İNANÇ ÖZGÜRLÜĞÜ

   Malezya’da Kur’an kursunda, dayaktan ölen çocuğun defterindeki bir yazı; ‘’Sevgili Allah, lütfen anne ve babamın, beni başka bir okula göndermelerini sağla, çünkü artık buna dayanamıyorum.’’ Bu cümleyi okuduğunuzda kanınızın adeta çekildiğini hissettiniz mi? Çok acıklı ve düşündürücü değil mi?
Türkiye’de son 18 yılda, ateist sayısı üçe katlanmış.(KONDA araştırması) Bu, üzerinde düşünülmesi gereken bir durumdur. İrdeleyelim…
T.C Anayasası md-24: Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14’üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz.
14’üncü madde hükümleri ise Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerinden hiç biri; devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz, şeklindedir.
Yani maddelerin özü şu; neye inanırsan inan, nasıl ibadet etmek istersen et, ama ülkenin huzurunu, düzenini bozma… Din ve vicdan özgürlüğü işte bu.
‘’Veled mazbut velâkin memleket puşt!’’ Esasen çoğunluğun bu konuda hassas olduğu gerçeği olsa da maalesef küçük bir azınlığın tahrik ve kışkırtmalarına zaman içinde kapıldığı da inkâr edilemez bir gerçektir.
İzmir’de yapılan ve tüm ülkede şiddetle kınanarak ayıplanan (*) çarpı ile işaretlenen ev konusu aslında tam da 24’üncü madde hükümlerine aykırı ve bırakın Anayasayı, insani değerlerle de açıklanacak bir yanı yok. Uzatılmasını doğru bulmam. Çünkü Maraş, Çorum, Sivas olayları toplumun hafızalarından silinmemiştir, ama artık gerekli refleksi gösterme noktasında da duyarlı ve hazırlıklıdır. Kanaatimce; yetkili makamlarca bulunup derhal cezası verilmeli ve hemen gündemden düşürülmelidir. Kutuplaşma, zıtlaşma, ayrışma aslında kimliklerin nereden geldiği de tartışmalı olan bu toplumda herkese çok zarar verecektir. Kimin nereden geldiğinden ziyade kimin nasıl insan olduğuna bakmalı, sanırım ve umarım o dönemdeyiz… 
Geçenlerde inanç önderi bir ‘’Dede’’ ile tokalaşırken bana ‘’Şah Hüseyin senin yanında olsun!’’ dedi. Ben de ‘’Allah razı olsun’’ dedim ve ayrıldık. Çok kısa süreli bu selamlaşma bana o kadar iyi geldi ki anlatamam, çok duygulandım ve mutlu oldum.
Ne güzel bir birliktelik, kültürlerin, inançların hemhal olması, birbirini sevmesi ve sayması… Yıllarca bizleri derin üzüntülere gark eden emperyalistler ve ülkemizdeki uzantıları kalleşler dirliğimizi, birliğimizi bozmayı çok denediler, derin acılar yaşatsalar da başarılı olamadılar ve bence vazgeçmek zorunda kaldılar veya taktik değiştirdiler, planlarının tutmayacağını anladılar, çünkü kaynaşmadan sevgi, saygı ve birlikte yaşama direnci artarak çıktı.
Millet artık oyunların farkında ve çok güçlü oyun bozucu konumundadır. Bu coğrafya da ayrıştırıcı söylemler ve eylemler tutmamıştır, tutmayacaktır.
Ülkenin her alanda ilerlemesinin önündeki engel; etnisite, mezhepçilik, hemşericilik, cemaatçiliktir. İnsan-ı kâmil olmaya çalışmak bütün bu gereksiz siyasi güç oluşturma çabalarını önleyecektir. Şark zihniyetinden kurtulmanın yolu; önce kalbi sonra da akli olgunluğa ermek, doğru bilgiyi keşfetmek ve aklıyla da vakıf olmuş insan tanımlamasına uymaktan geçer. Kamil insanın sözleri doğru, işleri iyi, ahlakı güzeldir, marifet sahibidir. 
Atatürk bunu yıllar önce görmüş ve Kastamonu’da  ‘’Efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar(mensuplar) memleketi olamaz. En doğru, en gerçek yol, medeniyet yoludur. Medeniyetin gerektirdiğini yapmak insan olmak için yeterlidir.’’ demekle, akıl ve bilimin önemini vurgulayarak öne çıkarmıştır.
Toplumun bilinç düzeyi arttıkça istismar edildiği konular da azalmaktadır. Yani ne kadar bilim o kadar bilinç. Oysaki sözde bilim insanı Prof. Dr. Bülent Arı, katıldığı bir programda:
"Ben daha çok, cahil ve okumamış tahsilsiz kesimin ferasetine (anlayış-sezgi) güveniyorum bu ülkede. Yani ülkeyi ayakta tutacak olanlar, okumamış, hatta ilkokul bile okumamış, üniversite okumamış cahil halktır.’’diye söyleyen kişi Rektör Yardımcısıydı, istifa etti ama sonra YÖK Denetleme Kurulu Üyeliğine atandı. Bu bilim insanı Zat bilime yani kendisine karşı! İstisnai bir vaka…
 Gelelim başta yazdığım KONDA’nın sonucuna. Sebepten sonuca gidilmeli aslında. Din iyi ahlakı emreder, dindarlar da bunu savunurlar ancak dinciler ise kirletirler ve dine zarar verirler, bunlar ayıklanmalıdır. Din ile ahlak arasındaki ilişki orantısal olmalıdır. Gerçek dindarlar iyi ahlaklıdır, diğerleri ayrık otudur, ayıklanmalıdır. Zira Kur-an ayetlerine göre gerçek bir inanan hiçbir durumda ahlaklı ve erdemli davranmaktan ödün vermemeli ve her şartta nefsine hâkim olabilmelidir. 
Mustafa Kemal’in sözü ile bitirirken sizlerin analizine bırakayım…
“Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz.’’
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum