Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

KAĞIZMAN

Orman değilse de çalılıktan daha fazla diyebileceğimiz ağaçlık bitki örtüsünün başladığı yere gelmiştik. Yukarıda gördüğümüz çam ağacı burada daha büyük olarak uzun ardıç ağaçlarının yanında hiçte küçük görünmüyordu. Ayrıca künt yapraklı akçaağaç, beyaz yapraklı kuş üvezi, alıç, kül çalısı, küçük yapraklı dağ muşmulası, hanımeli, ilmekli çalı, alıç ve çeşitli güller bitki örtüsünü tamamlıyordu.

Manastır Suyu vadisine vardığımızda yürüyüşümüze kısa süre devam ettikten sonra yüksekliğe tırmanarak Şah Yolu Dağının kuzey yamacından doğuya doğru yolumuza devam ettik. Bitki örtüsü değişime uğramamış olsa da daha çok ardıç ağaçları öne çıkıyordu.

Zirveye çıktığımızda Arsi aşiretine ait olan, bu nedenle Arsi-Yurt Dağı diye bilinen ve Kağızman'a kadar aynı şekilde devam eden görkemli otlak alanları uzanıp gidiyordu.

Bulunduğumuz yerden yukarıya olduğu gibi aşağıya doğru da geniş bir bakış alanımız vardı. Kahverengi-kırmızı kayaların sardığı dar vadiden azalmış suyu ile akan Aras Nehri yorgun görünüyordu. Öte yandan Kabut ile birleşen ve her iki suyu ayıran sırtlara ise Altın-Gedik diyorlar. Burada Aras Vadisi kısa mesafede genişleyerek Yenice ve eski bir kilisenin kalıntılarının olduğu Kara Vank köylerinin bulunduğu önemsiz derin vadiye dönüşüyor.

Aras'ın üzerinde geniş kubbeleriyle duran Ala Dağ görkemini Kars platosuna yansıtırken, batısında Soğanlı Dağları yükseliyordu.

Anlatılanlara göre Ala Dağda Çanlı Kilise adında bir köy ve o köyde birde güzel kilise varmış. Muhtemelen Çanlı Kilise adını da kilisenin çanları olduğu için almıştır.

Şimdilerde ise köyün mevcut sakinlerinin çoğu Müslüman ve köyün rahibi tıpkı İslam'daki gibi, tek Tanrı'ya ibadet etmek için yükseltilmiş bir terasa çıkarak Hristiyanları ibadete davet etmektedir.

Kısa bir dinlenme sonrasında yolculuğumuza keyifli bir şekilde devam ettik ve aradan fazla geçmeden muhteşem meyve bahçeleriyle Kağızman görünüyordu. Çam, ardıç ve kuş üvezi dışında arazı örtüsünde fazla değişiklik yoktu. Daha çok çit boyutuna dönüşen bitki örtüsünün devamında Kağızman'a yaklaştıkça toprağın verimsizliği dikkat çekiyordu.

Şah Yolu Dağının kuzey tarafında baskın olan kahverengi-kırmızı, kireçli ve killi kayalar dağların eteklerine kadar uzanıyordu. Oltu Suyu bölgesindeki renkli marn gibi koni şeklinde kubbelerden oluşan tepeler kolayca parçalanarak etrafa yaygınlaşması yürümemizi de zorlaştırıyordu. Bununla birlikte bazı tepeler gri veya beyaz bir görünüme sahipti.

Şehre yaklaştıkça daha da belirgin olarak bakımlı ve etkileyici meyve bahçeleri, kıskandıracak kadar kültürleşmiş olduğu açıkça görülüyordu. Kağızman ve çevresindeki meyve bahçelerini Türkiye'nin hiçbir yerinde görmedim dersem abartıcı olmaz. Genel olarak Kağızman’da meyve yetiştirenlerin bahçelerine ve çevredeki ağaçlarına özenle bakım yaptıkları her haliyle belli oluyordu. Bu güzel şehrin tamamı, arası kesilmeyen meyve bahçeleri gibiydi. Kağızmanlılar her tarafta yetiştirdikleri elma, armut, erik, kiraz, kayısı, şeftali, dut, üzüm, ceviz gibi çeşitli meyveleri; uzak yakın memleketin her tarafına gönderiyorlar.

Bahçeleri bakımlı olup ağaç dikiminde belirli bir disipline uyulduğu açıkça görülüyordu. Mevsim nedeniyle meyveleri toplanmış bahçelerde sığırlar, koyunlar, keçiler ve mandalar otluyorlardı.

Genel olarak yörede ne kadar meyve üretildiğini tespit etmek neredeyse imkânsız. Çünkü insanlar ürettiklerinin miktarını kendileri de bilmiyorlar.

Kağızman; şehir olarak doğanın içinde bahçelerle çevrilmiş bir konumda ve Türkiye'de gördüğüm kadarıyla olağandışı bir temizlik seviyesine sahip olduğu her haliyle belli olmaktadır.

-Devam Edecek-

Önceki ve Sonraki Yazılar