Rasim Efendioğlu

Rasim Efendioğlu

İSTİKLAL MARŞIMIZ ANDIMIZ VE BİZ

Ete kemiğe büründük insan diye göründük. İnsan olmak iki ayak üstünde yürüyen bir canlı değil, en onurlu yaratıktır insan. Bu onura nasıl sahip olur? Gerçek insan olarak. Varlığının ne olduğunu neye borçlu olduğunu bilerek. İnsan kendisini tanır, görevini bilir ve öyle yaşar. Kısacası erdemli insan. Düşünen doğru ve güzel düşünen ve bu düşüncesini yaşayan.
Beş yıl ilkokul öğrencisi olarak, 13 yıl ilkokul öğretmeni olarak andımızı söyledim söylettim. İlkokulda öğretmenimizin “günaydın” selamı ile sınıfı çınlatarak ant içerdik. Öğretmendim öğrencilerimle zevkle ve onur duyarak, anlamını yüreklerimizde kabul ederek ANT içerdik. Göğsümüz kabarır, gözlerimiz yaşarırdı her sabah. Hiçbir zaman yasaklanacağını düşünemezdik, düşünmezdik. Çünkü bizim kimliğimizdi. 80’li yıllardan sonra bir öğrencimiz önde sözcük sözcük yineler öğrenciler topluca ANT içerdi. Bahçeden bu ses dağlarda yankılanır, bayrağımız daha bir onurla dalgalanırdı.
İstiklal Marşı’mız... Her hafta sonu, hafta başı bahçede bayrağımız inerken çıkarken. Ne büyük onur ve mutluluktu. İki dörtlüğü marş on dörtlük. Yıllar öncesine giderdik, o ruhu o heyecanı duyardık. Dörtte beşte on dörtlüğü de ezberlerdi öğrencilerimiz. En duygulu en vurgulu okurduk. O sınıfların düzeyinde açıklardık. On dörtlükte Kurtuluş Savaşı’mız canlanırdı gözümüzde, kara tahtanın üstünden Büyük Atamız gülümserdi bize… “Her gün enginlerden engin yücelerden yüce bir duygu sarar bizi bu sınıfa girince” dizelerinde olduğunca.
Bayramlarda en duygulu şiirleri okurduk göğsümüzü gere gere, “Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet sevenleri toprak olmuş öksüz çocuk gibidir” diyor bir büyük ozan . Biz de bu duygu ile büyüdük ve görevimiz süresince bu duyguyu vermeye çalıştık.
Köyde, kentte bahçede söyledik İstiklal Marşı’mızı. Yoldan geçen ayakta saygı ile dinledi, bayrağımız onurla dalgalandı. Bir ulus olmanın bilinci, onur ve bağlılığı pekiştirdik yıllarca.
ONURLU BİR ULUS OLMAK
Son padişah, “Bu halk bir sürüdür biz de onun çobanıyız” demişti. Evet krallıkta, padişahlıkta, diktatörlükte yönetim anlayışı bu. Cumhuriyette, demokraside durum öyle değil, halk yani cumhur egemendir, egemenlik onun elindedir. O asıldır, yönetenler vekildir. Halk bu egemenlik hakkını tam anlamıyla kullanırsa devlet demokrasi olur. Halkın gözünde devlet en muteber nesne olur ve halkı mutlu yaşatmak için devlet var olur. Bizim devlet kültürümüzde halkın gözünde devlet ANADIR, devlet BABADIR. Devlet korur devlet, doyurur barındırır. Yani devlet bir baskı, bir zülüm aygıtı değil bir güven sığınağıdır.
Olağanüstü bir savaşla kazandık İSTİKLALİ. Bir ulus olduk bir tebaa, bir kul olmaktan çıktık. Seçmek seçilmek, devletin işleyişi. Dün çoban olan, köyünde bugün cumhurbaşkanı oldu. Hamal da olsa kentinde, ırgatta olsa köyünde gün olur okur yetişir bakan olur yönetici olur. İşte budur cumhuriyet. Bunu algılayamayanlar yönetenlere olağanüstü vasıflar tanıyıp kendilerini onların kölesi gibi gördüler . Onurlu bir ulusun onurlu bir bireyi olmayı kabullenemeyenler padişah özlemi duydular. Yooo biz onurlu bir ulusun onurlu bir bireyiyiz. ”Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım” derken İstiklal Marşı’mızda, Andımız’da da “Varlığımız Türk varlığına armağan olsun” deriz inançla.
BİZİ BİZ YAPAN DEĞERLER
Bayrağımız, İstiklal Marşı’mız, Andı’mız ve kutsal değerlerimiz, asla tartışılmamalı daima baş üstünde taşınmalı. Bu değerler kör cahil politikaya ve çıkarlara kurban edilmemeli. Evet bir zaman çok eski değil yakın zaman bayrak da, İstiklal Marşı da tartışılmak istendi. Buna karşı o yıllarda kentlerin en yüksek tepelerine bayrak direği dikildi ,en büyük bayraklar göndere çekildi hâlâ da çekilmiştir ve inemez de.Halkımız ,ulusumuz bir bütün olarak buna sahip çıkmalı, korumalı. Bu bağlar zedelenirse bu ulus çözülür, ulus olma millet olma özelliğini yitirir ve o zaman adını siz koyun öyle bir topluluk olur.
ANDIMIZ KALDIRILDI!
Bunu yazarken ellerim titredi tüylerim diken diken oldu. Bunu hiç beklemiyordum, beklemiyorduk. Dilerim bu yanlıştan dönülür. Yargımız böyle bir yanlış yapmaz, adının başında “Milli” olan bu bakanlık bu yanlışı düzeltir. Bu topraklarda kimliğini söylemekten utanan insanların olduğuna inanmak istemiyorum, yoktur.
“Efendim çok eskide kaldı artık buna ihtiyaç yok” öyle diyorlar. Hayır biz kutsal değerlerimizi de milli değerlerimizi de koruruz, koruyacağız. Andımızdaki ruhla biz büyüdük yavrularımız da o ruhla büyüyecek. Türk’üz, doğruyuz, çalışkan olmak zorundayız, küçüklerimizi korumak büyüklerimizi saymak hem milli törelerimizin hem manevi inancımızın gereğidir. Yurdunu, milletini özünden çok sevmek vazgeçilmez ilkemizdir. Ve bu yurdu kurtaran başkomutan bu devletin kuran önder ve yolumuzu aydınlatan Atatürk'ü hiç unutmayız unutmayacağız, ne mutlu bize ki bu düşünceyi bu ülküyü benimsedik ve benimsemeyi sürdüreceğiz. Bu andı kaldırmak isteyen bakanlığın amacı ne? Bu ülkede yıllarca süren bir iç savaş varsa o nedenle mi bu değişiklik öneriliyor. Yo bu ülkenin kurtuluşunda, kuruluşunda bu ülkenin her bölgesinin halkının dedelerinin kanı var. Bu ant bölücü değil birleştiricidir. O kentlerin girişindeki NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE savsöz yine yazılmalı, dağlara taşlara yazılmalı. Kökeni başka da olsa bu yurdu kurtaran, bu devleti kuran halk TÜRK HALKIDIR. Bu savsözü onurla paylaşalım.
Bayrağımızı, marşımızı, andımızı, kutsal değerlerimizi ve yurdunuzu koruyalım, kollayalım. Bu tür tartışmalar gelecekte utanacağımız sayfalar olur. Gelecekte çocuklarımız torunlarımız, “Vay be babamız, dedemiz bu değerlerimize yeterince sahip çıkamadı” diyebilirler. Bu günler çok önemlidir bunu bilelim.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum