25.06.2022, 14:00

KAYIPLAR

İçimde sürekli bir kayıp hissi. Önemli bir şey kaybetmişim sanki. Sık sık ceplerime, çekmecelere, dolaplara bakıyor, eşyalarımı yoklayıp duruyorum. Canım çok sıkılıyor bu duruma.

Televizyonlar sabah akşam eski ve durağan zamanlara övgüler düzüyor. Hızla egzotik çağlara doğru yol alıyoruz. Saatler tersine çalışmaya başladı, bu belki iyi bir şeydir, bilemiyorum. İyilik, doğruluk, güzellik, yücelik yeniden tanımlanıyor... Köstekli saatim nerede, biri mi almış diye baktım; duruyor. Rahmetli babamdan yadigâr.

Dışarıda, biraz uzakta işçiler ağaçları gölgeleriyle birlikte kesiyor. Cennet ağacı, saplı meşe, kırmızı yapraklı erik, gümüşi ıhlamur… Bitkilere kıyılmaz, çok rahatsız olurum böyle edimlerden. Menekşelerim, sardunyalarım, begonyalarım var pencere önlerinde. Hayatıma renk katıp dururlar. Ama parkta önemli bir şey yapacaklar sanırım. Yoksa ne diye kessinler canım ağaçları? Eski kafalar yok artık, çok bilinçlendi yükseklerde oturanlarımız.

Balkondan sokağa bakıyorum. Aşağıda orta yaşlı, kasketli bir adam. İçine düşecek kadar eğilmiş, büyük çöp kutusundan bir şeyler topluyor. Belki pazar artıkları, satıp para kazanacağı bir şeyler belki. Böyle pis bir işi yapmasına gerek var mı, bilemiyorum. Şimdi bin bir olanak var yurdumuzda, her türlü destek veriliyor muhtaç olana. Aç ve açıkta kimsecikler yok. Fakat insanoğlu bu, ne doymayı biliyor ne şükretmeyi…

Parkta cılız bir adam, çenesini iki elinde tuttuğu bastonuna dayamış, düşünceli ve yalnız oturuyor. Ne düşünüyor kim bilir? Bir derdi vardır belki. Ruhsal bir yoksunluğu da olabilir. Belki çoluk çocuğu gelmiştir aklına; onlar hep uzaklarda olurlar, malûm. Bitmez işleri, geçerli sebepleri vardır; çıkıp gelemezler kolay kolay… Oğulları, kızları, torunları aradım hemen. Pek düşkünüzdür birbirimize. Haftalardır görüşmemişiz, çok özlüyorum böyle olunca. Fakat artık yaşam, yoğun bireysel mücadele istiyor, onlar da koşturup duruyorlar işte. Varsın dağ ardında olsunlar da canları sağ olsun diyorum. Uzun uzun konuşamadık hiçbiriyle ama iyilermiş. Fırsat bulur bulmaz geleceklermiş…

Aslında kaybolan, eksilen bir şey yok, görüyorum. Ama değerli bir şeyler yitirmiş gibiyim. Yaşla gelen bir kuruntu olmalı bu. Berbat bir duygu, dinmeyen diş ağrısı gibi. Nasıl geçip gider, onu da bilmiyorum. Neyi neyle karıştırıp, kaynatıp içmeli? Akıl denen haşarı çocuğu hangi oyuncaklarla kandırıp meşgul etmeli?..

Balkon serin oluyor bu vakitlerde. Biraz gazetelere bakayım dedim. Neşeli, efil efil yazılar arıyor gözlerim ama zor. Genç kızlar var, genç erkekler. Adalet, özgürlük filan diye diye gözaltına alınmışlar. Bunlar önemli kavramlar. Ama görece aynı zamanda. Herkes kendince bir ölçüt koyuyor. Gençleri tatmin etmenin mümkünü de yok. Vaktiyle bizler de birtakım eylemler yaptık; dünya barışı, halkların özgürlüğü filan dedik. Fakat bu çocuklar daha çok bireysel özgürlük peşinde ve isteklerinin ardı arkası kesilmiyor. Ama içeri dışarı gire çıka yorulurlar, zamanla durulurlar.

Boğaz'daki pek çok arazi Araplara filan satıldı diyor gazeteler. Güzel, yeşil, ferah topraklardır onlar, her metrekaresi servet değerinde. Alanlar hayrını görsün. Paran varsa toprağa yatırmalısın, toprak en değerli varlığıdır toplumların ve bireylerin. Benim de bir küçük arsam var, bir tepenin yamacında. Denizi filan görmese de iyidir. Kuruş kuruş biriktirip çok paraya aldıydım. Ama bir kaybım olmadı bu ticaretten. Toprağa yatırım yapan kaybetmez zaten…

Nasıl da sıkıcı yazılarla dolu sayfalar! İnsanın gözünü gönlünü açacak bir şey bulmak ne mümkün! Koca bir kamu fabrikasını adamın birine satmışlar. Alan kişi ucuza elde etmiş diyorlar, hayırlı olsun! Ben de eskiden ucuza değerli bir tablo almıştım. Bir fabrikada ter döken emekçiler tablosu. Ne zamandır gözüme değmiyor diye meraklanıp gidip baktım. Çalışma odamın bir duvarında çekiç sallamaya devam ediyor işçiler, yüzleri gülüyor sanki. Göre göre kanıksamışım demek.

Gazeteci mübalağa ediyor sanırım: Bir makam sahibi, yirmi yedi akrabasını çalıştığı kuruma yerleştirmiş. Bu zamanda öyle geniş akrabalıklar mı kaldı Alla’sen? Bizim çocuklar halaoğullarını bile sokakta görseler tanıyamazlar. Biz soyağacımızın incecik dallarını dahi bilirdik oysa. Sonra eski dalların bir kısmı kurudu. Bazılarıyla da sorunlarımız oldu, ilişkimizi bitirdik. Bir iki kişi kaldı kırgın dargın olmadığımız. Onlar da duruyorlar mıdır acaba, yoksa sessiz sedasız çekip gittiler mi bu misafirhaneden; arayıp sormak lazım.

Sokaktan eski bir arkadaşım geçti ağır ağır. Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu. Yazdığı bir yazıdan ötürü hapis yatmış. Hiçbir şey yazmasa her gece yumuşacık yatağında huzur içinde yatacakmış oysa. Hiç anlamıyorum artık, insan neden durduk yere başını belaya sokar ki? Yazıp çizerek hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi artık anlamış olması gerek. Dünyayı sen kurtaramazsın, bak işte kendini bile kurtaramıyorsun dostum... Arkasından seslenmek istedim, dönüp baksa, bir el sallasam diye; sesim çıkmadı. Görüşseydik iyi olurdu belki, kimselerle görüşmüyorum hayli zamandır. Sokaktan da arkadaşlarım geçmiyor artık. Peki, bunca kalabalık ne, bu gelip geçenler kimin arkadaşları?..

Üst katta genç bir çift var, kavga edip duruyorlar. Daha doğrusu, adam kadını dövüyor akşamları, kadın da adamı tırmalıyor belki. Gece yarılarına kadar ağlama sesleri. Eskiden olsaydı mutlaka karışırdım, zamanla akıllanıyor insan. Fakat bugün biraz erken başladılar, erken bitirseler bari. Gürültü patırtı uzayınca başım ağrıyor, uyuyamıyorum. Şimdiden bir ilaç alsam, evin içinde biraz daha aransam… Neyi kaybettiğimi bir bulabilsem gürültüyü filan hiç umursamayacağım aslında. Gidip bir kez daha bakayım dedim. Eski para koleksiyonum, antika ibrikler, paha biçilemez kılıç, gümüş şamdanlar, kehribar tespihlerim filan hepsi yerli yerinde. Ama diş ağrısı sürüyor ince ince…

Telefonum çaldı, açtım. Unuttuğum bir arkadaşım…

“Kaç yıl oldu, sesin soluğun çıkmıyor. Niye arayıp sormuyorsun, hayırsız?” dedi.

“Aslında bu aralar ben de seni aramayı planlıyordum. Kalp kalbe karşıymış demek. Ne iyi isabet oldu…”

“Bazen oluyor öyle… Sana bir şey sormak istiyorum: Son zamanlarda kendini nasıl hissediyorsun? Bir eksiklik, bir kayıp duygusu oluyor mu sende? Sanki büyük bir servetin varmış da yitirmişsin gibi…”

“Evet, böyle bir duygu oluştu bende, hiç gitmiyor. Önemli bir şeyimi yitirdim sanırım fakat bir türlü bulamıyorum. Kimden duydun, nerden biliyorsun, kimseye de söylemediydim hâlbuki…”

“Yok kardeşim, benim bir halt bildiğim yok. Ben de çok değerli bir şeyler kaybetmişim gibi hissediyorum ama ne? Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Her yere baktım, yitik bir eşyam yok gibi, her nesne yerli yerinde. Fakat bir eksiklik var, bir sevdiğini kaybetmekten daha büyük sanki. Diğer arkadaşları aradım, hepimizin şikâyeti ortak. Nedir bu rezil duygu? Nasıl musallat oldu bize? Neden geçmiyor bir türlü?..”

Yorumlar (5)
Adem Durmuş 2 ay önce
Düşünmeyi ve sorgulamayı sevenlere hitap eden çok güzel bir yazı olmuş. Emeğinize sağlık. Her cümlesi, anlam içinde anlam saklı, derinliği olan güzel bir yazı olmuş.
Eylemleriyle ya da eylemsizliği ile bir şeyler kazandığını ya da kaybettiğini farkında bile olmayanlar muhtelelen yazıya anlam yüklede de zorlanacaktır. Belkide yüklemeseler zaten daha iyi olur.
Fatma Topatan 2 ay önce
Her zaman olduğu gibi , harika bir yazı.Kaleminize sağlık Sevgili hocam.Devamını bekliyoruz.
Melek Yılmaz 2 ay önce
Kaybedilen değerler vurgusu günümüzün özeti niteliğinde. Emeğinize sağlık.
Ekim Kasabalı 2 ay önce
Yitiklik hissi ve bunca zamandır yitirdiğimiz şeylerin hüznü sarıyor etrafımızı yazı boyunca. Biraz durup düşünmek, iki satır da olsa kelam etmek veya edeni takdir etmek gereken ne çok şey var! Kaleminiz ve sorgulayan tarafınız dert görmesin!..
Gerginix 1 ay önce
Sistem kendini tanımış, tanımlamış, kendisiyle barışık, kendine yeten insandan nefret eder. Eksik ve kayıp insan üretmekten hoşlanır. Eksik ve kayıp insan da ekonomiye, sisteme can verir. Resme uzaktan bakınca basit ve kötü kalpli olduğu daha net görünüyor.