KENT, TARIM VE BİZ

Kent denildiğinde birçoğumuzun aklına komşuluk ilişkilerinin bittiği, beton yığınları, insan ve araç yoğunluğu, koşuşturma ve kargaşa geliyor. Tarım ile kenti buluşturmadık, buluşturamıyoruz. Bizim bildiğimiz kent ve toprağın birlikteliği, toprağın yok olmasıyla sonuçlanmasıdır. Kırsaldan kentlere göçün doğurduğu en önemli sorun, şehirleri çevreleyen verimli tarım arazilerinin parayla takas edilmesidir. Oysa dünyada tarım arazileri takas değil, gıda üretim alanlarıdır.
Dünyada kentsel nüfusun hızla artması, insan ile doğa arasındaki ilişkinin bozulması sonucunu doğurmaktadır. Birleşmiş Milletler Gıda Örgütü’nün verilerine göre artan şehirli nüfusla beraber işsizlik, gıda güvencesi ve sağlıksız beslenme gibi sorunlar da artmaktadır. Kentsel tarım, günümüzün kentleşmiş dünyasında giderek artan olumlu bir etki yaratmaktadır. Sadece eğlence ve zaman geçirme yeri değil aynı zamanda kenti beslemeyi ve daha yaşanabilir bir hale getirmeyi de hedeflemektedir. Kentlerin sürdürülebilirliğinde ve kent halkının beslenmesinde rol oynayan bir sektör olarak kabul edilmektedir. Kentsel tarımın gerçek potansiyelinin belirlenmesi, sorunlarına çözümler getirilmesi, doğru plan ve projelerle geliştirilmesi ve yasal-yönetsel boyutta desteklenmesi ile daha başarılı sonuçlar elde edilmesi sağlanacaktır. Artık bütün dünya ülkeleri kentsel tarıma yönelik eğilimlerini artırırken, ülkeleri kentsel tarım konusunda yeni stratejiler ve politikalar üretmeye zorlamaktadır.
Kentsel tarımın yeni bir olgu olmadığı, yüz yıllarca kentlerin gıda ihtiyacını karşılayan bir üretim modeliydi. Tarihteki devletlere baktığımızda kentsel tarımı, kentler ile bütünleştirmiş olduklarını görmekteyiz. Osmanlı döneminde taze sebze ve meyve ihtiyacını karşılamak üzere şehirlerin çevrelerinde oluşturulan bostanlar sadece hatıralarımızda kaldı!
Son yıllarda dünyada gıdaya talep artmış, stoklar hızlıca tükenmektedir. Özellikle kriz dönemlerinde paranız olsa bile sağlıklı ve taze gıdaya ulaşmak zorlaşmış, daha da zorlaşacaktır. Bu süreçte tarım alanlarının değeri ve üretimin ne kadar değerli olduğunun farkına vardık. Bu dönemde kentsel tarım denilen, kent içi ve yakını bostan, bağ, bahçe gibi alanların daha etkin kullanılmasının gerekliliği ortaya çıkmıştır. Dünyanın birçok ülkesinde gelişme gösteren kentsel tarım uygulamaları ile birlikte kentsel tarım uzmanlığı sektör haline gelmiştir.
Kentsel tarım, aynı zamanda yapıldığı bölgelerdeki toplulukları etkileyen, gıda güvencesi ve güvenliğini sağlayan, kent içi doğayı koruyan, şehrin yaşam şeklini değiştirebilecek bir alandır. Ayrıca yapılan araştırmalarda insan sağlığını olumlu etkileri, yaban hayatı için habitat oluşturması, rekreasyon imkânı sunması, sel ve taşkınları azaltabilmekte, hava kalitesini artırma, tozu ve gürültüyü azaltması, doğal afetlere karşı hassasiyet, biyoçeşitlilik ve mikro klima etkisi gibi yaşam kalitemizin artmasına büyük katkılar vermektedir.
Kentsel tarım, önemli düzeyde göç alan Türkiye gibi ülkeler için de istihdama katkısı açısından önemli bir araçtır. Üreticinin, tüketiciye ulaşmadaki kolaylığı da ürününü marketlere satmaktan çok daha fazla kazanç elde etmesini sağlamaktadır. Ayrıca konvansiyonel ürünler gibi uzun mesafelere taşınmadığından enerji tasarrufu sağlanmaktadır. Böylece, Sera gazı çıkışı azalacak, ısıyı tutan beton azalacağı ve hava akımı sağlanacağı için de daha sağlıklı ve kaliteli yaşam alanları oluşacaktır.
Kentsel tarımın en önemli faydalarından biri de insanları sosyalleştirmesidir. Bugün büyük kentlerimizde sosyal ilişkiler oldukça zayıflamış, bireyselleşen insanlar onca kalabalık içinde yalnızlaşmışlardır. Kentsel tarım toplumun fertlerini bir araya getirmenin yanında, ürünün çoğunlukla doğrudan pazarlanması nedeniyle üreticiler ile tüketiciler arasında güvene dayalı ilişkiler tesis etmektedir. Kentsel tarım ile uğraşan kişiler zamanla birbirinden haberdar olmaya, kooperatifleşme ve birlikte hareket etme sürecine ilk adımlarını atmış olurlar. Aslında ülkemizin özellikle son zamanlarda ihtiyaç duyduğu en önemli gereksinimler tam da budur.
Kentsel tarım, sürdürülebilir kentsel gelişmenin sağlanması açısından önemli bir araçtır. Kentlerimizi planlarken öncelikle tarım arazilerimizi en üst düzeyde korumanın yanında, kent içi tarım alanları oluşturmak da ihmal edilmemelidir. Şehir planlarında tarımsal niteliği korunacak alanlar sadece tarımsal faaliyet için değil aynı zamanda doğal afetlerde toplanma alanlarıdır. Şehrimizin deprem toplanma alanı sahil haricinde yok gibi. Ne hikmetse yeni yerleşim alanlarında tarımdan vaz geçtik, insanlarının depremde toplanacağı alanlarımız çok sınırlı. Olan alanlara erişim ise daha da tehlikeli. Kamuoyuna sormak istiyorum! Size 20 dakika sonra deprem olacak diye bir duyuru yapılsa kaçımız hayatımızı kurtarabiliriz?
Açlık, dünyanın çözmek zorunda olduğu en temel problemdir. Artan dünya nüfusuna karşılık gıda güvenliği ve gıda güvencesi son yıllarda yoğun olarak tartışılan konuların başında gelmektedir. Aynı zamanda tarımsal alanların amaç dışı kullanımı, su kaynaklarının azalması ve kirliliği, erozyon, kentleşme ve çevresel sorunlar gibi sorunlara hiç vakit geçirmeden çözümler üretmeliyiz.
Çünkü; sağlığımızı korumanın tıbbi yöntemler dışındaki en önemli etkenleri, her insanın temiz ve sağlıklı su ile gıdaya ulaşma hakkıdır. Su ve gıda, günümüzde ve gelecekte dünyadaki en stratejik iki üründür. Bir yandan toprağımızı korurken diğer yandan tarımsal üretimimizi artırmak ve su kaynaklarımızı korumak mutlak zorunluluğumuzdur.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Haber yorum bölümünde Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.