KOKU

İnsanın burnuna kötü koku gelmesi ne demektir?
İnsanın şüpheye düşmesidir.
Şüphenin kokusu mu olurmuş? Olur olur hem de nasıl olur? Şüphe kötü kokar.

Kötü koku aynı zamanda, gizli kalmış bilgiler demek. Ama “bilginin” kokusu  hoş kokar. Hani insanı mest eden cinsten. Sanırım burada kötü olan koku da “gizlilik” olsa gerek.
Bir işe kalkışmak için, insanın burnuna illa bir koku mu gelmesi lazım?
Her şeyin kokusu var mıdır?
Kokular anıları hatırlatırmış.
Mesela lavanta ve naftalin kokusu hatta meşhur hacı ile başlayan sabun kokusu, annemin odasını hatırlatır bana.
O kokuları duyduğumda, annemin odasında kaybolurum, anılarımın arasında.
Meşhur markanın kremi de annemi hatırlatır. Şimdi bile annemin krem kokusunu hisseder oldum.
Komşuda pişen bize, bizde pişen komşuya giderdi. Ya kokusunu almışsa diye.
Gecenin kokusu, karanlığın kokusu, yıldızların kokusu olur mu? Olur vallahi. Hepsi evimizin terasında çekirdek eşliğinde, yazlık sinemayı izlerken, rüzgarla beraber ta bizim terasa gelen sigara kokusunu hatırlatıyor.
Kış gecelerinde sobanın kömür kokusu, yazın evlerin boya kokusunu hatırlıyorum.
Koku gerçekten geçmiş demekmiş.
Arkadaşım Demet’in o zamanlar kullandığı parfümün buram buram kokusu bugün Demet olmadığı için mi ya da ona yakıştığı için mi burnuma hiç de hoş gelmiyor. Demet gibi kokmuyor. Aksine başımı ağrıtıyor.
Bildiğim tek şey, size anlattığım her şeyi çok özlediğim.
Geçmişe ulaşamamak, kokularla bizi gezintiye çıkarıyor.
Trabzon’da Kunduracılar caddesinin başındaki simitçinin, sattığı simitlerin kokusu, gençliğim, dostluğum, arkadaşlığımın kokusudur.
Babam atölyesinde çayını yudumlarken, ben küçükken dilim yanmasın diye çay altlığına döküp içirdiği o çayın, tadı ve kokusu nerde?
Bu kokular bir kavuşmalık “an” dır.
Söğütlü’de ablamın yazlığında balkonda oturup çay içerken burnuma vuran yosun kokusu. O koku, artık hiçbir yerde, hiçbir yazlıkta ya da tatil köyünde yok. Neden dersiniz? Sanırım istemediklerimiz engellediğimiz gibi, geçmişte bazen “bugünü” engelliyor. Hissetmemizi engelliyor. Arada burnumuza bir koku böyle vuruyor işte.
   Gardırop kelimesinin içini dolduran en değerli parçalarımız gibi, anılarda o gardıropta ki lime lime olmuş giymeye devam ettiğimiz geçmişin yadıdır.
Baktığımız yerlerde oluşturuyoruz gerçeği.
   Bizler bu günlerde insanın içinde, insanı aradığımız için kokularda bize iyi geliyorsa bu iyi insan diyoruz. Bir yerde mi okumuştum, ya da dinlemiştim hatırlamıyorum ama kokular insanların duygularını % 75 etkiliyormuş. Vücudun en önemli mekanizması bu duyumuz, ortamın iyi mi kötü mü olduğunu algılayabiliyor. İşte ben o yüzden politik olamıyor ve siyaseti de yapamıyorum dostlar anladınız mı? Herkese eşit mesafede durabilsem, kötüye-yanlışa, iyi diyebilsem sorun ortadan kalkacak.
Şimdi hiç birimiz, zerre kadar kurtaramıyoruz çocukluğumuzun içinde kalmış anılarımızı.
Annem ne zaman koku almamaya başladı işte o zaman da unutmaya başladı. Ben bir Nörolog değilim ama, bu benim tespitim. Bu günlerde çocukluğunda dolaşması, köyünü özlemesi sanırım o kokuların hala bilinç altında saklı olması ile ilgili.
Kokuların hissettirdikleri ilk nerede hissettiğinle  ile başlıyor.
Bir de buraya amcamı yad etmek adına bir gül yağı kokusu sindireyim. Allah rahmet eylesin cebinde hep bu esansı taşırdı.”Cennet kokusu” derdi. Arada kafama sürerdi. Evdekiler o keskin kokudan hiç hoşlanmasa da, ben her gül kokusunda Ziya Amcamı hatırlarım.
Bana göre kokuların en kıymetlisi çocuğunun kokusudur. Sonra da yârin kokusu.


Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
1 Yorum