Yavuz Kurt-Cuma Yazıları

Yavuz Kurt-Cuma Yazıları

Kadim Bir İbadet: Oruç

Yerkürede meydana gelen tüm kötülükler, adına insan denen antika eserin nefsine hâkim olamamasından kaynaklanır. İstek ve arzularının güdümünde ömür sermayesini zayi etmeye meyilli insan, nefsinin türlü ayartmalarına mani olamadığındandır ki, felaketle sonlanan nice hadisenin başkahramanı olmuştur…

Türkçemizde oruç anlamına gelen savm, tek bir kelime ile ifade edecek olursak, imsâk demektir. Arap dilinde imsâk, “tutmak, bir şeyden el çekmek, mani olmak” manalarına gelir. Oruç, şerlere karşı insanoğluna kendine hâkim olmasını, el çekilmesi gerekli şeylerden uzak durmasını, nefsin türlü isteklerine gem vurmasını öğreten müstesna bir ibadettir…

Böylesi bir öğretimden geçmemiş insanın günah bataklığına düşmesi, hem dünyasını hem de ahiretini mahvetmesi kolay bir hale gelebilir. Bundan dolayı oruç, insana kendini tutmasını öğreten geçmişi hayli eskilere uzanan bir ibadettir. Zira insanın kendini tutamama meselesi, yerkürede yaşam sürmeye başladığından beridir var olan ciddi bir problemdir…

Yahudilikte oruç, “Canlarınıza cefa edeceksiniz.” (Levililer, 16/29) emrinin gereği olarak, nefsi alçaltma vasıtası olarak tatbik edilmiş, bilinçli olsun veya olmasın yapılan kötü işlere karşı bir tür keffâret olarak görülmüştür. İncil’in muhtelif yerlerinde ise Hz. İsa ve havârilerin oruç tuttuklarından bahsedilmiş (Matta, 6/16; Resullerin İşleri, 13/2; 14/23), kaynaklarda, ilk dönemlerde yaşamış Hıristiyanların Hz. İsa’nın çektiği acıların hatırlanması gerekçesiyle çarşamba ve cuma günlerini oruçlu geçirdikleri, yılın belirli dönemlerinde et ve süt ürünlerinden uzak durdukları anlatılmıştır. Günümüzde pazar günleri icra edilen ayin öncesinde alkollü içkilere yaklaşmamak şeklinde yerine getirilen “şükran orucu” ile Paskalya öncesinde mânevî kirlerden arınmanın hedeflendiği “kiliseye mensubiyet orucu” da bir tür perhiz şeklinde uzun zamanlardan beri tatbik edilegelmiştir.

Asya kıtasında ciddi bir müntesibi bulunan Hinduizm ve Budizm inançlarında da durum farksızdır. Din adamları sınıfını oluşturan Brahmanlar, yıl boyunca çok sık ve genelde uzun süreli oruçlar tutmakla, Budistler ise zeval vaktinden ertesi gün güneş doğuncaya kadar hiçbir katı yiyecek yememekle mükelleftir. Nepal, Hindistan, Çin ve Rusya’da yaygın olan Tibet Budizm’ine bağlı Lamaistler de her aydan dört günü oruçlu geçirdikleri bilinmektedir. Zerdüştîlik’te ise oruç, düşünce ve konuşmalarda hataya düşmekten uzak durmak şeklinde yorumlanmış ve günümüze kadar uygulana gelmiştir.

Özetle oruç, semâvî olsun ya da olmasın, Kur’an öncesi tüm dinlerde izlerine rastlanan bir kulluk görevidir. Oruç, insanın karnını aç bıraksa da özünü ziyadesiyle doyuran, nefsini terbiye etmesini sağlayan, benliğini esir almış tüm kirlerden gönlünü tezkiye ve tasfiyesini amaçlayan yüce Allah’ın ikramı, insanoğlu ile yaşıt kadim bir ibadettir.

Mazisi hayli eskilere dayanan oruç kervanına katılmak duası ile…

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.