KALICI OLABİLME

    Yoğun çalışma ve yorgunluktan sonra başvurduğumuz dinlenme, büyük bir gereksinim. Gençlikten sonra sık sık yapmak zorunda kaldığımız, durağanlaşıp kıyıya çekildiğimiz, bazen yaşamın birçok gereklerinden biraz da kaçtığımız bir durum. Belli yaş dilimine gelince çokça yeğlenen.  Gürültüden uzak durmak, yılların yorgunluğunu atmak adına öncelenen. Televizyon ve sosyal basından uzaklaşarak biraz “bohem” takılmak… Kimisi öncelik ve tercih konusu yapar, kimisi de tamamen bir yaşam tarzı olarak görür bunu.

      Öncelikleri tartışmak değil amacım. Her iki yönelişin de kendi içinde tutarlı yanları olduğu gibi, eksik-yanlış yanları var diye düşünüyorum. Çünkü insan sosyal bir varlık, toplumsal bir özne. Bunu koruduğu, geliştirdiği sürece, toplumsal etkileşim ağı içerisinde etkin olduğunca, yaratım sürecini insana ve canlıya yönelik bir kalıt diye algılar ve bu sorumlulukla da yaşar. Bu duygu-düşünce insanı “dürter” ve iyi ki de “rahatsız” eder. Öyle bir aşamaya gelinir ki  “rahatsızlar”ın sayısı ne denli artar ise “deliler”in oranı da o denli yükselir!  Ben bu yükselişi henüz yeterli bulamıyorum. Sayısal-nicel bir saptama değil kuşkusuz. Nitel anlamdaki bir artıştan söz etmek daha gerçekçi, daha belirleyici.

      Ben kendi bahçemden sorumluyum diyebilir kişi. Ancak bahçeden ne anladığınıza bağlı, görece bir tutum. Kiminin bahçesi evinin önü, ailesi. Kimi yakınlarını, düşündaşlarını ekler bu bahçeye. Kiminin ailesi bütünüyle yurdu, büyük dünyası, insanlık ve doğa. Algılayış ve öngörü konumlanmayı, sorumluluğu, bunun yüklediği ödev ve görevleri kişiye anımsatır. Anımsatmakla da kalmaz giderek bir “görev aşkı”na dönüştürebilir. Birçoklarını yaşatan bu “aşk” tır diye de düşünüyorum çoğu kez. Bana katılmayanların daha çok olduğunu da gözlem ve izlenimlerime göre söyleyebilirim. Ayrıca bu öznel sayılabilecek bir “delilik.” Bütün bunlara karşın yaşamın anlamına ilişkin bir pencere, bir yaklaşım diyebilir,  dahası güler geçebilirsiniz de. –“Delidir, ne yapsa yeridir” sözünü ben üretmedim! –

     Erasmus’un 15. 16. yüzyılda yazdığı, ölümünden sonra ünlenen yapıtı geldi aklıma. Zaman zaman kilisenin, dinci ya da ilahiyatçıların yasaklamasına karşın yine de çok okunan yapıtı. Burada bir Tanrıça (Stultitia) dan yani bir kadından söz edilir. Yaşam tarzıyla “aykırı”dır. Örneğin bilgelik Tanrıçası (Minerva) ile çok çelişir, tam zıddı gibidir. Ama ne yapar Erasmus’un Deliliği –delisi- karanlık, dipsiz kuyulardan insanları gün ışığına çıkarır, onları yaşamın tat ve zevklerine boğar, mutluluk deryasında yüzdürür. Sözünü ettiği “delilik” tam da insansıdır, Tanrı katında kutsaldır. Böylelikle gerçek bir bilgelik kapsar.

     Tarihin değişik dönemlerinde Erasmuslar hep çıkmıştır. Erasmuslar bir gereksinim mi yoksa? Bakıldığında Ortaçağ Avrupası’ndan çıkışta, kilise etkisinden kurtuluşta, Hümanizmi önceleyen devrimlerde, toplumsal dönüşümlerde, aydınlanmada varlar, öndeler. Çok eleştiri, çok saldırı, çok horlanmalarına, işkence görmelerine karşın varlar. Toplumsal destekten uzak tutulmalarına karşın yine de toplumlara örnek ve önder olabilmişlerdir. Sanki doğa yasası; doğum gibi, toprağa bırakılan tohumun fidana ve giderek meyveye, sebzeye durması, güzellik üretmesi gibi.

      Karaladığım bir şiirimin son bölümüyle, iyi okumalar…

        ……….

        seni unutmak mümkün mü

                              ben yaşadıkça

        ölmeyecek sevdam kalır

         iyi   ki ürettim dediğin

                           onur duyduğun

         güzeli de bu değil mi canlar

                                      yarattığın

 

                                                                          - Yarınlar güzel olacak-

 

 

                                  

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.