Mehmet Nuri Sunguroğlu

Mehmet Nuri Sunguroğlu

KARS YOLUNDA

Engebeli ve muhtemelen kuzey tarafından yükselen plato verimli siyah topraktan oluşuyordu; ne yazık ki bu verimli topraklar işlenmemiş boş araziden başka bir şey değildi.

thumbnail-50e0a32c-c410-4e77-87af-b99f538757bb.png

Takriben 1 buçuk saatlik mesafeden sonra 120-150 m yükseklikte tümsekler görünüyordu ama devamında arazi düzleşmeye başlamıştı. Tümseklerin doğu tarafından yolumuza devam ederek 3 saatlik mesafeden sonra gecenin karanlığında hedefimize varmıştık. Çoğunlukla Ermenilerin iskân ettiği Çermeli köyüne gelmiştik ve köyde sadece bir Müslüman yaşıyordu. Köye gelen tüm yabancıları kabul etmek gibi bir sorumluluğun yüklenildiği bu misafirperver Müslüman, bizi evine kabul etmekte tereddüt etmedi.

 

Çermeli köyü Kars Çayı’na akan ufak bir ırmağın yavaşça genişleyen koyutunda kurulmuştu.

Ertesi sabah yolculuğumuza kuzeydoğu yönünde devam ettik ve yarım saat sonra büyük Ardos (Akbaba) köyüne geldiğimizde önemsiz bir tepenin yanından dönerek hedefimiz olan Kars Çayı'na doğru ilerledik. Geniş bir çimenlik alandan akan Kars Çayı'nın sağ tarafından geçerek, kuzey-kuzeybatı yönünden 2 buçuk saatlik daha uzakta olan Kars'a doğru yolumuza devam ettik. Buradaki plato öncekilerden daha engebeliydi ve bazı yerlerinde çokta yüksek olmayan tepelerden oluşmaktaydı.

Nihayetinde güvenli olsun diye Erzurum’dan gönderdiğimiz ve burada elimize geçeceğini umduğumuz eşyalarımızın, Rusya’ya seyahatimiz için gerekli kişisel evraklarımızın ve paramızın olduğu Kars şehri uzaktan görünüyordu.

Daha önce de söylediğim gibi; güvenlik nedeniyle yanımıza almadığımız ve tavsiye üzerine tüm bunları Erzurum'da geride bırakmıştık; Rus Konsolos yardımcısı Garibaldi Kars'a göndereceğini söylemişti. Ne yazık ki hiçbir şeyin gelmediği gibi bir haber dahi bırakılmamıştı. Bu şartlar altında nasıl bir duruma düştüğümüzü anlatmama gerek olmadığını düşünüyorum.

Erzurum'dan buraya gelene kadar çektiğimiz çilenin yanında özellikle yeteri kadar beslenemediğimiz için bedensel eksiklerim olduğu kanısındaydım. Kendimi iyi hissetmiyor olduğumu ve zaman kaybetmeden gerekli bakımın bir Avrupalı tarafından yapılmasına ihtiyacım olduğunu biliyordum. Bu nedenle kaybedecek zamanım yoktu ve son seyahatimde tanıdığım ve dostça karşılandığım Almanları bulmak için bir an önce Rus sınırında ki Gümrü'ye (Alexandropol) ya da Tiflis'e varmam gerekliydi.

Durumumuz hiçte iyi değildi. Mevsim şartlarına uyumlu elbiselerimizin olmadığı işimiz daha da zorlaştırıyordu ve arkadaşım Dr. Rosen’in yanında bir paltosu dahi yoktu.

Erzurum’dan gelirken yanımızda kalan paranın hepsi 2 lira kadardı ve bizi 12 saatlik mesafede olan Gümrü’ye gitmek için at kiralamaya dahi yeterli değildi.

Yine de şansımız vardı ki Kars’ta çok iyi bir kabul gördük. Şehrin Paşası sanki cüzdanımızı görmüş gibiydi. Hiçbir ücret talep etmeden posta arabalarıyla bizim Rus sınırına kadar götürülmemiz için gereken emirleri verdiğinin haberini aldık.

Şehrin ileri gelenlerinden ve eski kuşak dediğimiz Bekir Efendi adında bir Müslümanın evinde misafir edildik. Halılarla kaplı ve her tarafında divanlarla döşenmiş bir odaya alındık. Üşüdüğümüzü görmüşlerdi ve aradan fazla geçmeden köşedeki zarif şöminenin alevleri odayı ısıtmaya başlamıştı.

Devamı yarın…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar