Gürsel Özgür

Gürsel Özgür

“Kim demiş bir kadın küçük şeydir? Bir kadın belki en büyük şeydir.” 

Atatürk, İzmir’de 1923’te yaptığı bir konuşmada, “Şuna inanmak lazımdır ki, dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir’’ demişti. Katılır mısınız bilemem ama bence de bir milletin çağdaşlık seviyesini o millette kadının ulaştığı seviye belirlemektedir.
Ünlü halk ozanımız Neşet Ertaş, “Kadınlar insandır, biz erkekler ise insanoğlu’’ diyerek salt gerçeği ifade etmesinin yanı sıra kadın olmadan erkeğin eksik kalacağını ve hatta yok olacağını hatırlatmıştır. Bu hatırlatma bile bir varlığın değerini göstermez mi? Bazı kelimeler vardır öylesine boşluk doldurur, bazı kelimeler ise sayfalara bedeldir. Şu sözcükleri gözünüz kapalı bir dakika düşünür müsünüz? Annem, ablam, kız kardeşim, karım, teyzem, halam gibi… Kaç sayfa yazdınız bir dakikada?
Kurtuluş Savaşı’mızın kazanılmasında kadınların en az erkekler kadar korkusuzca görev aldığını, hayâsız düşman akınlarına karşı gövdesini siper ettiğini, Nene Hatun, Gördesli Makbule, Kara Fatma, Binbaşı Ayşe gibi onlarca, binlerce kadınımızın bazen cephede bilfiil çarpışırken bazen de kağnısıyla cepheye silah taşıdığını bilmeyenimiz yoktur.
Bu anlamda cephe gerisinin önemine binaen İzmir Valisi Kazım Dirik de Türk kadınının vatanseverliğini şöyle ifade eder. “Cephede nasıl beyaz sakallı dedelerin yanında ergenlik çağındaki torunları savaşıyorsa, cephe gerisinde de her hizmette ninelerin yanında torunları çalışıyordu.’’
‘’Saçı uzun aklı kısa, eksik etek, kocanın vurduğu yerde gül biter, kadına sır verene tellal gerekmez, tarlayı düz al kadını kız al’’ gibi sözlerle aşağılanan kadınlarımız, bütün bu tanımlara inat, eşit hakları birçok Avrupa ülkesinden önce 17 Şubat 1926 günü kabul edilen Medeni Kanun sayesinde kazanmışlardır. Önceleri tabii olduğu Mecelle Hukuku’nda; evlilik için dinsel tören yeterliydi, boşanma erkeğe tanınmış bir haktı ve kadın “boş ol’’ sözüyle kapı dışarı edilebiliyordu. Bütün bu olumsuzlukları gören Mustafa Kemal; fıtrattan (yaradılıştan) gelen bir eşitliği değil, hukuk karşısındaki eşitliği savunmuş, bunu da sağlamıştır. Ve 1930’dan itibaren çıkarılan bir dizi yasa ile önce belediye seçimlerine katılma, sonra köylerde muhtar olma hakkı tanınan kadınların milletvekili seçme ve seçilme hakları da 5 Aralık 1934’te Anayasa ve Seçim Kanunu’nda yapılan yasa değişikliği ile tanınırken İtalya 1946, İsviçre 1971’de bu hakkı kazanabilmiştir.
1935 seçimlerinde Mustafa Kemal şimdinin bazıları gibi demokrasi ve özgürlük söylemleriyle kalmayarak, dönemin ağır siyasi, sosyal koşullarına rağmen ve Avrupa’da diktatörlük rejimleri sürerken bile demokratik adımlar atabilmiştir. Bu anlayış sayesinde beşinci meclisin 18’i yani yüzde 4,6’sı kadınlardan seçilmişti. Bugün ise yüzde 17,4’tür. Milletvekillerinden birisi de Adapazarı doğumlu Trabzon Milletvekili Ayşe Seniha Hızal’dı. Türkiye, 2020’de yapılan bir araştırmaya göre kadın milletvekili oranında dünyadaki 192 ülke içinde 119'uncu sırada yer alıyor. İlk beş sırada; Ruanda, Küba, Bolivya, Meksika ve İsveç yer alıyor.
1935 seçiminde Erzurum’dan meclise giren milletvekili öğretmen Nakiye Elgün Meclisteki bir konuşmasında, ‘’Bir bakanın gelip de milletvekili önünde hesap verişi bilseniz ne dokunan sahnedir’’ der. Ancak, bakanların millete hesap verme sorumluluğu Anayasada 106. maddeyle (Cumhurbaşkanı yardımcıları ve bakanlar, Cumhurbaşkanına karşı sorumludur) ile ortadan kaldırılmıştır.
Kadınlarla yekvücut olarak dünyaya emsal teşkil eden bir mücadeleyle kurulan Cumhuriyet, kadınların sosyal, kültürel, sanat, spor ve ekonomik alanda yer alması için gerekli teşvik düzenlemeleri yapmış ve uygulamaya koymuştur. Kadınların; gemi kaptanı ve çarkçılık, ağır ve tehlikeli işler ve maden ocakları hariç olmak üzere çalışmasını özendiren kanun çıkarılmış ve Osmanlı’da kamuda görülmeyen kadınlar yasa ile korunarak çalışma hayatına katılmışlardır. 
Çağdaş Türk kadını kendisine tanınan şansı kullanmakta hiç tereddüt etmemiş, bilimden sanata, spordan kültürel faaliyetlere aktif katılım sağlamıştır. İlk kadın avukatımız Süreyya Ağaoğlu, tiyatroya girmek uğrunda hayatını feda eden Afife Jale, ilk kadın kimyacımız Remziye Hisar, ilk belediye başkanımız Müfide İlhan, ilk muhtarımız Gül Esin, ilk kadın savaş pilotumuz Sabiha Gökçen, ilk kadın öğretmenimiz Fatma Rafet Angın, ilk kadın doktorumuz Safiye Ali gibi nice kadınımız çağdaşlaşma yolunda ilerlemenin öncüleri olmuş ve çok değerli katkılar yapmışlardır.
Hemen her gün kutlama ve anma çılgınlığının yaşandığı kapitalist dünyada, kadınların yalnız bir günde anılması, gündeme gelmesi veya önemsenmesi haksızlıktır. Kadın şiddetine ve cinsel istismara her gün karşı çıkılarak, İstanbul Sözleşmesi (11 Mayıs 2011’de İstanbul'da imzaya açılan kadınlara yönelik şiddet ve ev içi şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadele hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi, kısa adıyla İstanbul Sözleşmesi 1 Ağustos 2014’te yürürlüğe girmiştir.) yaşatılarak ve bu yöndeki cezalar caydırıcı olana kadar gündemde tutulması sağlanmalıdır. 
Artık algı için farkındalık yaratmak ve bu farkındalığa dikkat çekerek toplum tarafından kabul görmesini sağlayabilmek çok önem arz etmektedir. Bu hasta ruhlu tiplerin hukuken hak ettikleri cezaları alana kadar, toplum tarafından adeta mahalle baskısıyla manevi işkenceye tabii tutulması elzemdir.
18 Mayıs 1919’da İstanbul İnas Darülfünununda (sonra İstanbul Üniversitesi) bir toplantıda bir kız öğrenci kadının önemini vurgularcasına ve dinleyenlerin zihinlerine sanki çivi çakarcasına şöyle der; “Kim demiş bir kadın küçük şeydir? Bir kadın belki en büyük şeydir.’’
Atatürk çağdaşlaşma yolunda süratle ve ısrarla ilerlerken, kadının rolünü çok önemsiyor ve icraatlarıyla da bunu göstermekten geri durmuyordu. Bugün kadını önemsediğini söyleyip siyasette ve sosyal hayatta pasifize etmeye çalışanlara bakın, ne kadar samimi olduklarını kolayca anlarsınız.
Bir şeyi kaybetmeden değeri bilinmeli ve sahip çıkılmalıdır yoksa kazanılan hakları geri almak o kadar kolay olmayabilir. Çevre ülkelerin vatandaşları Atatürk Türkiye’sine özlemle ve kıskançlıkla bakmaktadır. Trabzon’da 2017 referandum çalışmaları esnasında meydanda İranlı birisine sormuştum, tek bir söz söylemişti. ‘’Cumhuriyetinizin kıymetini kaybetmeden bilin!’’
Kadına şiddet, tacizler, cinayetler, cinsel istismar ve sapkınlıkları yapanlar için yasal mevzuat düzenlenerek bu sapkınların en ağır şekilde cezalar almaları sağlanmalı ve bunlar toplum dışına itilerek toplum vicdanı rahatlatılmalıdır.
Kadınları toplum hayatına kazandıran Mustafa Kemal Atatürk’ü ve Annesi Zübeyde Hanım’ı ve annem Sebahat (Eyüboğlu) Özgür’ü minnetle anarken, çağdaş dünyada yaşama azim ve kararlılığında olan kadınların “8 Mart Dünya Kadınlar Günü’’ kutlu olsun.
Bütün kadınlar emekçidir, bu kelimeye takılmadan ben tüm kadınları kastettim…
İranlının sözü aklımızda kalsın, olur mu?
Sağlıcakla kalın, saygılarımla…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
2 Yorum