Kraldan çok Kralcılar!

   Trabzon’un en deneyimli kulak burun, boğaz hastalıkları uzmanı Dr. Mahmut Haydar Ustaoğlu, okuyan araştıran ve yazan hekimlerin ilk sırasında yer alan bir isimdir. Haydar Ustaoğlu, önceki gün Gerçeğin en büyük düşmanı ‘Kraldan çok Kralcı’ olan insanlar başlığı ile ilginç ve de bilgilendirici bir yazı paylaştı. İşte Dr. Ustaoğlu’nun o yazısı;
‘Ramazan Ayını idrak ettik. Çeşitli ibadetlerle bedenimize yüklediği zahmetleri ve ruhumuza bıraktığı hediyeleriyle bitti, gitti.
kraldan-cok.jpgBayramlar sevinç günleridir. Toplumca bir kalkışmanın, haksızlığa direnmenin veya zahmetli günleri atlatmanın sevincini birlikte yaşarız. Bayramlar zahmetli günlerden kurtuluştur.
Peki, oruç zahmet ve eziyet midir? 
Evet, zahmet ve eziyettir. Bir reklam sloganı vardı; "Açken sen, sen değilsin" derdi. Açlık hele uzun ve sıcak günlerde susuzlukta eklenince bir eziyettir. Tam burada "kraldan çok kralcılar" devreye girerek orucun mübarekliği, muhteşemliği, sağlıklılığından bahisle itiraz edeceklerdir. Rahmetli kayınvalidem de ağlamaklı ifadelerle, "çekti bayrağını gidiyor" derdi.
Şu halde bir Müslüman olarak Kuran-ı Kerim'in hakemliğine başvuralım. Kitabımızda oruç sadece Ramazan ayına has mıdır? Hayır! Zihar yapınca, yeminini bozunca, kazara insan öldürünce gibi sebeplerle 10 günden 60 güne varan ceza oruçlarından bahseder Kuran-ı Kerim. 
Demek ki oruç ceza olarak kullanılan bir bedeni olgunlaştırma, nefsi terbiye etme aracıdır.
Ramazan ayı bir neşe, mutluluk ayı ise bitince ağlamamız gerekirdi. Tersine bayram yapıyorsak oruç ibadet olarak zahmet olduğu içindir.
Müslümanlar, Ramazan ayında bunun için daha sinirlidirler. Oruç, mutluluktur, huzurdur, sağlıktır aldatmacasına inanıp tersini yaşayan bedenin isyanına sinirlenirler. "Kusura bakma, oruçluyum" sözleri, acısını etraflarından çıkaranların mazeretidir.
Halbuki oruç ibadetinin katlanılması gereken bir ceza, bedene bir eziyet olduğunu bilseler bu iç çelişkiden kurtulacaklar. Oruç o zaman oruç, Bayram o zaman bayram olacak.’ 

Üç silahşor!

   Trabzonspor sevdalısı, İYİ Parti GİK üyesi, Şükrü Kuleyin önceki gün ‘Üç silahşor’ başlıklı bir yazı kaleme aldı. İşte Kuleyin’in ‘Üç silahşör’ başlıklı yazısı;
‘Nihal Atsız, Necip Fazıl, Nazım Hikmet!
sukru-kuleyin-den-divan-baskanligi-aciklamasi-h280658-db5ed.jpgBilerek üç silahşor yazdım.
Çünkü her işine gelen; Türk edebiyatına, fikir yaşamına damga vuran bu insanların bazen şiirlerini, bazen özel hayatlarını, bazen ideolojilerini, bazen zaaflarını öne çıkararak karşıt görüşe kurşun atmışlardı!
Biri Türkçü, diğeri İslamcı, öteki Solcuların sembolü olmuştu!
Kimse; Bu üç insanımızı Edebiyatımızın ortak değeri olarak görmemiştir..
Bakınız; Ruslar; Tolstoy, Dostoyevski, Gogol, Maksim Gorgi ve Puşkin’in özel hayatları üzerinden tartışmaz edebiyata katkılarını konuşur.
İtalyanlar; Leonardo da Vinci ve Dante’miz var diye övünürler..
İngilizler; Shakespeare kültürümüzdür derler..
Almanlar; Goethe ile gurur duyarlar..
İspanyollar; Salvador Dali en büyük ressamdır diye hava atarlar..
Fransızlar; Bizim de Voltaire‘miz var derler..
Bizlerde, ”Gönüller’i birleşenler selam sizlere, Uzaklarda dertleşenler selam sizlere”
”Yol onun varlık onun, gerisi hep angarya, yüzüstü çok süründün ayağa kalk Sakarya”
”Dört nala gelip uzak Asya’dan, Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan bu memleket bizim”
dizelerini yazan bu insanlarımızın; edebiyatımıza olan katkılarını konuşsak,
günahlarını ve sevaplarını Allah’a bırakıp, onlar üzerinden birbirimizi kategorize etmesek daha güzel olmaz mı?
Son olarak diyorum ki;
Geliniz önyargısız her üçünün şiirlerini,
”Memleket masası kurarak” ön yargısız okuyalım..!
Kalın sağlıcakla...’

Türk Dünyasını  unutmuşuz!

temel-kahveci.jpgArap dünyasına o kadar dalmışız ki, kendi dünyamızı, yani, Türk Dünyasını unutmuşuz. Gerçi pek de hatırladığımız yoktu ya!
Kızılderililer, Finler, Macarlar(Hungarya), Sümerler, Japonlar, Estrükler, Koreliler kimdi? Hatırlayan var mı? Tarihimizi bilen kaç kişi var?
Ebu Cehil’i ve sülalesini bildiğiniz kadar kendi tarihinizi biliyor musun? Elbette bilmediğinizi biliyorum. Çünkü ben de bilmiyorum. Neden bilmiyoruz? Beynimize, din diye öyle uyduruk şeyler soktular ki onlardan başımızı alıp da kendimize ve tarihimize bakamadık ki.
Basit bir örnek vereceğim.
Kızılderililer güne, kün der. Tepeye Tepek. Kuşa, kuşkuş, köpeğe it derler. Sadece bunlar değil elbet. Burada hepsini yazmak mümkün değil. Şimdi biraz da Sümerlerden örnek vereceğim;
Sümerler’de as bizde de as. Sümercede uzuk bizde uzun. Sümercede iki, bizde iki. Sümercede kan, bizde de kan vs...
Elbette bunları bilmekle cennete gidemezsiniz, hurileri de alamazsınız değil mi? Sürünmeye devam edeceğiz bu kafayla. 
(Temel Kahveci)

Doktorunuz diyor ki!

Dr. Kemal Küçükali, sosyal medyada kamuoyunda adı bilinen ancak ne tür bir hastalık olduğu çokları tarafından bilinmeyen hastalıklarının kısa ve özlü tarifini yapar. Biz de Dr. Küçükali’nin bu tanımlarını köşemize alıyoruz ve sosyal medya kullanmayanlara ve doktoru takip edemeyen okurlarımıza bu faydalı bilgileri duyuruyoruz. Dr. Küçükali, geçenlerde, merhum Türkan Saylan anısına Cüzzam (Lepra)ın nasıl bir hastalık olduğunu ve tedavisinin nasıl yapıldığını aktardı.  Dr. Küçükali’nin anlatımıyla işte Cüzzam;
‘Hansen basili denilen bir mikrobun neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Ağız ve burun salgılarıyla yakın ve uzun süreli temas sonucu bulaşır. Bulaşma genellikle çocukluk çağında aynı aile içinde uzun süre temas edilen hastalardan kaynaklanır. Vücuda giren mikrop derideki sinirlere yerleşir, burada uzun süre(2-5 yıl) hastalık yapmadan kalır. Zamanla sinirlerde zarara ve deride duyu kaybına neden olur. Duyu kaybına uğrayan kişiler elleri ve ayakları yaralandığında acı hissetmezler. Acısı duyulmayan yaralar gittikçe büyür, dokuların ölümüne neden olur, sonunda el ve ayak parmaklarının şekli bozulur. Eller pençe, ayaklar çomak şeklini alır. Yüzde yumrular oluşur, burun kıkırdağı çöker, körlük meydana gelir. Cüzzam insanları çirkinleştirdiği ve sakat bıraktığı için çağlar boyu çok korkulan bir hastalık olmuştur. Cüzzam tedavi edilebilir bir hastalıktır, erken tedaviyle hastalığın neden olduğu şekil bozuklukları ve sakatlıklar önlenebilir.’

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.