Kemerkayalı Tayfun!

Trabzon Ticaret ve Sanayi Odası eski başkanlarından, eczacı ve de sarraf Tayfun Sezeroğlu’nun çocukluğu Kemerkaya Mahallesinde, yıkılan eski görkemli kilisenin bahçesinde geçti desek yalan olmaz. 

Tayfun bey bir ara, sayısını kendisinin de bilmediği kadar dernekte, vakıfta başkanlık ve yöneticilik yapmıştı. Tayfun bey, her ne kadar çok sayıda yakın eski arkadaşı ile küs olsa da, dargın veya anlaşamayan insanları barıştırma konusunda da maharetlidir.

Tayfun Sezer dün, Avrasya Üniversitesi öğretim görevlisi Nihat Yılmaz ve KTÜ öğretim görevlisi Emrah Ağın ile geçmiş olsun demek için gazete idarehanesine geldi. Tayfun bey, aynı zamanda cezaevi izleme komitesi üyesi. Haftada bir iki kez cezaevine gidiyor, mahkumlarla görüşüyor.

Dernek ve vakıf çalışmalarında artık eskisi gibi aktif olmadığını belirten Tayfun abimiz, “Ben, şu arkadaki, babamın Mehmet Ali Sezer’in babasına sattığı yerdeki eski evde doğdum. Ahhh o günler… Aşağıya denize inerdik. Yan tarafta yıkılan kilise. Bu mahalle iyice betonlaşmış” dedi. Söz eskilerden açılınca, gazetemiz sahibi ve yazarımız Hasan Kurt, “Tayfun abi, bu binanın bodrum katında, 1960’lı yıllarda bisküvi, simit imalathanesi varmış. Hatırlar mısın?” diye sordu.

Tayfun abi hafiften diklenerek, “Sen o yıllarda Kavakmeydan’da idin. Ne bilirsin, buraları” demez mi?

Kurt, “Haklısın abi sizin kadar bilmem ancak Kemerkaya’yı sizden daha iyi bilen Sobacı Yılmaz abimiz var, o anlattı. Bu alt katta, 60’lı yıllardaki imalathanenin ustası da Rus imiş. Uzun boylu biri imiş. Çok güzel bisküvi yaparmış” dedi ve ardından, “Abi karşıdaki Tanca pavyona herhalde gitmişsindir” diye ekledi.

Tayfun gözlerini yumdu, açtı ve “Sayın Kurt, eskilere gidip beni hüzünlendirme. Nerede eski Trabzon! Eskiden Trabzon’da medeniyet vardı, dostluk, arkadaşlık vardı. Benim biliyorsun, Trabzon’un merkezindei, Zeytinlik’te, Karma ortaokulunun karşısında evim var. Bıraktım orayı Akçakale’de ev aldım. Orada yaşıyorum. Bir akşam misafirim ol, eskileri, yenileri konuşalım. Senin bu günlerde ziyaretçin çoktur. Zaten, bu tür ziyaretlerin makbulü de kısa olanıdır. Bize Allah’a ısmarladık. Görüşmek üzere” dedi.

Tayfun abimiz gerçekten hoş sohbet biridir. Kendisine sağlık ve mutluluklar diliyoruz.

***

T.C. ve Büyükşehir!

Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisi’nin önceki günkü toplantısında, T.C. tartışması yaşandı. Büyükşehir Belediyesi’nin önüne T.C. yazılması ‘siyaseten’ kabul edilmedi ve bu haber gazetemizde ihmalkarlıktan da olsa yer almadı.

t.c-1.jpgİYİ Parti grup başkanvekili Davut Çakıroğlu, bir ay önce “Büyükşehir tabelasına T.C. ibaresi eklensin” şeklinde bir önerge vermişti. Çakıroğlu’nun önergesi meclisin yetkisinde olmadığı gerekçesiyle, AKP ve MHP’li meclis üyelerinin oylarıyla ret edildi. Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, “Mevzuatta belediyelerin önüne T.C. ya da başka bir ibare konulması yönünde düzenleme yok” dedi.

Mevzuatta düzenleme var mı yok mu bilmiyoruz. Bildiğimiz, Van’dan, Diyarbakır’a, Of’tan Beşikdüzü’ne, Ortahisar’a kadar Türkiye’nin dört bir yanındaki çok sayıda belediyenin, T.C. ibaresini  tabelalarında kullandığıdır.

Bu arada şunu da belirtelim, milliyetçiliğinden asla şüphe etmediğimiz Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu’nun “Bu idari meseledir, meclis karar veremez” şeklindeki sözleri önemlidir.

Neden derseniz; Güneydoğu’da bölücülerin hakim olduğu bir belediyede , HDP’li meclis üyeleri,  mecliste mesela Diyarbakır veya Van Büyükşehir Belediyeleri yazısının önüne farklı bir ibare konulması için meclisten karar çıkarsalar ne olacak?

t.c-2.jpgTrabzon Büyükşehir Belediyesi tabelasının önüne T.C. ibaresinin konulmamasına en büyük tepkiyi, Trabzon valiliğinin eski özel kalem müdürü Hasan Kamber gösterdi. Kamber sosyal medyada, Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu’nun, eski vekil ve kamu başdenetçisi Şeref Malkoç’un, T. C. Van Büyükşehir Belediyesi önündeki görüntülerini ve Trabzon Büyükşehir Belediyesinin iç yazışmalarında kullanılan T.C.’li evrakları yayınladı ve ardından da, “Çözüm süreci ve FETÖ’nün ruhu Büyükşehir Belediyesi koridorlarında” diye paylaşımda bulundu.

Trabzon Büyükşehir Belediye Meclisinde Çakıroğlu’nun “T.C. ibaresi eklensin” şeklindeki önergesinin, hemen her daim cumhuriyetçiliği ve de milliyetçiliği savunanlar tarafından ret edilmesi, Türkiye’de oynanan siyaset oyununun dünden bugüne değişmediğini ortaya koymaktadır. Oylamada ret verenler, aslında oylama yapılmadan önce bu önergeyi Başkan’a sunarak kabul ettirmeliydiler.

***

Bir ülke hayal edin; yerelleri sonradan başka ülkelerden gelen azınlıklarca sömürülsün, hakları ve zenginlikleri ellerinden alınsın. Bir de bol olaylı, kanlı ve insan hakları açısından utanç verici bir geçmişi olsun. Sadece çok yakın zamanda; ilk defa 1994 yılında ilk demokratik seçim ile halkın seçtiği devlet başkanı gelebilsin! O başkan da hayatının 27 yılını politik suçlu olarak hapislerde geçirsin.
Ancak bu ülke geçmişe kin güdüp intikam almak yerine hedefini affedip ilerlemeye çevirdi.
Politik suçluların kaldığı en önemli hapishanelerden birini de 1998 yılında müzeye çevirdiler. Müze olduğunun ertesi yıl 1999 yılında Robben Adası Hapishanesi , Unesco Dünya Mirası alanı seçildi
Robben Adası”, Hollandaca bir kelime ve Türkçeye “fok adası” olarak çevriliyor.
Susan Kruger isimli bot ile tutuklular adaya getiriliyorlarmış. Ancak koltuklara oturup denizi izleyerek değil. Gözleri bağlanarak botun deniz görmeyen en alt katına tıkılarak; geldikleri yeri anlamamaları için böyle yapılıyormuş.
Bottan indikten sonra tutuklular iki kişilik gruplar halinde, ayak bilekleri ve boyunlarından zincirlenerek
giriş yaptıktan sonra kabul ofisinde erkek tutuklular ten renklerine göre sınıflandırılırmış. Bu sınıflandırma sonucu ne giyecekleri (uzun pantolon, kısa pantolon, şort) ve ne kadar yemek alacakları (daha açık renksen daha çok yemek alıyorsun! koyu renksen daha az!) belirleniyormuş.
Nelson Mandela mesela en koyu renk olan “bantu” sınıfına aitler. O nedenle günde yarım çay kaşığı şeker, yarım çay kaşığı margarin ve iki dilim küflü ekmek yeme hakları varmış ve kışın bile şort giymek zorunda kalmışlar! Batu sınıfının bir üstü renki anlamına gelen “colored” sınıfı; en üst sınıf ise beyazlarmış.
Tüm politik tutukluların en öncelikli hedefinin “üniversite kampüsü ortamı” oluşturmakmış. Kriminal tutuklulara bile okuma yazma öğretip eğitmişler.
Mottoları? “Each one teach one“! K
Invictus filmini izleyenler veya kitabını okuyanlar hatırlar. Hapishanenin devasa beton alanında Mandela bazı bitkiler yetiştirir ve kendisine bahçe yapar. Aslında burası hem bahçıvanlık hobisi için hem de ileride “Invictus” adı ile yayınlayacağı otobiyografisini kağıtlara yazdıkça saklayacağı yermiş. (Ayşegül Kudunoğlu- Capo Town-South Africa)

Önceki ve Sonraki Yazılar