İnancıma dokunma, ona dokun!

Alevi cemaati, belki de tarihinin en büyük gösterisini düzenledi Ankara’da. Bu gösteri sıradan bir olay mı?


Alevilik yaygın biçimde Türklerin İslam yorumudur. Anadolu Selçuklu İmparatorluğu’nun parçalanmasının ardından ortaya çıkan iktidar mücadelesinde, başlangıçta egemen unsur olmakla birlikte, ilerleyen yüzyıllarda önce Osmanlı Devleti, sonra Osmanlı İmparatorluğu’nun ağır baskısı altında kalmıştır. Öyle ki, Osmanlı tarihi boyunca tam 22 Türk devleti (kimisi beylik der) ortadan kaldırılmıştır. Ki bunların bir kısmı yüzlerce yıl sürmüş, bayrağı, parası, egemenlik hakları olan devletlerdi.


Anadolu ve çevresine egemen olma savaşımında en önemli rakiplerden biri İran’da kurulan Safevi hükümdarlığıdır. Bu iktidar savaşımı artık kaçınılmaz olarak büyük bir meydan savaşını çağırmıştır. II. Selim’in orduları, Şah İsmail’in ordularını Çaldıran’da yenince, Anadolu’da Alevi-Türkmen toplulukları üzerindeki baskı da artmıştır.


Savaşın taraflarından biri Osmanlı’dır. Egemen unsur Türk olmakla birlikte bir İmparatorluk gerçeğinden dolayı karmaşık bir yapıya sahiptir. O dönemde Osmanlı sarayındaki Türkçeyi anlamak neredeyse olanaksızdır.


Oysa savaşın diğer tarafı Safevilerin lideri Şah İsmail bir Türkmen Alevi’dir. Devletin resmi dili Türkçe’dir.


HEP BASKI GÖRDÜLER


Keskinleşen ve bir Alevi katliamına dönüşen baskı dönemi, sonraki yüzyılları da belirlemiştir. Din, mezhep ayrımcılığı, devleti yönetenlerin iktidarlarını sürdürme ve güçlendirme aracı olarak kullanılmıştır. Osmanlı’nın son yüzyıllarında artan Batınilik, İslam’ın Arap yorumu, Alevi Türkmen topluluklarının bütün iktidar mekanizmalarından dışlanmaları, dağlara sürülmeleri sonucunu getirmiştir. Öyle ki bir dönem Osmanlı Sarayı’nda Türk demek, kaba, cahil, köylü anlamlarına gelmiştir,


İşte bu karanlık dönemlerde, Türkmen toplulukları üzerinde büyük bir baskı oluşmuş, Alevilik aşağılanmış, yalan yanlış bilgilerle Sünni topluluklar Alevilere karşı kışkırtılmıştır. Bugün Türk kültürünün en önemli üreticisi ve taşıyıcısı olan Alevi Türkmen kültür ürünleri, bu baskısının yarattığı isyan ve olgunluk örnekleri ile doludur.


Ne yazık ki bu politik misyon, Alevilerin uzun yıllardır ilkkez kendilerini özgür hissettikleri cumhuriyet döneminde de sürdürülmeye devam edilmektedir. Alevilik, İslamı çarpıtmak olarak gösterilmiş, ahlaki bir takım saçmalıklarla ilişkilendirilmiştir. Sünni kesimler için bir düşman, baskı altında tutulması gereken bir figür olarak ayakta tutulmaktadır.


ÖZGÜRLÜK TABİ Kİ HAKLARI


İşte böylesine zorlu yüzyıllardan süzülüp gelen Alevi Türkmen inancı, artık özgürce kendini anlatmayı istemektedir. Anayasasında laik bir devlet olmasına karşın, Sünni mezhebinin değer ve anlayışları ile tanımlanan bir İslam yaklaşımı, Alevileri dışlamaktadır.


Bugün Alevilerin özgürce ibadetlerini yapacakları ya da inançlarını paylayabilecekleri mekanları neredeyse yoktur. Sünniler 80 binin üzerinde camide, devletten maaş alan din görevlileri tarafından ibadetlerini yapabilirken, Alevilerin böyle bir olanağı yoktur. Dahası, kendi inançlarını bile öğrenme haklarından yoksundur. Okullarda Alevi çocuklarına Sünni inancı zorunlu ders olarak okutumaktadır.


Camii Sünni bir Müslüman için ne kadar kutsalsa, bir Alevi için Cemevi o kadar önemlidir.


Bir Alevi’nin ne demek istediğini anlamak için bir Sünni’ye şu soruyu sormak gerekir: “Eğer camiye gitmeniz ya da cami yapmanız engellense ne düşünürdünüz?”


İslamı herkes aynı düşünmek, aynı yaşamak, aynı hissetmek durumunda değildir. Eğer herkes kendi din ya da mezhep anlayışını başkaları üzerinde baskı aracı olarak kullanmaya kalkarsa, burada baskı, şiddet, işkence, zulüm vardır. Ve Aleviler yüzlerce yıldır, açık ve psikolojik zulüm altındadır.


LAİKLİK HERKESİN GÜVENCESİ


Devleti yönetenler, kendi İslam bakışları ile başka mezhep ve dinleri anlayamaz. Bu baskıdan anlayacağı şey ancak onu baskı altına almaktır. Bugün AKP’li bazı yetkililerin Aleviliği “bazı aşırılıklar” olarak görmesi bundandır. Devlet Bakanı Sait Yazıcıoğlu’nun Aleviliği “İslam’ın bir ucu” gibi göstermesi bu nedenledir.


İşte laik devlet bunun için önemlidir. Laik devlet, laik siyaset, dinler, mezhepler, inançlar arsında bir taraf olamaz. Tam tersine, ezilen tarafı kollamak, onun da özgürlük haklarını koruyup kollamak durumundadır.


Aleviler toplumumuzun en önemli, en değerli, en zengin unsurlarından biridir. Bu ülkenin birliği, kardeşliği adına büyük bedeller ödemişlerdir.


Her insanın, kendi inancını yaşayabileceği mekanları olmalıdır. Kamu alanı dışında yaşamın her alanında özgürce kullanılmasına karşın başörtüsü olayını kendileri üzerinde bir baskı gibi gösterenler, Alevi kardeşlerimizin adına bile tahammül edememektedir.


Kendi inançlarımıza saygı isterken başkalarının inançlarına saygı gösterebildiğimizde, din ve mezhep tartışması ortadan kalkacak, laiklik artık yaşamın temel unsur, herkesin güvencesi haline dönüşebilecektir.


Yerel seçim oyunları


 


Marttaki yerel seçimler yaklaştıkça siyasi manevralar da peşisıra geliyor.


Trabzon merkezde iki aday görünüyor. Biri mevcut başkan Volkan Canalioğlu, diğeri ise AKP’nin çıkaracağı aday. Elbet de diğer siyasi partiler de aday çıkaracaktır. Ama bugünkü tabloda böyle bir yarış görünüyor.


Kamuoyunun bütün dikkati AKP’nin belirleyeceği adayda. Ama bu hiç de kolay değil. Çünkü AKP’de birçok grup var ve bu gruplar kıyasıya bir yarış içinde. Merkez ilçe seçiminin böylesine kangrene dönüşmesi bu yarışın en önemli göstergesi.


AKP merkez ilçenin 23 Kasım’da, (çok önemli bir aksilik olmazsa) Başbakan Erdoğan’ın da katılımıyla kongresi yapılacak. Kongrede yanıtı aranan en önemli soru, Bayındırlık ve İskan Bakanı Faruk Özak’a karşın bir şey olup olmayacağı. 


Bu kongre bir anlamda, kimin Trabzon belediye başkanlığına aday olacağını da belirleyecek.


Ama kim olursa olsun, AKP içindeki tartışmanın süreceği görülüyor.


AKP kendi içinde bir istikrar arayadursun, rakip Canalioğlu’na karşı sistematik bir kampanya yürütüyor. Milletvekilleri, sıraya bindirmiş gibi CHP’li belediye yönetimine ve Canalioğlu’na saldırıyor. Onlar yetmezmiş gibi bir de siyaset akademesi adı verilen parti okuluna ders vermeye gelen başta belli başlı AKP ‘li başkanlar, misafiri oldukları yerindeki meslektaşlarına taciz atışları yapıyor. Yetmiyor, bölgeye gelen üst düzey AKP’li siyasetçiler dokundurmadan geçemiyor. AKP örgütlerini saymıyorum.


Ama son günlerde sahnelenen bir senaryo bütün bunları bastırdı. AKP’nin tek rakibi gibi görünen ve kamuoyunda desteği giderek arttığı öne sürülen Canailoğlu’nun etrafında bir koalisyon oluşmuş durumda.  İşte hedef bu koalisyonun bölünmesi.


Bu bölme çabalarının ilki CHP’li başkanla DSP arasında yaşandı. Bir Ecevit anıtı tartışması başlatıldı ve il başkanı Sibel Suiçmez’le Canalioğlu, hatta CHP’li yöneticiler arasında bir polemik ortaya çıktı. Gerek Canalioğlu ve gerekse Suiçmez’in üzüldüğünü, rahatsız olduğunu söylediği bu yapay tartışma acaba CHP-DSP yakınlığını zedeledi mi, bunu göreceğiz.


İkinci hamle ise Canalioğlu’na yönelik MHP tabanındaki destek. Bu da MHP’nin “büyüklüğü”, “seçimi alabileceği”, “MHP’nin, CHP’ye payanda olmaması gerektiği” işlenerek uygulamaya sokuldu. Sonunda MHP İl Başkanı Nihat Birinci, Canalioğlu’na yönelik zehir zemberek bir açıklama yaptı.


Peki bu senaryoları kim yazıyor dersiniz?


Önümüzdeki günlerde bu tür seçim oyunlarına çokça tanık olacağız.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.