKÇİ
 
   Sumela'nın Ayasofya'nın restoresi ile ilgilenirken kent estetiği adına Trabzon'a zarar veren Değirmendere ve Çömlekçi'yi gündeme getirmemek turizm adına  bir kayıptır. Sumela da Ayasofya da restore halindeler. Gün olur biter. Çok da uzun sürmez görünen o. Hatalı işleri varsa düzeltilir. Nitekim Ayasofya'daki peyzaj çalışmaları durdurulmuş. Bunda kamuoyunun bu yöndeki uyarılarının da  dikkate alındığını not edelim.
8eb1ec20-8a15-4344-8be9-8f0458957410.jpg  Ama Trabzon'un kanayan iki yarası var: Eğer Trabzon'da turizmin daha da gelişmesini istiyorsak Değirmendere vadisi ve Çömlekçi'yi ıslah etmeliyiz. 
Değirmendere... Dünya kurulduğundan beri akar durur. Zigana dağlarından süzülüp gelen akarsuların birleşmesi ile Karadeniz’e doğru yol alır.
Engeli yoktu... Üzerindeki narin kemerli köprülerle insanlara geçit verirdi. Etrafı çevrilmemiş. Yatağı daraltılmamış. Eğilsen suyunu içecek kadar temizdi. Ne olduysa son 50/60 yılda oldu.
   Dere kirlendi. Etrafı sarıldı. Yatağını kaybetti. Sadece sanayi atıkları değil bütün atıklar dereye akar oldu. Sanayi çarşıları kuruldu. Şimdi de otogar kurulacakmış. Zaten etrafı da adım atılamayacak kadar yer kalmayan Değirmendere havzasına ek bir yük daha binecek. Trabzon dar bir arazi yapısına sahip. Tamam. Ama her şey de gelişigüzel yapılmaz ya. O havzanın da kaldırabileceği bir yük var. Kaldı ki şehrin imajı açısından baktığımızda Doğuya açılan kapının başlangıç noktasında olan bu vadi hiç de güzel görüntü vermiyor...
Eğer bu şehre bir çekidüzen vermek  isteniyorsa,  Değirmendere vadisinden başlamak gerekiyor.
Bir de Çömlekçi var. İsmi üstünde Çömlek yapılan yer. Eski Trabzon'da mesleklere göre adlandırılan semt isimleri vardı. Kunduracılar, Semerciler, Mumhane gibi. Bu isimler meslekleri kaybolmasına rağmen hâlâ yaşıyor.
Çömlekçi de tarihi geçmişi olan bir zamanlar denizin dalgalarının evlerin bahçe duvarlarını yaladığı eşsiz güzellikte olan mahallemizdi. Şimdi harabe, yıkık, güzelliği yok olmuş çok kötü görüntü veren bir yer. Tam da  uluslararası yolun üzerinde. Yerli yabancı turistler geçerken buraya ne olmuş acaba savaştan kalma anıları barındıran açık hava müzesi mi diye bakıyordurlar.
Nerden bilebilirler ki yerinde bir kararla başlatılan ama yıllardır süren bitmeyen kentsel dönüşümün yok ettiği bir Mahallenin önünden geçtiklerini...
Uzun sözün kısası. Trabzon eğer turizmden ekmek yemek istiyorsa Değirmendere Havzası ve Çömlekçi mahallesini bir an önce düzene sokmalıdır.
Sumela/Ayasofya restoreleri biter. Ziyaretler başlar. Onlar başlanmış işler. Ama bu kenti ziyarete gelenler Değirmendere ve Çömlekci'nin üzüntü verici manzaralarının hafızalarında bıraktıkları anılarla geri döner.


Önceki ve Sonraki Yazılar