Kültür ve Turizm’in en güçlü adayı!

   Trabzon Kültür ve Turizm Müdürlüğü için AKP il başkanı Haydar Revi’ye müthiş bir baskı geliyormuş. Revi ise gelen baskıları püskürtüyormuş. Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü için Revi’ye baskı falan geldiğini sanmıyoruz. 501f8e8d-5d3f-4b2a-847e-4a2392cf38be.jpgÇünkü bu tür atamalarda AKP il, ilçe başkan ve yöneticilerinin pek esamesi okunmaz. Hatta milletvekilleri bile istedikleri ismi getiremez. Kararı, genelde partinin imam hatip eksenli ekibi verir. AKP il yönetiminden bir isim, Kültür ve Turizm il müdürlüğü için birkaç din ve ahlak öğretmeninin girişimde bulunduğunu belirterek, ‘Trabzon’da il Turizm ve Kültür Müdürlüğü için en ideal isimlerden biri Kanuni Anadolu Lisesi Müdürü Mustafa Balaban’dır. Balaban, Trabzon’un dağını da bilir bağını da. Kültürlüdür, oturup kalkmasını, konuşmasını bilir. Sosyal yönü güçlüdür’ dedi.  
 
                                                   Dr.Atalay’ın mesajı!
 
   Trabzonspor ve Türkiye Futbol Federasyonu eski yöneticilerinden Dr.Erdal Atalay, yıllar önce Trabzon’dan İstanbul’a gitmişti. Dr.Atalay, İstanbul’da yaşamasına rağmen Trabzon’da olup bitenleri ve Trabzonspor’u yakından takip eder.
   0654798c-6015-4253-836c-28239105aac3-005.jpgTFF’nin ligleri oynatma kararının uygulanabilirliğinin çok zor olduğunu söyleyen Dr.Atalay, ‘TFF, 12 Haziran ligler başlayacaktır, diyor. Ancak diğer yandan Bilim Kurulu ve Sağlık Bakanı, biz sorumluluk almıyoruz, Ligler başlatılsın diye de bir kararımız yok, diyor. Bir yandan sokağa çıkma yasağı, diğer yandan koruma tedbirleri, öbür yanda ise TFF nin kararı. Bir hekim olarak TFF’nin bu kararını tasvip etmemiz mümkün değil’ dedi.
   Dr.Atalay, TFF nin ligleri mevcut sıralamaya göre tescil etmesini beklediğini kaydederek, ‘TFF nin yapacağı iş, Trabzonspor’u şampiyon ilan etmek ve küme düşmeyi de kaldırmak olmalıdır. Avrupa’nın birçok ülkesi ligleri mevcut sıralamaya göre tescil etti’ dedi.
 

                                             Zati Sungur!
 
   Sosyal medyada uzun bir süredir Trabzon tarihi ilgili çok sayıda paylaşımlarda bulunuluyor. Mazideki Trabzon grubunun yöneticisi Orhan Mısır, dün Trabzon’da bir dönemler iz bırakan ünlü ‘sihirbaz Zati Sungur’un eşinin otomobilinin yanındaki fotoğrafını yayınladı. Trabzon Lisesinin güneyinde türbenin batısında iki yol arasında çadır kuran Zati Sungur ve Şahmat gibi ‘sihirbazlar’ burada, Atapark’ta ve kentteki bazı sinemalarda sihirbazlık hünerlerini sergilerdi. İlgi ile izlenir ve alkışlanırdı.
6e7461b7-8f69-4f62-831b-91a4f7636fda.jpgOsman Mesçioğlu, Zati Sungur ile yaşadığı bir olayı şöyle anlattı:
‘Zati Sungur meydanda gezerken berber dükkanına giriyor (rahmetli Sabri amca) sakal tıraşı olmak istiyor, koltuğa oturuyor.  Biraz sonra, ‘Beyefendi iki kişi var ben şöyle bir dolaşıp gelsem olur mu ben başımı buraya bırakırım siz sakal tıraşınızı yapın gelip alırım’ deyip başını sandalyeye koyuyor kapıya yaklaştığında rahmetli Sabri amca bayılıyor, diğer iki kişi kendini dışarı atıyor. Böyle bir çok illüzyonları olmuştur.’
İsmail Başaran ise, ‘Zati Sungur Trabzon'da bir manava giriyor portakal ne kadar diye soruyor. Manav 10 kuruş diyor. Zati Sungur  5 kuruş olmaz mı diyor. Manav olmaz diyor. Sonra Zati Sungur manavdan ayrılıyor, giderken portakallar da peşin sıra gidiyor. Manavda tamam diyor. Gel al diyor. Öyle bir olay yaşandı’ diye konuştu.
Süleyman Bilgiç ise ‘Zati Sungur, İllüzyonist ve manyezitör olarak Türkiye’nin en ünlüsüdür.1950 ve 1960 dönemlerde Trabzon’a çok gelmiştir’ dedi.
 

                                         Kondel’den inciler!
   Öyle iki, üç öz evladınız, iki ay boyunca evde hapis kaldı, kâh bilgisayar başında vakit geçirdi, kâh televizyondaki saçma sapan dizilere dadandı, kâh saatlerce playstation oynadı, olmayan okulunu astı, sanaldaki derslerine katılmadı diye kızıp küplere binmekle olmuyor bu işler. Önce şöyle Trabzon'dan Rize'ye kadar on beş farklı okulda on beş yıl yabancı dil öğretmenliği yapacaksın. İlkokulu, ortaokulu, lisesi hep ayrı bir dert. Türkçe sözden anlamayan otuz kişilik sınıflarda o çocuklara, sekiz ay boyunca kendi kültürel benliklerini ezmeden bir doktor hassasiyetiyle sabırla öğretmenlik yapacaksın. Bütün o yıllar boyunca ilk iki yıl hariç okuldaki hademeler bile senden yüksek ücret alıyor diye hiç gocunmayacaksın. Milli Eğitim SSK’'nın sadece yarısını yatırıyor diye gücenmeyeceksin. Her aybaşı ücretini almak için bankaya gittiğinde görevlinin sana söylediği ''Yatmamış!'' sözünden sonra içinden sinkaflı küfürler etmeyeceksin. Her okuldaki kadrolu öğretmenlerin bilinçaltındaki sana karşı olan 'yanaşma' tavırlarına aldırmayacak ve işini sadece çocuklara İngilizce öğretmek için doğmuşsun gibi kusursuzca yapacaksın. Koridor ve bahçe nöbetlerini aksatmayacaksın. Öğrencilerin davranış problemlerini çözmek için idareye yardımcı olacaksın. Bütün bunları kendilerini velinimetten zanneden, siyasetçilerin şımarttığı, aklı erip ermeyen her şeyi milli eğitime şikâyet eden cahil cühela velilere karşı on beş yıl boyunca yapmış olacaksın. Ve eğitimin içeriğinin boşaltıldığına, öğretmenlik mesleğinin sinir bozucu bir dadılığa dönüştürüldüğüne, itibarının yerlerde süründüğüne şahit olduktan sonra da o işi bırakacaksın. Bu işler öyle iki nazlı evlâda iki ay boyunca internet, televizyon, playstation başında tahammül etmekle olmuyor. Politikacılardan yüz bulup ihtisas sahibi olmadığınız konulara bir daha burnunuzu sokmayın. Anlamadıysanız bir daha tekrar edeyim!
                                             *********************** 

    Bankacılık sistemi yıllardır iç ve dış müşterileriyle oynadığı ''Kazan-kaybet'' oyununu, sanal reklamlarında yer alan ''Kazan-kazan'' sistemi vaadine dönüştüremedi ve gerçeklerle buluşturmayı başaramadı.
Hep alacaklı olmak istedi...
Çalışanından ve dış müşterisinden...

Şu corona ortamında bile işlem masraflarını arttırmaya ve insanları işten çıkarmaya devam ediyorlar...
Bu vakitten sonra işleri çok daha zor ama!
Hem mevcut regülasyonlar hem de mevcut ortam nedeniyle.
Bu bankaların kapitalist sistem anlayışı hayatta da böyle değil mi zaten?
Hep daha fazlasını hep daha iyisini isteriz.
Ya iştahımız yiyeceğimizden fazladır.
Ya da yiyeceğimiz iştahımızdan.
Bu nedenle de hep alacaklı, hep mutsuz ölürüz!
(İlham Süheyl)

Önceki ve Sonraki Yazılar