Turhan Eyüboğlu

Turhan Eyüboğlu

İlk Kot Pantolonum-1

Biliyorum, üç dört haftadır size hep eski Trabzon'dan bahsediyorum. Nasıl bahsetmeyeyim? Çocukluğumuzun Trabzon'u, şimdiki bu halinden daha güzeldi! İnsanı da doğası gibi sert, ama mertti! Onurun ve vicdanın henüz yaşayanlar tarafından terk edilmediği yıllardı o yıllar!

Tekke Mahallesi’ndeki konaklar, bahçeli evler ve tümen sahası olduğu gibi yerinde duruyordu. Trabzon'un tam göbeğinde durmasına rağmen sanki Trabzon'dan soyutlanmış ayrı bir mahalleydi. Komşulukları ve yerleşim planı harikaydı. Sokakları tam bir tarih ve yaşanmışlık kokardı manolya ağaçlarının çiçeğinin dışında!

Evimden Tekke Mahallesi’ne gitmek beş dakika sürerdi. Ganita'ya inmek ise on dakika bile değildi. Tekke Mahallesi’nin tümen sahasında top oynar, on dakikada Ganita tombul kayada alırdık soluğu. Tombul kayanın dibine dalmayan 'Yüzme öğrendim!' diyemezdi!

Şimdi Ganita'ya bakar mısınız? Yaptıkları yetmemiş gibi 'Nasıl daha tanınmaz hale getiririz?' diye durmadan çalışma içindeler. Ellerinden gelse oradan yolu limana bağlayabilmek için üç milyonluk yılda oluşan koyu doldurabilirler ve buna da hiç şaşırmam! Niye şaşırayım ki? Benim gibi Trabzonlular olduğu sürece onlar denizin her yerini doldurabilirler!

Neyse bu konuyu daha uzatıp sizin de asabınızı bozmayayım!

Hadi biraz çocukluğumuza gidelim. Biraz yokluğumuzda bile ne kadar mutlu ve inançlı olduğumuzu hatırlayalım. O günleri düşünerek çevre ve tarih katliamı yapılan bu yıllarda unuttuğumuz tebessümü yüzümüzde oluşturalım.

'İnsan çok özlermiş sevdiklerini. Ben ise her şeyi özlüyorum.' derdi Almanya'dan gelen tanıdıklarım. Almanya'ya gidenler Türkiye'ye geldiklerinde muhakkak arabaları ve teypleri olurdu. Bunları gösterme çabaları beni hep cezbetmiştir!

Arabalarına binerdim ve ondan memnun olurdular. Anlata anlata bitiremezdiler arabalarını! Ya teybe ne demeli? Köyde ve yaylada kemençe sesi duydum mu koşarak giderdim, Almanya anılarını dinlemek için. Evet evet duydum sizi! 'Tüylü şapkalarını unutma.' diyorsunuz. Asla unutmadım!

Bunlar benim için çok güzel anılardı. 'Bu anıların içinde en çok özlediğin ne? diye sorsanız hiç tereddütsüz 'Kot pantolonum!' derim. O zaman Trabzon'da kot pantolon satılmıyordu; ancak Almanya'da akrabaları olanlar giyebiliyordu kot pantolonları! Bir de bizim gibi bedenine ve boyuna bakmadan giyenler vardı.

Gecenin bir sessizliğinde gemiye yaklaşan korsanlar gibiydik, bir kot pantolona sahip olabilmek için! 'Bu da nerden çıktı'’ diyorsunuz! Anlatayım!

Evimiz limanın üstünde Arafilboyu denilen mahallede. Kabadayıları, içenleriyle ve Cemil Usta, Bekir Barçın gibi futbolcuları ile meşhurdu mahallemiz. Onlara hayranlıkla bakar, onlar gibi giymek isterdik her seferinde!

Bazı abilerimizle gece limana gider ve gemide çalışan yabancılardan kot pantolon almaya çalışırdık. Biz onlara yeni kumaş pantolon götürür, onlardan yağ, pas, kir içinde kalmış kot pantolon alırdık. Daha sonra pantolonların bedeni kime daha yakınsa o alırdı. Ben ise her giydiğim pantolon için 'Tam bana göre!' derdim, kurulmuş bir saat gibi. Mustafa abi belimden tutardı pantolonu, fındık çuvalının kulağı gibi olurdu pantolonun fazlası elinde!

Anlayacağınız bir türlü bedenime olmazdı giydiğim pantolonlar. Nereden olsun? Gemide çalışanların hepsi yetişkin insanlardı. Ben ise çocuktum o zamanlar. Yine yılmadan ve umudumu yitirmeden limana gelen her gemiye giderdim. Hani bazen olmayınca olmuyor ya, işte bu da böyle bir zaman aralığıydı benim için.

Yeni bir zaman aralığı, eskisinin bitmesini bekliyordu 1974 yılı haziran ayında. O zaman top oynuyoruz mahalleler arasında. Bir maç sonrası bizi seyreden bir çocuğun elindeki poşete takılıyor gözüm. Belli ki yurtdışından gelmiş ve Wrangler yazan bir poşet var elinde!

Maç sonrası yanına yaklaşarak 'Ne bu elindeki?' diyorum. O da 'Kot pantolon! Babam Almanya'dan getirdi, satıyorum.' diyor bana. Ben ise o kot pantolonu giymiş hayal ediyorum kendimi! 'İşte, o benim yandan cepli, ilk Wrangler kot pantolonum olacak.' diyorum kendi kendime. Çocuğa biraz para, o zaman herkesin okuduğu Tommiks, Teksas gibi kitaplar vererek anlaşıyorum.

Hiç unutmam, giyeceğim günü bir gün düşündüm, hangi gün olsun diye! cumartesine karar verdim. Sabah evden çıktım, pantolonun paçalarını yukarı kıvırdım; o zaman modaydı! Altına mavi bir çorap ve babamın aldığı altı orijinal kauçuk siyah ayakkabılarımı giydim. Artık ilk kez giydiğim yandan cepli Wrangler pantolonumu gösterme zamanı gelmişti!

Evimizden mahallenin merkezi iki yüz elli metre uzaklıktaydı. Ancak benim yürüyeceğim en uzun yol olacaktı yandan cepli Wrangler pantolonumu göstermek için!

Özlüyorum o güzel yılları. Ya siz!

Not: Bu seriyi burda bırakıyorum. Haftaya vazgeçilmez lider nasıl olur onu anlatacağım.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.