İLİKLERİMİZE İŞLEDİ

Yıllarca siyasete, ismiyle ya da icraatları ile damga vuran birçok bürokrat, iş adamı ve siyasetçiyle röportaj yapıp gündemi değerlendirdik.

Çok insan tanıdım. Bir kısmı ile dostluklar kurdum. Beynimde listelenen isimler ve o cümle baloncukları bugün “biz” dağını yaratanlara ne çok fayda sağlayacak konuşmalardır oysa...

Geçmişten bu güne yapılanlar, hep peşimizden geldi.  İyi ya da kötü olarak. Gidenler ardında boşluk bıraksa da o boşluklar dolduruldu mu dersiniz?

Geçmişten gelen engeller, önümüzde yine dağ gibi duruyor oysa.

Sanırım istenilene sahip olmak için, siyaset yapılınca, kaybeden hep biz halk olmak zorunda kalıyor…

Faydalı  amaçların tohumlarını ekecek, “ben” demeyecek, etrafını değil insanlığı düşünecek, düştüğümüzde kalkmamıza yardım edecek, yürekten sevdalı siyasetçiler istiyoruz. Kurulan, kurulacak ve sahnede görev almak isteyen tüm siyasetçilerin emelleri,  güç kavramının  büyüsüne takılmaktır. Yani Güçlü olabilmek arzusudur. 

Sizlere, bu günlerde yaşadıklarımıza ışık tutacak, Rahmetli  Recep Yazıcıoğlu röportajından kısa bir kesit sunmak istiyorum. 

-Sayın Yazıcıoğlu dünyanın gündemi Türkiye’nin gündemine göre daha yavaş ilerliyor. Türkiye’de globalleşmeyi tartışıyoruz. Globalleşme Kuzey Yarım Kürenin, Güney Yarım Küreyi sömürmesi olarak yorumlansa da bazı çevrelerce insanların huzur ve refahı için dünyada ki tüm sistemlerin entegre olması olarak açıklanıyor. Size göre nedir bu globalleşme. Olmazsa olmazımız mıdır?

“Havva kardeş globalleşmeye Türkiye’de siyah-beyaz olarak bakılır. Aşağı-yukarı konularımızın hepsi böyle aslında. İşte bu siyah-beyaz ayırımı bizim gelişmemizi engelleyen sebeptir aslında. Buna ‘kök sorun’ diyor bir bilim adamı. Bir şey ya doğrudur ya da yanlıştır. Mutlak doğrular, mutlak yanlışlar, kalıplar bugün ki bizim bir çok problemimizin temelinde yatar.

Birilerine göre globalleşme, dünyaya saadet mutluluk, refah getirecek yani cenneti vaat ediyor. Bana sakın isim verdirme.

Siyah beyaz görüşü göre de cehennemdir globalleşme.

Ulus devletine insanlığı yok edecek diye bakıyorlar. Aslında çok güzel bir söz var; “ her doğru da bir yanlış, her yanlışta bir doğru vardır. Her güzel de bir çirkin, her çirkin de bir güzel vardır.” Yani gri tonlar vardır. Mutlak tonlar yoktur. İşte biz hep bunlara takılıp durduk. Bütün konularımıza hep böyle baktık. Bizdensin değilsin misali.

Bizler hep takipçi olduk. Üretici ve bir ürünün yaratıcı olmadık.”

***

Bugün keskin yaklaşımlar, kalıplar, kalıpçı anlayışlar, dayatmalar… dolayısıyla bizler farklılıkların birlikteliği yerine,  farklılıkların zararlarını konuşur olduk.

Siyaset için ne aitlik gerekli ne de sahiplik.

Ne beklenti olmalı, ne de körlük olmalı.

Kimse kimsenin değildir.

Görmüyorsak gözün, duymuyorsak kulağın, konuşmuyorsak dilin ne gereği var ki. Kırıyorsak sözlerin ne anlamı var ki. Birlikte bakmak için gönül, akıl ve dünya gözümüz nerede ey siyasetçi?

Bizler düşünebilen varlıklarız, nedir sürekli müdahale etme arzunuz?

Siyaset çıkar için değil, dünya için, ülkem için, gençlik için, kadın için, çocuk için, tabiat için… yapılmalıdır.

Ben “biz” olduğumuzda benim demektir. Yani Ubuntu gerçeği ile siyaset yapılmalıdır.

Siyaset yazmamayım diyorum ama duramıyorum işte! Siyaset dinlediğimiz müzikten,  tuttuğumuz futbol takımına kadar iliklerimize işleyince…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.