KALBİMİ KIRA KIRA

Genç balıkçı, balık tutmak için Ayvalık'tan Ege’ye açılır. Her şey iyi giderken birden hava bozar ve baş edemeyeceği dalgaların arasında kalır. Kayığın motorunun güçsüz oluşu nedeniyle bu dalgalara karşı koyamaz ve Midilli Adası'na kadar sürüklenir.

 

Ne kadar zaman geçtiğini bilemez; ancak kayığı Midilli Adası'nın bilmediği bir sahilinde kıyıya kadar gelmiştir. Hava kararmaya başladığı için sahile çıkıp 'Akşamı burada geçirdikten sonra yarın yola çıkarım!' diye düşünür. Ancak benzini de bitmeye yakın olduğundan 'Bu sorunu nasıl çözeceğim?' diye de düşünür.

 

Kayığını sahile çeker ve kıyıda bulunan büyük ağacın altına doğru yürür. Tam ağacın altına gelmiştir ki esmer, uzun saçlı güzel bir kız onu seyretmektedir. Şaşırır, ne diyeceğini bilemez; biraz da korkarak yavaşça kıza yaklaşır.

 

"Fırtınaya kapıldım, dalga beni buraya kadar sürükledi; ben Türk’üm!" der.

 

Kız ona uzun uzun bakar.

 

"Geçmiş olsun! Ben de Türk’üm!" deyince genç balıkçı rahat bir nefes alır. Başına geleni anlatır ve ondan yardım ister. Kız on beş kilometre ileride bir kasabada oturmaktadır. Bulunduğu yere denize girmek amacıyla geldiğini anlatır.

 

İki genci tesadüflerin buluşturduğu yer kayalıkların arasında bir kumsaldır. Sahile inişi zor ve tehlikeli olduğu için insanlar tarafından çok kullanılmayan bir yerdir. Genç balıkçı:

 

"Desenize büyük şansım var! Siz burada olmasaydınız çok zor durumlara düşerdim!"

 

"Evet, sizin için hiç iyi olmazdı!"

 

"Kendimi şanslı görüyorum sizi bulduğum için!"

 

Sohbet sohbeti açar ve uzun süre ay ışığında konuşurlar. Kız sabah ona benzin getireceğini söyler ve oradan ayrılır. Her ikisinin içinde de bir heyecan oluşmuştu! O akşam ikisi de uyuyamaz!

 

Sabah güneş henüz sahilin üstünde görülmeye başlamıştı ki genç kız elindeki benzin dolu bidonla yanına gelir. Genç balıkçı, kayığına benzini söküp bidonu kıza uzatır. Balıkçı biraz da sıkılarak:

 

"Sizi bir daha görmek isterim!" deyince genç kız:

 

"Bu sefer ben geleceğim!" der.

 

Balıkçının şaşkın bakışlarından ne dediğini anlamadığını sezince:

 

"Üç gün sonra Ayvalık'ta olacağım. Orada liman iskelesinde sabah buluşuruz." deyip arkasını döner ve hızlıca kayalıktan yukarı çıkarak gözden kaybolur.

 

Genç balıkçı heyecandan dönüş yolunun nasıl geçtiğini anlamaz. Artık üç gün geçmişti. Aynanın karşısında saçını tarar vaziyette kendini bulmuştu. Güzel kıyafetlerini giyerek limana doğru yürümeye başladı. İskeleye yaklaşan motorda kız ona el sallıyordu. O da ona el salladı. Sanki yıllardır tanışıyor gibiydiler.

 

Günler haftaları, haftalar ayları kovalıyordu. Onlar ay geçmiyor buluşuyorlardı. Artık çok iyi iki sevgili olmuşlardı. Genç kızın akrabalarının Ayvalık'ta olmasından dolayı çok rahat Ayvalık'a geliyor, hatta akrabalarında kalıyordu. Genç balıkçıyla buluştuklarında gezip dolaştıktan sonra sahilde bulunan bir yerde saatlerce oturuyorlardı.

 

Genç balıkçı Ayvalık'a yakın bir sahil köyünde oturuyordu. Kız,  ailesiyle tanışmak istediğinde genç balıkçı bahaneler üretiyor, bir türlü kızı ailesiyle tanıştırmıyordu. Genç balıkçının gelecekle ilgili konuşma yapmamaya dikkat edişi kızın gözünden kaçmamıştı.

 

Artık genç kızın içine bir kuşku düşmüştü bir kere. Ayvalık'ta bulunan akrabaları sayesinde genç balıkçıyı araştırmaya başladı. Akrabaları genç balıkçının nişanlı olduğunu öğrenmiş ve kıza anlatmışlardı. Kız ilk olarak inanmak istemedi, çok üzüldü; ancak doğruyu da bilmek istiyordu.

 

Bir gün genç balıkçıyla sözleştikleri tarihten iki gün önce Ayvalık'a geldi ve balıkçının köyüne gittiğinde gözlerine inanamamıştı! Sevgilisi, genç bir kızla el ele kayığın yanında oturuyorlardı!

 

Hemen Ayvalık'a döndü. O akşam orada kaldı. Sabah Midilli'ye dönen motorun yanına gitmeden genç balıkçıyla buluştukları yerde çalışana bir zarf uzattı ve bunu sevgilisine vermesini isteyerek motorla Midilli'ye yola çıktı. Bir daha Ayvalık'a gelmedi.

 

Genç balıkçı buluşma yerine geldiğinde çalışan ona zarfı uzatır. Balıkçı ilk önce bir şey anlamaz. Zarfı kimin bıraktığını öğrenince aceleyle zarfı açıp içindeki kağıdı çıkarır ve okumaya başlar. Kağıtta yazanlar:

 

Senden bana ne kaldı, bir hatıradan başka

Bir daha geri dönmem, yalan kattığın aşka

Kalbimi kıra kıra, bıraktın bir hatıra

Günahını yalancı dudaklarında ara

 

Gözyaşların boşuna, düşmem artık peşine

Yansın yüreğin yansın, şimdi de bende sıra

Al götür sevgiline, sevenin varsa yine

Aşkın bir zehir oldu, içimde dura dura

 

Kağıdı masanın üstüne bırakarak limana doğru koştu; ancak Midilli motoru limandan ayrılmıştı. Bu iki genç bir daha birbirini göremedi. Bu şiirin yazılı olduğu kağıt bir gün Teoman Alpay’ın eline geçer ve bildiğiniz o muhteşem beste ortaya çıkar.

 

Mütevazı büyük üstat Teoman Alpay’ın mekanı cennet olsun. Aşka yalan katmayanların da aşkı devasa olsun.

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar