Ali Osman Aktaş

Ali Osman Aktaş

KİTAP ÖZGÜRLÜKTÜR

  Bir yasa getirilmiş Romanya Cezaevleri İnfaz Kurumu’na. 2006 yılında. Hükümlülere ait olarak cezaevinde kim kitap yazarsa toplam “30 gün erkenden tahliye” olacak diye.
Bu amaçla hangi mahkûm hangi suçtan olursa olsun hapishanede iken yazıp yayınladığı kitap ya da makale başına 30 gün erkenden tahliye imkânına kavuşmuş. Yani bu yasaya bağlı olarak içerideyken yayınlayabildiğin üç kitabın varsa toplam 90 gün erkenden tahliye edileceksin demekmiş.
Romanya Ulusal Hapishaneler İdaresi’nin açıklamasına göre de ülke içerisindeki hapishanelerde bulunan toplam 188 mahkûmun 2013-2015 yılları arasında sağlıktan futbola, bilişimden tarihe kadar birçok konuda 400'ün üzerinde kitap yazmış.
Birçok ünlü işadamı, futbolcu ve politikacının isminin de olduğu listede, transfer yolsuzluğu nedeniyle hapse giren Galatasaray'ın eski futbolcusu George Popescu'nun bile futbol ile alakalı 4 farklı kitap yazdığı rapor edilmiş. Bu dört farklı kitaptan Popescu, 37 ay ceza almasına rağmen, 211 gün erkenden tahliye edilmiş.
Tabi ki bu durumda Romanya Anayasa Hukukçularını şimdilerde almış bir kara düşünce. Tamam, bu yasayı ortaya çıkarırlarken bunun bilim sanat ve kültür açısından ülke yararına güzel olacağını düşünmüşler ama bu kanun maddesinin boşluğundan da zengin hükümlüler faydalanabilmek için başka bir yöntem geliştirmişler. 
Kitapları dışarıdan başkalarına yazdırıp kendi kitaplarıymış gibi telif alarak mahkemeden indireme gidiyorlarmış. Hatta bu durum öyle bir ayyuka çıkmış ki mahkûmun biri 212 sayfalık bir kitabı 7 saatte yazmış. 
Yazıyorlarmış ama bir kere ceza evlerine internet ve cep telefonu ile bilişim aletlerinin girmesi yasak ve okuyacakları kitaplar da sınırlı sayıda. Tüm bu imkânsız şartlar içerisinde 7 saatte 212 sayfalık bir kitap yazabilmek gerçekten büyük bir maharet ve beceri olsa gerek.
Bir başka ülke Brezilya'da ise hapishane mahkûmlarına yönelik bir proje geliştirilmiş. Kitap okumayı teşvik etmeye yönelik bu projeye göre “kitap okuyacak mahkûmların, mahkûmiyet sürelerinde indirime gidilmesi” öngörülmüş. 
"Özgürlüğün İçin Oku" isimli bu projede mahkûmlar hapishaneye girdikleri andan itibaren okuyacakları her bir kitap için tahliye sürelerinde indirime gidileceği kararı alınmış. Buna göre kitap okuyan mahkûm, okuduğu kitaba ilişkin bir değerlendirme ödevi yazacakmış ve kriterlere uygun görülürse de cezalarından 4 gün indirim alabilecekmiş. Ceza indirimi yılda 12 kitapla sınırlı olacakmış ve bir mahkûm ancak bu projeye göre yılda en fazla 48 günlük ceza indiriminden faydalanabilecekmiş.
Türkiye’de ise bırakın erken salıverme ve tahliye olanakları için kitap yazmayı, birçok hapishanelerimizde kitap okumak bile yasak. 
Yazmak için okumak için gerekli olan en önemli maddeler bile yasak Türkiye’de.  Mum, el lambası gibi her türlü aydınlatma aracı yasak ki ışıklar gittiğinde karanlığa da mahkûm olasın okuyamasın diye. Daktilo yasak, dolmakalem yasak, mürekkep yasak, kuru boya, sulu boya gibi her türden boya ve boya malzemeleri de yasak. Prit, uhu, para bandı gibi yapıştırıcı maddeler de yasak. Delgeç yasak, zımba yasak, daksil yasak her türlü kırtasiye malzemeleri de yasak.  Bir kere kitabın olmadığı yerde kitaplığın da olmasının mümkün olamadığı hapishanelerde duvarlara resim yapıp asabilmek de yasak. Böyle bir ceza ve infaz yasası var Türkiye’de.
Dünyada bazı devletler kendi ülkesinin mahkûmlarına erken salıverme şartları olarak okumayı ve yazmayı öngörüyorken bizim ülkede ise okumakla mahkûmiyetlerin artması arasında ilginç bir paradoks yaşanıyor. Onlar, okutarak yazdırarak hükümlülerinin mahkûmiyet sonrasında algı ve düşüncelerinin sosyal ilişkiler yararına toplum için daha bir faydalı olabilecek şekilde pozitif yönde gelişsin istiyorlar.
Oysaki bizde her şey tersinden ve farklı yönde gelişiyor. Bizim ülkemizde erken salıverme ve tahliye konusunda on yıllardır yapılan yanlışlar sonucunda bu her türlü aflardan faydalananların yüzde altmışı hapishanelere tekrar geri dönüyor. 
Özellikle ülkemizde 2000 yılındaki Rahşan Affı olarak bilinen aftan sonra gelinen 15 yılda cezaevlerindeki suçlu sayısı 3 kat artmış hatta Rahşan Affından hemen sonra 3 yıl içerisinde 70 bin kişi çeşitli nedenlerle cezaevlerine girdi.
İndirimli salıvermeler yetmiyor, şartlı tahliyeler yetmiyor, denetimli serbestlik yetmiyor. Bütün bu haklardan faydalanan hükümlüler bir müddet sonra bir şekilde tekrar cezaevlerine geri dönüyorlar.
İlk Türkiye Büyük Millet Meclis’in açılışından ve en son Rahşan Affına kadar Türkiye’de 100’den fazla af yasası çıkartılmış. Ve şu anda ülkede her şeyden çok cezaevleri yapılıyor, imar ediliyor. 
Hatta cezaevleri yetmiyor denilerek çeşitli nedenlerle ya adi suçlara denetimli serbestlik veriliyor ya da şartlı tahliyelerle her türlü cinayet, taciz ya da insan hak ve özgürlüğüne karşı işlenmiş suçlarda hükümlülere şartlı tahliyeler veriliyor.
Bir yerde sıkıntı var. Sorun var. Büyük ve bir türlü de çözülemeyen bir sorun.
Ülkemizde hükümlülere verilen cezalar bir şekilde sadece onların hayatlarını kısıtlamakla alakalı. Onlara vizyon vererek, yeni bir dünya görüşlerinin oluşabilmesi ya da dışarıdaki sivil hayatlarında insanlık için bir misyon yüklenebilmesi gibi bir derdi olmuyor devletimizin bir türlü. Hükümlü, cezaevine nasıl giriyorsa aynı o şekilde çıkıyor.
Ülkede okuma oranı dünya standartlarının o kadar altındayken, bilinçlenme ve çağdaş değerler üzerinde akıl yürütme düzeyi ile etik ve müspet bilimleri anlama kapasitesi dahi hala okumuş kesimlerde bile bu kadar zayıfken sıradan alt eğitim düzeyindeki insanların okuma kültürünün neden bir türlü geliştirilemediği çözümsüz bir soru gibi karşımızda durdukça ülkede daha da çok cezaevleri açılacak  gibi.
Çünkü okumak aslında özgürlüktür ve ne kadar okuma oranı yükselirse o kadar da cezaevlerine gerek kalmayacak.
 
 
 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.