Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

Kars-Kağızman yollarında…

ALMAN SEYYAH PROF. DR. KOCH İLE KUZEYDOĞU ANADOLU 1843-44

Irmağı sağ tarafımıza alarak bu dar Cehennem Vadisinden yukarıya doğru yolumuza devam ettik.

Irmağın kenarları papatyalar, söğütler, kızılağaç, huş ağacı, deniz topalakları ve bazı ılgın ağaçları gibi çeşitli bitkilerle kaplıydı.

yaziya.jpg

Yolumuz dikleşiyordu ve devamında terk edilmiş, sadece küçük kalıntıları kalmış bir köye geldik. Daha çok seyyahlar tarafından ırmağa da adını veren bu köyün adı Çatak köyü idi.

Bulunduğumuz yükseklikte hava buz gibiydi ve sadece belirli yerlerde kar birikimleri vardı. Ayrıca etraftaki çeşitli bitkilerin arasında dikenli geven, ardıç çalıları görünüyor olması, bu geçidin gerçekten 2900 m yüksekliği beni şüpheye düşürüyordu.

Biraz daha doğu tarafında, Aras-Murat Suyuna kısmen kaynak olan havzada Akbulak köyü var. Bu köyün bulunduğu dağ tüm haritalarda Akbulak Dağı olarak görünse de, böyle bir dağın adından burada kimsenin haberi yok.

Gerek Toprakkale’de, gerekse dağın arkasındaki Kağızman'da bu dağların adına Şah Yolu Dağı diyorlar. Muhtemelen Erzurum-Tebriz kervan yolunun buradan geçmesi ve Pers Krallarının bu yolu kullanarak Erzurum'a baskın yapmaları nedeniyle yörenin sakinleri bu dağlara daha geniş anlamda Şah Yolu Dağları demişler.

***

 

Charles Texier; muhtemelen Arsi-Yurt Dağı kelimesinden "Arsruti" Dağı adında bir dağ listeliyor. Kağızman yakınlarında, Şah Yolu Dağının kuzey yamaçlarında Arsi adında bir Kürt kabilesinin güzel otlakları olsa da, bu isim tüm çevre dağları için kullanılması doğru değildir. Ayrıca; Şah Yolu Dağı'nın yükseklerinden güneydeki Cehennem Deresi'ne kadar olan yamaçlar başka bir Kürt kabilesine ait olduğu için dağların bu kesimine Aşoğlu-Yurt Dağları da denilmektedir.

Dağların jeolojik yapısı ve katmanları hakkında yeterince rapor veremediğim için üzgünüm. Çünkü Muş'tan Tiflis'e kadar topladığım minerallerin tamamı iki yıldan beri hala İstanbul'da akıl almaz bir şekilde bekletilmektedir.

Haşlü Gedik olarak tanımladığım bu dağın jeolojik katmanları jura kireç taşına benzeyen gri-sarı kireç taşlarından oluşmaktadır. Cehennem Vadisinde gri-yeşil ve ince taneli kumtaşı görünürken, ana dağların kütlesi gri dolerit kayalardan oluşmakta olup her ikisi de kuvars damarlar içermektedirler.

Soğuk ve buz gibi bir havanın eşliğinde Şah Yolu Dağının hiçte geniş olmayan sırtlarından doğuya doğru bir saat kadar yolumuza devam ettik.

***

Sağ tarafımızda derinlemesine dik bir vadi ve karşısında paralel olarak kahverengi-kırmızı kayalardan oluşan, fazla yüksek olmayan dağ zinciri vardı ve her ikisinin arasından önemli olmayan Kabut ırmağı akıyordu. Bu ırmak kaynağını az önce yanından geçtiğimiz küçük bir gölden alıyor. Aslında bu gölden söz etmemin tek sebebi, bu gölü gören gezginler yanıltıcı olarak gölün çok büyük olduğunu söylüyor olması ve tüm haritalarda da öyle görüldüğü için.

Henüz görmediğim ve tanıyamadığım bir çam ağacı Şah Yolu Dağının kuzey tarafındaki yamaçlardan aşağıya doğru sarkarak vadiye meydan okur gibiydi.

Güneyden çıktığımızdan daha dik yamaçlardan tırmanarak aşağıya doğru inmeye devam ettik.

Dağlar bölüm-bölüm parçalanmış gibiydi ve her tarafında aralıksız yüzlerce m uzunluğunda kesintisiz kayalar aşağıya doğru uzanıyordu. Tüm bunların arasında hava da bozulmuştu ve soğuk bir sis tabakası üzerimize çökerek ıslanmamıza vesile oluyordu.

Nihayetinde zor şartlar altında Akbulak Suyunun Kabut ırmağına aktığı dar vadiye indikten sonra tekrar yukarıya çıkmak zorundaydık. Bulunduğumuz dağ uzantısı ise Cenamüş(?) dağıydı.

Zirveye çıktıktan sonra daha dik aşağı inmek zorunda kaldık ve büyük bir güçlükle ikinci dar bir vadiye indik. Vadiden akan ırmak yukarıda terk edilmiş ve bir manastırın olduğu köyden geldiği için bu ırmağa Manastır Suyu diyorlar ve Kabut ırmağına akarak yoluna devam ediyor.  -DEVAM EDECEK-

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar