KAPILARI KAPALI TUTUN

“Sakın kapıyı aralık bırakmayın; farkına varmadan ardına kadar açılır” Mustafa Kemal Atatürk

Ülkem karmakarışık, dağınık, düzensiz, huzursuz ve karışık olmanın  baş dönmesiyle çırpınıyor. Bir tarafta Araplar, diğer tarafta batı, başka bir tarafta azınlıklar, Covid ve daha nice sıkıntı…

İnsanların önündeki “doğru-yanlış” kavramlarına,  şekil veren ve gerçeği görme yetisini kaybettiren karanlıklar var.

Kendimizi sadece kendimiz koruyabiliyoruz.

Ahlâk ve maneviyatımıza uymayan, toplum ahlâkından uzak diziler izliyoruz.

Lezbiyen ve Gay’lerin aşklarını normalmiş gibi gözümüze sokan diyalogları izliyoruz.

Ekranlar konsept belirleyip, dizileri yayınlıyor. Bir dönemi  tarihi diziler, dönem dizileri, kadın dizileri, mahalle diziler, modern ağa maço dizileri, mafya dizileri vs. izlettiler.  Bu aralar ise psikolojik diziler popüler.

Evlere kapandığımız bu günlerde kitle iletişim araçları, toplumu doğrudan hedef alırken sosyal değişmeye de sebep oluyor. Bu sosyal değişim, çok iyi manada değil elbet.

Televizyon dizileriyle başka hayatlarda sunulan umudun, zenginliğin, başarının, yakışıklılık, güzellik ve gücün içinde toplum hızla yalnızlaşmaktadır. Ya da yalnızlaştırılmaktadır.

İnsanlar randevularını, toplantılarını, görüşmelerini, buluşmalarını neredeyse dizi saatlerine göre düzenlemekte  ve dizilerde ki insanlarla üzülüp, mutlu olmakta, kızmakta ya da huzursuz olmaktadır.

Benim derdim Türkiye’de televizyon başında geçirilen saatlerin dünya ortalamasının çok üstünde olmasıdır. Bizler Hint Dizileri ile oyalanıp vakit geçirirken Hintliler dünyayı sallıyor.

Yapılan araştırmaya göre 5-6 saatimizi ekran başında geçiriyoruz. Bu günlerde çok daha fazladır bence.

Elbette bizim dizilerimizi de izleyen ülkeler var. Hatta bizim oyunculara aşık olan başka ülkelerin gençleri de var. Ama Türk Dizileri Ortadoğu, Balkanlar ve Latin Amerika’da izleyici buluyor.

İnsanımın anlam dünyası bu günlerde cinsiyet rejimini anlamaya çalışıyor. Ya da Kırmızı bir Odanın içinde Bipolar bozukluğu olan, şiddete eğilimli hatta çocukluktan gelen travma ile hayata adapte olmaya çalışanları anlamaya çalışıyor. Hatta temizlik hastası bir ailenin dramında nasıl bir çelişkiyse sidikli çarşafların bir daireye kapatılmasının verdiği gerginliği çözmeye çalışıyor.

Dizilerle toplum arasında ki ilişki, hiç de yabana atılacak cinsten değildir.

Gündüz Müge Anlı ve benzerleri , kötüleri ve kötülükleri ekranlara getiriyor, gece ise senaryolaştırılmış halini yakışıklı erkek ve güzel kızlarla izlettiriyorlar.

Bunları izlemiyorum ama dinliyorum. Bugün Müge Anlı’da şunlar oldu gördün mü diye anlatan insanlar var.

Oyuncuları hafta içi dizilerde izletip hafta sonu da kim, kiminle, nerede, ne zaman, ne yaptı ile magazinleştirip tekrar insanların gözlerine sokuyorlar.

Çok yazdın be diyenleriniz var gibi hissediyorum. Peki sen ne izliyorsun diyorsunuz?

Ben mi?

Ev tasarımları, göl evleri, antika eşyalar,İnancın hikayesi gibi belgeseller,  eski diziler, mesela Gilmore Girls gibi diziler. Beni rahatsız etmeyen her türlü görseli izliyorum. Aksi beni geriyor. Zaten ortalık gergin…

İnsanlara her seyirde, içeride kalan alevlerden gizli bir haz çıkarmaya çalışan senarist ya da yapımcılar sadece kendi cukkasının derdinde. Abarttıkça abartıp sınırları zorluyorlar. İzleyicinin ne hissettiği hiç umurlarında değil. Reyting diye bir canavar var acaba o bizi yutar mı diye düşünüyorlar.

Dizilerden etkilenen gençler ya Elçin Sangu oluveriyor, ya Neslihan Atagül, ya da Fahriye Evcen oluveriyor. Sokaklar, alışveriş merkezleri hep onlarla dolu.

Evet diziler olmalı ama insanları ahlaksızlığa, maçoluğa, şiddete vs sevk etmeyen normal insanların olduğu normal diziler olmalı. Hele de bu günlerde. Pandemi denilen bu süreçte evde kalan insanlara  sunulan alternatifler maalesef hiç de iç açıcı değil. Hep karanlık.

Eğer kapıları aralık bırakırsan, farkına varmadan kapı ardına kadar açılır.

Tıpkı Suriyelilerin kapıları açıp ülkemde benden daha fazla imkana sahip olması gibi. Dizileri de sadece izleyin . Ekranı kapattığınızda o insanlar yaşadıkları ve verdikleri mesajla orada kalsınlar. Hayatınızın anlamı olmasınlar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.