Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

İKİBİNYİRMİ1…

Bazı sözler vardır ki asırlar geçse bile unutulmaz ve anlamını yitirmez. Tıpkı, Şair adıyla Muhibbi asıl adıyla Kanuni Sultan Süleyman’ın “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” sözü gibi…

Hayatın hızlı akışında sağlığımızı hep ihmal ediyoruz. Belki de “Tehlikenin büyüklüğü yakınlığı ile ilgilidir” deyimine kanıyoruz, hep uzakta sanıyoruz ama hiç kendimize ve etrafımıza konduramıyoruz. Aslında ölümlü olduğunu bilen tek canlı ( biz öyle biliyoruz, belki hayvanlar da farkındadır, nitekim bazı hayvanların öleceği zaman, hissederek ortamdan uzaklaştığı da gözlemlenen bir durum) olan insan muhtemelen psikolojisinin de gereği hep kendinden uzak hissediyor. Tabii ki doğrusu da budur, aksi olursa insanın o psikoloji ile hayatın içinde olması da mümkün olamaz.

Bazıları askerliğin uygulamalarının mantıksızlığını savunur. Haklıdır kendisine o işin mantığı anlatılmadığı için, yoksa iddiasında değil. Aslında yapılan çoğu işin mantığı vardır. Mesela niye sabahları mıntıka temizliği veya ot yolma işleri yapılır diye serzenişler olur. Birçok nedeni vardır, bunlardan birisi değişik kültür, eğitim ve fiziki kabiliyet seviyesine sahip yüzlerce 21 yaşındaki genci bir arada tutmak ve aynı seviyede olduklarını göstermek için bir meşguliyet yaratmak iken bir taraftan takım ruhu kazanmasını sağlayarak paylaşma ve yardımlaşmayı öğretmektir. Bir çeşit meşguliyet ile zararlı alışkanlıklardan da uzak tutulur.

Bu dönem çok iyi anladık ki sağlıklı olmak ve yaşamak en büyük sermaye ve bahşedilmiş en güzel şey. Yalnızlığa doğru gittiğimiz bu dönem aslında bize en çok paylaşmanın ve sağlıklı olmanın değerini anımsatmış olmalı. Cumhuriyet Ortaokulundayken, bir münazarada “sağlıklı olmak için para mı gereklidir, yoksa bilgi mi” konusunda tartışma ve savunma yapmıştık, sonucunda yapılan değerlendirmede “Bilgi” savunucuları kazanmıştı. Münazaralarda, savunma beceriniz ve hâkimiyetiniz kazandırıyor olsa da sanırım yıllar sonra tatbiki olarak bu dönem de bilginin haklılığı kanıtlandı. Bu dönemde hep bilgiden ve bilimden medet ummadık mı? Aşı haberlerine birlikte sevinmedik mi?

Birçok şeyin kıymetini kaybedince anlıyoruz. İnsanın dâhil…

Peygamberimiz ne güzel buyurmuş; “Beş şeyin kıymetini bilin. İhtiyarlık gelmeden önce gençliğin, hastalık gelmeden önce sıhhatin, meşguliyet gelmeden önce boş vaktin, fakirlik gelmeden önce zenginliğin ve ölüm gelmeden önce hayatın kıymetini bilin.”

Aşırı ihtiras sahibi, kendinden başka kimseyi önemsemeyen kindar, duygusuz ve kibirli insanlar keşke, “dün sizin gibiydik, yarın bizim gibi olacaksınız” yazılarının olduğu mezarlıklara arada sırada uğrasa ve okusa… Hiç kimsenin vazgeçilmez olmadığı gerçeği gibi, haksız kazanım ve ihtirasın da anlamsız olduğu aşikârdır.

Sanırım, modernleşme ve neoliberalizm (parasalcılık) ile beraber maddi kazanım hırs ve öğretisinin manevi duyguları bu kadar örselediği dönem olmamıştır. Maalesef bu kavga içerisinde insanların sağlıklarının da maddi kazanımlara alet edildiği bir dönemdeyiz. Ne yapmalı? Dünya malı dünyada kalır, aşırı ihtiras sahibi olmadan sağlıklı yaşamaya ve mutlu olmaya bakın.

Televizyonlarda bazıları tartışırken “biz bu halkı hep kandırdık, bir gün şöyle, öbür gün böyle dedik” derken esasında çaresizliklerini de yansıtıyorlardı. Yani her alanda kargaşa, uyumsuzluk ve güvensizlik hâkim.

Şimdi de aşı olmalı mı olmamalı mı tartışmaları arasında kararsız kalan bir kitle var. Şahsen ben ortaokuldayken bilimi savunanlardandım ve münazarayı kazanmıştık, yine bilimden yana olup “aşı ile insanlara çip takılacak” vb. korku ve kurgu senaryolarına takılmadan bulduğum aşıdan vurulacağım, ister Çin işi, ister Alman işi olsun…

17 Aralık Mevlana’nın 747’nci ölüm yıldönümüydü. O zaman Mevlana’yı rahmetle anarak yedi ( 7) öğüdüne kulak verelim: Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, şefkat ve merhamette güneş gibi ol, başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, hiddet ve asabiyette ölü gibi ol, tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, hoşgörülülükte deniz gibi ol, ya olduğun gibi görün ya göründüğün gibi ol…

2020 Yılını şehitler, savaşlar, depremler ve tüm dünyayı saran ve sarsan COVİD-19 Pandemisi ile talihsiz ve üzüntü dolu bir şekilde geçirdik.

Umudumuz, beklentimiz ve dileğimiz; 2021 yılında bu pandeminin sona ermesiyle daha insanlaşan dünyada; aç, yoksul, çaresiz kimsenin kalmaması (2 gün önce sahilde işlek bir yerde tek kişilik çadırda yaşayan yaşlı amcanın öldüğünü, ağzından kan gelmişti, gördüm, çok üzüldük, ama bunlar yaşanıyor hala) kadına şiddet ve cinayetlerinin artık olmaması ve doğa katliamlarına son verilerek daha yeşil bir dünya gelişmesi ve hayvan eziyetlerinin son bulmasıdır.

“Bir musibet bin nasihatten evladır” derler, hiç değilse bu virüsün insanlara bunu hatırlatmış ve insani değerlere sarılmasını sağlamış olmasını ve İkibinyirmi1 yılının sağlıkla gelmesini diliyorum…

Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.