İsmail Kansız

İsmail Kansız

İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI’NDA  TRABZON'DA EKMEK  SORUNU

Yıl 1939.Almanya/İtalya/Japonya birlik olmuş,Mihver Devletler Topluluğu’nu kurmuş.

Karşı tarafta da İngiltere ve Fransa var.Adı da,Müttefik Devletler Topluluğu.

Almanya veİtalya 1.Dünya Savaş’ından yenilerek çıktı.Japonya batının istilasına karşı koymak istiyor.

Almanlar Hitler’le, İtalyanlar Mussolini iledünya hâkimiyetini Nasyonal Sosyalizm adı altında faşizm ideolojisi eşliğinde dünyayı işgal etme niyeti ile savaşı başlattı.Almanya yıldırım hızıylaNorveç,Danimarka,Fransa veHollanda’yı işgal eder.Sonrasında Balkanlarda Yunanistan,Macaristan ve Romanya da işgal edilen ülkeler arasına katılır.

Bunun üzerine Rusya da müttefik devletlere katılır.Japonlar da PearlHarbour'a baskın yapınca ABD de müttefik kuvvetler safında yerini alır.

Savaşlardan yeni çıkmış ve henüz kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti bu durumda savaşın dışında kalmak adına çeşitli anlaşmalar yapıyordu.Almanlarla saldırmazlık paktı,Fransa veİngiltere ile Akdeniz'de savaş çıkarsa birlikte hareket etme anlaşması,hep savaşın dışında kalma çabalarıydı.

Bu arada Almanya'nın Kafkas bölgesini işgal etme fikri vardı 

Türkiye’nin Hitler Almanya’sı ile yaptığı antlaşma ile sınırlarımıza 85 km’den fazla yanaşamayacaktılar.Hitler bizzat zamanın Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'ye yazdığı mektupta bunu belirtiyordu.Dönemin Genelkurmay Başkanı da Mareşal Fevzi Çakmak’tı.

Almanların bir başka planı da Azerbaycan ve Türkiye'nin ilerde olası birlikteliğini de engellemekti.

İngiltere Başbakanı Churchill de Adana'ya gelerek Türkiye’yi ittifakların yanında savaşa sokmak istiyordu.(1943)

İki taraflı baskı altında kalan, 65  milyon insanın öldüğü savaşta 17 milyon nüfuslu Türkiye,bütün ısrar ve yoğun baskılara  rağmen savaşa girmedi.Savaşın bitimine iki ay kala 23 Şubat 1945'te şartlar uygun olunca müttefiklerin yanında yer almak üzere Almanya'ya savaş ilan etti...

1939/1945 yılları arasında devam eden İkinci Dünya Savaşı sırası ve sonrasında tüm dünya ekonomisi altüst oldu.

Savaşta ölmeyenler nerdeyse açlıktan ölecektiler.

Tam da bu yıllarda ekmek en büyük ihtiyaç besini  oldu.Türk lirası eridi. Savaş başlarken 14 lira olan reşat altını o süreçte 38 liraya yükseldi.Üretici güç silah altında.Bütçe askeri harcamalarla sıkıntılı.Oysa savaştan önce bütçede dış ticaret de fazlalık veriyordu.En temel gıda maddesi buğday stokları da yeterliydi.Savaş uzadıkça herşey zorlaştı.Para yok.Buğday yetmezoldu.

Fırınlar un bulamıyordu. 

O yıllarda yayınlanan Trabzon Yeniyol gazetesinde durum bütün yönleri ile anlatılır.

Bakalım o meşhur KARNE GÜNLERİNDE neler yaşanmış:

O dönemin gazetelerinden Trabzon'da yayınlanan Yeniyolda yaklaşan ekmek sıkıntısını dile getiriyordu.

Un temini,ekmek yapımı,satışı bir disipline bağlı ve kontrollü şekilde yapılmaya başlanmıştı artık.

Un yetmediği gibi geçen yıldan çok verimsiz geçen üretimden dolayı mısırda da kıtlık başgöstermeye başlamıştı.

Bu şartlar altında,temkinli bir tüketim alışkanlığı oluşturmak ve israfı önlemek adına yayınlanan tebliğde ekmek dağıtımının nasıl yapılacağı belirtiliyor.

Buna göre;içinde günlük kuponlar olan ve adına halkımızın ekmek karnesi olarak adlandırdığı birer aylık kuponlar dağıtılmaya başlandı. 

Ağır işçilere 750 gram,

Büyüklere 375 gram,

Çocuklara 187.5 gram günlük ekmek hakkı tanındı.Ekmekler de 750 gram olarak imal edilecekti.

1 Şubat 1942’den itibaren uygulanacak olan bu kararlarda fırıncıların da sıkıca denetleneceği belirtiliyordu.

Ekmek karnelerinin nerede dağıtılacağı da gazetede yer alıyor,suistimal yapanların cezalandırılacağı anlatılıyordu.

Ekmek fiyatları da 

950gr ekmek,16.25 kuruş.

750 gr ekmek,13 kuruş.

Eskiler anlatırdı.Ekmek gramına göre kesip verilirdi.Dilimlenirdi.Çok öncelerden dilenen insanımız da "bir dilim  ekmek" diye el uzatır,evlerden de Allah rızası için olandan bir dilim verilir, muhtaçlar kapıdan eli boş çevrilmezdi.

Bu arada Trabzon’un senelik mısır ihtiyacının 12/13 milyon kilo olduğu lakin,fasulye ve patates üretimi yeterli olmayınca mısır tüketiminin 17 milyon kilo olabileceği de anlatılıyordu gazetede.Patatesin de o sıralar 6 kilosunun 25 kuruştan 75 kuruşa çıktığını da belirten yazar Cemal Rıza Çınar(Yeniyol/28 çarşamba ikinci kânunusani 1942) bir başka yazısında ise mısır ve buğday buhranında patatesin kurtarıcı olacağını da belirtiyor, patatesin ekmek yerine yenilebileceği,bunun için de boş bulunan her yere patates dikilmesinin gerektiğini anlatıyordu.

Yeniyol gazetesinde ayrıca halkın telaşına gerek olmadığını ofisin stok yaparak buğdayı savaş ortamında yettirmeye yönelik tedbirlerin alındığını Trabzon'a da mısır ve buğday teminin yapıldığını sayfalarından halka yansıtılıyordu.

1914/1918 1.Dünya Savaşı.

1919/1923 Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyetin İlanı.

Ne savaşacak ne de tarlayı sürecek insan kalmış.

1939/1945. 2.Dünya Savaşı.

Savaşa girmedik ama tedbiri olarakaskerlik 3 yıl.Ve askeri harcamalar üst düzeye çıkartılmış.

Tarlalar yine boşalmış.Savaş sonrasında dünyada 65 milyon insan ölmüş.

Türkiye çeşitli diplomatik manevralarla savaşa girmemiş.

Bir yandan Almanya'nın baskısı.Diğer taraftan Rusya'nın doğu politikaları,hepsinden sıkıntılısı başta İngiltere olmak üzere müttefik kuvvetlerin kendi saflarında savaşa girmemizi ısrarla istemesi...

Tüm dünya yoklukla kan ve gözyaşı içinde mücadele ederken,Türkiye'nin de nasibine  bir müddet karne ile ekmek almak düşmüş.1942'de başlatılan bu uygulama savaşın sona erip durumun normalleşmesi üzerine1946 yılında sona ermiştir.

Kurşunu yemek (!) bedava ekmek ise karneyle idi.

Türkiye,halkına kurşun yerine karne ile ekmek yedirmeyi tercih etmişti.

1914-1945 yılları içinde iki büyük savaş gören dünya tümüyle perişan vaziyetteydi.Genç Türkiye Cumhuriyeti kuruluş yıllarına doğru giderken 1. Dünya Savaşı’nda kaybettiğimiz 400.000 şehit,180.000 gazi ve 1.500.000 esirimizin ağır yükü altında bir de Kurtuluş Savaşı vermek zorunda kalmıştı.

Henüz kurulalı 16 yıl olmuş Türkiye Cumhuriyetine Almanların ne de başlarını İngilizlerin çektiği müttefik kuvvetlerinin vaatlerine kanarak yeni bir maceraya atılamazdı.Zaten gücü de yoktu.

Şimdi bize düşen,ekmeğimizin her lokmasını çiğnerken o zor günleri hatırlayarak,çok çalışıp üretmektir...

 

***************

 

SOKAKLARINA ŞİİR 

YAZILMIŞ ŞEHİR 

 

İhsan Topçu Sürmene/Trabzon doğumlu eğitimci şair.

Kocaeli Üniversitesi Türk Dili Edebiyatı Bölümü öğretim üyesi Dr.İhsan Topçu, çeşitli ulusal ve uluslararası edebiyat kurumları tarafından ödüle layık görülmüş.

Birçok şiirinin her birinde ayrı duyguların içinde gezinirken doğduğu topraklara ait dizeleri bizim gibi Trabzon sevdalıların çoğu zaman gönül sızılarına merhem olmakta.

Kendisini,  bir şiirinizi yayınlamak istiyorum, izin verir misiniz diye aradığımda nazik bir tavırla memnuniyetle deyişinde "toprağına bağlılığın" sıcaklığını hissettim.

İhsan Topçu ile Trabzon sokaklarında gezinmeye var mısınız?

Dağlarına taşlarına denizine şiir yazılan kentler vardır.

Ama sokaklarına, için de dolaşan genç insanların kalbinde sakladığı duygularına dair şiir yazılan bir kent var mıdır acaba?

Yazılmış işte.

Belli bir yaşın üstündeki herkesin bu dizelerde kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum.

 

İLK AŞKLARDA KALDI MASUMLUĞUMUZ
(Trabzon Sokaklarında İlk Aşklarımız)

Küçük yaşta ne duygular tatmışım umulmadık
Çok erken tanışmışım karasevdayla
Trabzon Trabzon olalı ilk kez
Naciye kokardı boydan boya
*

Boyuma bosuma bakmadan Uzun Sokak’ta
Parke yolları pembe düşlere boyardım
Görebilmek için nar dudaklı sevgiliyi
Şöyle bir kenardan
Martılar kadar masum ve utangaçtım
*

Gözler kulaklar Boztepe’de
Eller sofradayken oruçlu
Vah olsun iftara pide yetiştiremediğim günlere
Kolay değil
Naciye’nin okuldan çıkışı
Rastlıyor o saatlere
*

Mahallesine gidip tatil günleri
Az mı beklerdim pencereye çıkışını
Göz göze gelirdik bazen
Kendimce bir anlam çıkarırdım
Boşa çekmişim kürekleri Ortahisar’dan Arafilboy’a
Sözlüymüş meğer dayısının oğluyla
*

Odamın duvarları / hey odamın duvarları
Nasıl da üzerime gelirdiniz
Kendimi zor atardım dışarı
Ganita’da sahili döverken Karadeniz
Başka dünyalara uçardı yüreğimin sıkıntıları
*

Kumral saçlı uzun boylu bir subay kızı
Liseli ilk aşkımdı Ankaralı Semra
Şimdi aradan çok sular geçti
Atapark’ta kalpler çizip adını kazıdığımı
Söylesem kızmazsın ya
*

Ders çalışırken geceleri
Kitap sayfalarına sığmazdın
Hüzünlü güzellikler yaşatırdın okul yollarında
Vallahi kimse bilmezdi benden başka
*

Zil çalar çıkardık
Sen sınıfta kalırdın
Teneffüsler ne kadar da kısa gelirdi
Zilden önce çalardı Hayri Bey düdüğünü
Göz göze gelirdik ara sıra
Sen Trabzon Lisesi gibi onurluydun
Çillerin ne kadar da güzeldi
Gözlerin bir çift manolya
*

Kalemim sende kalmıştı bir keresinde
İsteyememiştim cesaret edip de
Sen de söylemedin
Niçin geri vermemiştin ki
Aklıma gelince merak ederim ya
Yoksa bir şey mi vardı aramızda

İhsan TOPÇU
(Arayış Yol Arıyor, Ana Yayınları, 1990, 50. sayfa)

 

******************

  

4000 YILLIK 

KALE BÖYLESİNİ

GÖRMEDİ 

 

Trabzon Kalesi, Roma'yı Bizans’ı, Osmanlı'yı, son yüzyıldır da Türkiye Cumhuriyeti'ni gördü.

Her bir devirden izlerini hâlâ yorgun taşlarında taşır.

Dünyanın sayılı kale şehirlerinden biri olan Trabzon Kalesi zaman zaman restore edilerek günümüze kadar ulaştı.

Bahçecik'te Türk bayrağının dalgalandığı yerde Kral Sarayı’nın bulunduğu bölümde kazı çalışmaları yapılması da gündemde. Ancak bir türlü öteden beri gündemden öteye geçilip çalışmalara bağlanamadı.Bu yerel yönetimlerin yapacağı bir iş değil.

Bilimsel bir kazı ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın doğrudan işi.

Belediyeler de yardımcı olabilecek noktalarda desteklerini esirgemez.

Şimdi Trabzon bilimsel bir kazı beklentisi içindeyken, tam da kalenin dibine bir WC kurulmuş.

"Umuma açık" mıdır, geçici şantiye WC’si midir bilmiyorum.

Ama bir bildiğim varsa o da 4000 yıllık Trabzon Kalesi, kale oldu olalı böylesini görmedi...

Umarım tüm ilgililer ve de yetkililer bu kalenin duvarlarına yapışık, yakışmayan WC kulübesi için gereğini yapar.

 

*****************

 

BU FOTOĞRAFLAR 

HERŞEYİ ANLATIYOR

 

1916'dan kalma bir fotoğraf.

Ruslar Arafilboy'dan Trabzon'a giriş yapıyor.

Bugünkü baro binasının önü.

Ellerinde Amerikan bayrakları ile işgal güçlerini karşılayanlar belli ki bu duruma sevinmişler.

İşgal güçlerinin Trabzon'a girişini coşkuyla karşılıyorlar.

Bu tutum işgal süresince devam edecektir.

Trabzon'daki, aslında Osmanlı’nın birer yurttaşı olan ve başta inanç özgürlüğü olmak üzere iktisadi hayat anlamında da rahat yaşayan, esasında aynı devletin vatandaşları olarak Türk komşularıyla iyi geçinen diğer azınlık gruplar da maalesef kışkırtmalar neticesinde başka hayallere kapılmışlar.

Amerika, İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletlerin planları içinde bulunan Doğu Karadeniz Bölgesi’ndeki ayrılıkçı yapılanmalar sonucunda bu ülkelerin destek ve himayeleriyle emellerine kavuşmak istiyorlardı.

Rus işgali sonrasında, Trabzon'un tarihi kültürel değeri yüksek varlıkları maalesef Rusya'ya kaçırıldı.

Bu talandan Sümela da nasibini aldı. İçlerinde el yazması değerli kitap ve belgeler de cami ve kütüphanelerden toplanarak sandıklar içinde Moskova'ya taşındı.

Ruslar Trabzon'u işgale gelirken yanlarında önemli sayıda arkeolog ve sanat tarihçisi getirerek bu tarihi kentin bir nevi envanterini çıkartmaya da çalıştılar.

Bizim dedelerimiz mi?

Onlar muhacir çıktılar.

Topraklarını terk ettiler.

Yollarda hayatlarını kaybettiler.

Döndüklerinde yıkık virane Trabzon’la karşılaştılar.

Sonra da henüz kendilerine gelemeden Kurtuluş Savaşı için cepheye koştular.

Dün Rus işgal kuvvetlerini ellerindeki Amerikan bayrakları  ile coşkuyla karşılayan konsolosluk görevlilerinin devleti, kurtuluştan sonra biz dostuz demediler mi?

İnanma...

Biri işgal ederken diğeri alkış tutuyor.

Bu memleketin, toprakların insanları, yükünü sırtına vurup ana ocağını terk ederken, birileri de "buralar bize kaldı" diye uluslararası kışkırtıcıların sonu hüsranla bitecek sevinci içinde...

Aynıdırlar hepsi...

Trabzon’un Kurtuluşu kutlu, birliğimiz daim olsun.

Unutmayalım üzerinde yaşadığımız topraklar,

Fatih'in fethettiği, Kanuni'nin doğduğu,Yavuz'un valilik yaptığı Atatürk'ün üç kez ziyaret ettiği topraklardır... 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.