İki yanlış bir doğru etmez! Biri Yenicuma’da biri sahilde…

İbadethaneler ve özellikle de tarihi mabedler dünyanın çoğu ülkesinde dokunulmaz yapılardır. Tarihi bir değeri olduktan sonra doğru bir yaklaşımdır. Bir de sonradan yapılan derme çatma ibadethaneler vardır ki, özellikle ülkemizde bu ibadethanelere yani camilere ve az da olsa türbelere yatırlara dini hassasiyetten değil, dini siyaseten kullanma düşüncesi çerçevesinde dokunulmaz.iki-yanlis-001.jpg

Trabzon Kanuni Bulvarı, sahil yoluna alternatif bir yol. Kanuni Bulvarının Akyazı- Erdoğdu arası trafiğe açıldı. Akyazı tünelinden bu yola sapanlar 3-5 dakikada Erdoğdu’ya geliyor. Yarın yolun geri kalan bölümü yapıldığında Akyazı’dan bulvara giren otomobil 10 dakika sonra Değirmendere vadisine ulaşacak.

Bu yolun Yenicuma kavşağında iki yapı yıkılmadı. Yapıların biri köprülü geçişin altında kaldı diğeri için yol güzergahında oynama yapıldı.

Köprülü kavşağın altında yıkılmayan yapı Gözaçan Camii… Gözaçan Cami, 40-45 yıl önce yapılan konutlar arasında kalan bir cami… Gözaçan camisinin çevresindeki binalar Kanuni Bulvarı güzergahında kaldıkları için yıkıldı. Kanuni Bulvarı orada viyadükle geçiyor. Yani cami bu viyadüğün altında kalıyor. Caminin çevresi yol. Bu camiye namaz kılmak için gidecek müminler, yollardan geçecek. Olacak iş değil.  Bir kere viyadüklerin altında bildiğimiz kadarıyla yasal olarak yapı olmaz. Viyadük altında kalan camiye müminlerin araçla da gitme şansı yok. Baştan sona skandal… Neymiş efendim, cami yıkılmazmış!

Ve ayrıca Gözaçan Camisinin 50 metre aşağısında Tavanlı Cami var. Yanında eski bir mezarlık. Tavanlı Cami büyütülebilir bir cami. Yanına eski camiye uygun ek yapılır. Yukarıda yol ortasında kalan Gözaçan Cami de yıkılır.

Nemlioğullarının yaşayan efsanelerinden Güner hanım, Tavanlı Camisinde TS eski başkanlarından ve eski bakanlardan Faruk Özak’ın dedesinin ve babasının yıllar önce imamlık yaptığını söylemişti. Gerçi Özak’ın babası Haydar Hafız da bir ara Gözaçan Camiinde imamlık yapmıştı. Gözaçan cami kesinlikle yıkılmalıdır nokta!

 

sahildeki-001.jpgSahildeki otopark ve TRABİTAŞ

Trabzon Büyükşehir Belediyesi işletmesi TRABİTAŞ, gerçekten güzel işler yapıyor. TRABİTAŞ’ın yaptığı güzel işleri zaman zaman yazıyoruz. Fatih Parkı, Yüzüncü Yıl, EYOF Parkı vs. gibi halka açık mekanlar bugün Trabzon’da yaşayanların dinleneceği, çocukların gezip tozacağı mekan olmuşsa bunu gerçekleştiren isim TRABİTAŞ’ın patronu Adnan Gül’dür.

Adnan Gül, bu kadar gazel işler yaparken diğer yandan bir yanlış işe de imza atmıştır. Bu yanlış iş de, kent merkezinde sahil yolunun kuzeyinde ücretsiz olan otoparkı ücretli hale getirmesidir.

Avrupa ülkelerinde belediyeler, özel araçların kent merkezlerine girmemeleri için merkeze uzak mekanlarda ücretsiz otoparklar yaparlar. Bu otoparklar ücretsiz olduğu için kentte işi olanlar araçlarını buralara çekerler. Toplu taşıma araçlarıyla veya yürüyerek kent merkezine giderler.

Trabzon’da benzer bir uygulama vardı. Kemerkaya Mahallesinde Anadolu Lisesi’nin karşısında sahil yolunun kuzeyindeki otopark ücretsizdi. İlçelerden, köylerden şehre gelenler araçlarını buraya park edip, merkeze yürüyerek gelirlerdi.

TRABİTAŞ, birkaç gün önce bu büyük otoparkı ücretli yaptı. Yanlış yaptı. Sahil yolunun güneyindeki otoparklar ücretli olabilir, ama kuzeydeki olmamalı.

Dün, ücretli olan bu otoparka baktık. Üç beş servis otobüsü ve üç araç park etmiş. Otopark, bomboş. Bu alanı mutlaka ücretli yapacağız, diyorsanız o zaman sembolik bir ücret belirleyin. Mesela günlüğü 5 lira diyin. TRABİTAŞ’ın bu yanlıştan döneceğini bekliyoruz.

 

Kendimize haksızlık etmeyelim!kendimizi-001.jpg

 

Karadeniz Teknik Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Hastalıkları Ana Bilim Dalı Başkanı, Pediatrik Hematoloji Profesörü, Erol Erduran; ‘Yaklaşık on bin yıllık geçmişi olan bir milleti son 700 yılla değerlendirmek, tarihsel ve sosyolojik bir hatadır’ dedi.

Prof. Dr. Erduran şunları söyledi:

‘Son zamanlarda bir söyleme eğilim var! 'Biz Osmanlı Torunuyuz'. Elbette ki ceddimizin son kuşağı Osmanlı. Ama Osmanlı bir millet değil, etnik bir grup değil, bir din de değil. Zaten milletler adlandırılırken, dinlerine göre değil, mensup oldukları kökene göre adlandırılır. Mesela, İngiliz, Fransız, Alman gibi!

Bu tanımlar bir din kökenli değil. Öyle olsa Hıristiyan derdik. Ama bu da tanımlamaya aykırı, global bir isimlendirme olurdu. Diğer taraftan Hıristiyan olan Türklerde var (Gagavuz Türkleri gibi). Bu toplulukların mensubiyetini açıklamaz. Biz kökleri, son bilgilere göre M.Ö. 10 bin yılına kadar uzanan Türk Milleti'nin neslinden gelen kuşak olarak kendimizi 'Osmanlı Torunuyuz' diyerek tarihimizi son 700 yılla kısıtlarsak;

1. Kendimize haksızlık etmiş oluruz

2. Osmanlı ne bir millet ne de bir din adıdır. Hiç bir toplum adını kuran kişiden alan devletin adı ile anılmaz. öyle olsa idi; Babür İmparatorluğu'nu kuran Babür Şah'tan adını alan devlet yaşayanları kendilerini 'biz Babürüz' diye mi adlandırıyor yoksa biz onları tarihteki bir Türk devleti olarak mı tanımlıyoruz.

Kendini Osmanlı torunuyuz diye vasıflandıranların öncelikle kendilerini 'Türk ' olduklarını kabul etmeleri gerekir. Çünkü Osmanlı İmparatorluğu, Türk olan Osman Gazi tarafından kurulmuş, bir Türk Devleti’dir.

Söylemlerimizin sosyolojik temellerini düşünüp, buna göre adlandırma yapmalıyız.  Yaklaşık 10 bin yıllık geçmişi olan bir milleti son 700 yılla değerlendirmek, tarihsel ve sosyolojik bir hatadır. Kendimize haksızlıktır.

 

*****************

gurol-ustaomeroglu-001.jpg

Yollar, duvarlar, köprüler, viyadükler vs. resmiyette sanat yapıları olarak geçer.

Kendi başına bir değerdir bu yapılar.

Mesela iyi tasarlanmış bir köprü, işlevi bir yana görsel olarak da keyif verir insana.

Boztepe'ye açılan tünellere bağlanan viyadükler sarmaşıklarla kamufle edilecekmiş.

Bu yolu tasarlayanlar bile vereceği görsel zararı sanatsal değerinin üstünde görüyor ki yeşille kamufle etmeyi düşünüyor.

Birinden biri yanlış demek ki!

Acaba hangisi?

(Gürol Ustaömeroğlu)

 

****************

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar