Gürol Ustaömeroğlu

Gürol Ustaömeroğlu

KARADENİZ’DEN HIDIRNEBİ’YE…

Karadeniz’e kıyı Trabzon’un denizle ilişkisi 116 km uzunluğundadır. Bir başka deyişle en batıdaki ilçe ile en doğudaki ilçe dahil kentimizin kıyı boyu 116 km’dir. 116 km boyunca denizle iç içe olan Trabzon ne yazık ki denizden faydalanmamaktadır. Denizden faydalanamayan bir kentin kurtuluşu suni göl ve havuzlarda olabilir mi?

Karayollarının yeterli veya hiç olmadığı cumhuriyetin ilk dönemlerinde Trabzon ulaşımının bel kemiği vapurlardı. Büyüklerimizin anlatımları ile hayatımıza giren denizyolu taşımacılığı ve vapur yolculukları gençlik dönemlerimize kadar yoğun bir şekilde devam etmişti. Hatta bırakın gençlik dönemlerimizi, günümüzden 17-18 yıl öncesine kadar yaklaşmıştı. Sonrasında zarar ediyor gerekçesi ile hayatımızdan uzaklaştırıldı deniz yolu ulaşımı.

İllerarası durum böyleyken birçok makalemde Trabzon’un kent içi ulaşımında da denizyolunu kullanması gerektiğini defalarca vurgulamıştım. İstanbul Şehir Hatları Vapurları veya deniz otobüsleri gibi ulaşım araçlarıylakentimizin kıyı boyunca toplu ulaşım yapılabileceğini birkaç defa yazmıştım. Ama ekonomik, ama aklımızın ermediği başka gerekçelerle bu önerim ele alınmamıştı.

Özetle, Trabzon deniz ulaşımından yararlanmamaktadır. Sadece, sayısı bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdaki gezinti tekneleri yaz aylarında etkinlikler eşliğinde hizmet vermektedir o kadar.

Ulaşımda durum bu iken sosyal anlamda denizle ilişkimiz nasıldır?

Yine çocukluk ve gençlik dönemlerimize gidecek olursak o dönemlerde bırakın çevre ilçelerini bir yana, kent merkezinde dahi denizle iç içeydi Trabzon. Sadece Beşirli bölgesinde birkaç tane aile plajı vardı. Ganita vardı. Gençler limanda bile denize girerlerdi. Ama gerçekleştirilen dolgu projeleri nedeniyle bu yaşanmışlıkların ve mekânların hepsi tarih oldu. Kent merkezinde denize çakıl taşı atacak bölge kalmadı. Ayaklar suya değmez oldu. Hatta yer yer deniz görülemez hale geldi. Anayasa’ya göre kıyılar herkesindir. Halk kıyılardan eşit miktarda hakça yararlanır. Ama bu hiç uygulanamadı. Deniz ya özel mülk sahiplerinin ya da devlet kamu kurumlarının oldu.Halk denizi içselleştiremedi.

Genel durum böyle olunca, deniz kentinde denizi arar hale gelince insanımız suyu ayağına getirmeye başladı.

Ekonomik göstergeler ne olursa olsun özel yüzme havuzları hayatımıza giriverdi. Artık yüzme havuzlu müstakil konutlar, toplu konutlar inşa edilmeye başlandı.

Yüzme havuzu olmayan toplu konutlara eksik gözle bakıldı. İlginçtir insanlar yüzme havuzunu kullanmasa bile o havuzun varlığını statü olarak görmeye başladı. Tıpkı denizi gören veya denize kıyısı olan konutlar gibi.

Yüzme havuzları yüksek köylere kadar çıktı. İnsanlar bahçelerine yüzme havuzları inşa etti. Denize gidip çakıl taşı atamayan, gemiye binip yolculuk yapamayan Trabzonlular denizden 20 km güneydeki konutuna kendi suyunu getirdi. Kendisi girmese bile çocuğu girdi o havuza. O da girmese havuza bakmak bile yeterli geldi onlara.

Halk böyle iken kamu ne yaptı?

Kent merkezine fıskiyeli süs havuzları inşa edilmeye başlandı. İnsanlar deniz görmeyen kent merkezinde süs havuzları etrafında vakit geçirmeye teşvik edildi. Havuzlar o kadar önemli oldu ki; Uzungöl gibi dünyaca ünlü doğa harikası su bile düzenleme adı altında havuza dönüştürüldü. Göl etrafındaki doğal sazlıklar, endemik bitkiler yok edilerek duvar imalatı yapıldı.

Yanlış turizm stratejisi ve yapılaşma kararları ile Uzungöl yaşanır olmaktan çıktı.

Uzungöl’den daha yukarıdaki Aygır Gölü, Balıklı Göl gibi irili ufaklı krater gölleri daha doğal ve bakir göller olarak ilgi çekmeye başladı.

Bugün turizm yatırımı çerçevesinde bir proje hayata geçirilmek üzeredir.

Hıdırnebi Yaylası’nda çevresi ormanlarla kaplı olan bir doğal göl suni olarak genişletilerek turizme açılmak istenmektedir.

İyi niyetli bir hedef çerçevesinde bakılabilecek bu projede sonuç olarak karşımıza ne çıkacak bilinememektedir. Başlangıçta Uzungöl’e alternatif olarak değerlendirilen bu projede Uzungöl benzeri bir sonuçla karşı karşıya gelme ihtimali endişe vermektedir. Umarım böyle bir hata yapılmaz. Yani doğal göl zaman içinde suni bir havuza evirilmez inşallah.

Yüksek rakımlı bölgelerimizdeki doğal göllerden yararlanmak elbette tercih edilebilecek bir turizm bakışıdır. Ancak burnumuzun dibinde her gün baktığımız 116 km’lik Karadeniz’i mahzun, yetim, öksüz bırakmak ne derece doğrudur takdir ve insafa kalmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum