Laiklik, dindarlık ve şeriat

Dünyanın en saygın araştırma şirketlerinden biri olan Gallup, 2006-2008 yılları arasında, 143 ülkede dindarlık araştırması gerçekleştirdi. Gallup hemen her yıl bu tip araştırmalar yapıyor. Bu makalede üç araştırmadan sözedeceğim.

Dikkatinize sunmak istediğim ilk araştırma, Gallup International’in 65 ülkede gerçekleştirdiği “Halkın Sesi- Dünya Çapında Dindarlık” araştırması. Dünya çapında 50 bin kişiyle görüşülerek hazırlanmış olan bu araştırmada, Türkiye’de halkın yüzde 83’ünün kendisini “dindar” olarak nitelendirdiği ortaya çıktı. Sadece yüzde 1’i “ateist” dedi.

Bu veriler, sözgelimi dünya genelinde yüzde 65 dindar, yüzde 25 dindar değil, yüzde 6 ise ateist olarak çıkmış.

 

ŞERİAT TEHLİKE Mİ

İkinci araştırma 2007’de yapılmış. Mısır, İran ve Türkiye'de yapılan ankette, Türklerin yüzde 74'ünün şeriata 'olumlu' baktığı saptanmış. Yani yüzde 74’ü şeriatı ya istiyor ya da bir tehlike olarak görmüyor. Sözgelimi, şeriatın (yani hukuk kurallarının dini esaslara göre belirlenmesi) ulusal hukukun içinde yer alması gerektiğini düşünenlerin içinde yüzde 69'luk kesimin şeriatı, “kadınlar için iyi bir adalet sistemi” olarak gördüğü belirlenmiş.

Türklerin yüzde 7'si tam şeriatı isterken, yüzde 26'sı ise bazı şeriat hükümlerinin hukuka bir şekilde uydurulması gerektiğini söylemiş.

Aynı araştırmada: Mısırlıların yüzde 91'i, İranlıların da yüzde 90'ı şeriat ile ilgili 'olumlu' görüşlere sahip olduklarını açıklamış.

 

İRAN’DAN DAHA DİNDAR

Ve son araştırma. Son üç yıldır sürdürülen araştırma tam 143 ülkede gerçekleştirilmiş. Soru şu: “Din günlük yaşamınızın önemli bir parçası mı?”

Ülkeler çeşitli kategorilere ayrılmış. Sözgelimi en dindarlar yüzde 100 ile yüzde 94 arası. Bu ülkelerin hemen hepsi Müslüman. Mısır yüzde 100’e birinci sırada. İkinci kategori yüzde 93-yüzde 86 ile orta düzeyden daha çok dindar olanlar. Ve Türkiye yüzde 89’la bu ülkeler arasında. Dünya genel sıralamasında 45’nci sırada.

ABD yüzde 65 dindar çıkarken, kendini bir din devleti olarak nitelendiren İran’da bu oran Türkiye’nin 6 puan altında, yüzde 83 olarak saptanmış.

 

EĞİLİM NEREYE

Bu veriler gerçeği yansıtıyor mu? Verileri nasıl okumamız gerekir?

Konu çok duyarlı. Dolayısıyla çeşitli kuruluşlarca birçok araştırma yapılmış. Kimi Gallup’un araştırmasını doğrular nitelikte, kimisi ise Türkiye’yi Gallup’unkine göre daha az dindar gösteriyor.

Ama hepsinde ortak bir eğilim, dindarlığın giderek arttığı, toplumsal ve hukuksal sistemin dini esaslara göre belirlenmesini isteyenlerin sanıldığından daha fazla olduğu ve onun oranının da giderek arttığı. Yani dindarlık eğilimi yükseldikçe, şeriat kurallarına göre yaşama istediği de artıyor. Bundan daha dikkat çekici olanı, şeriat kurallarını tehlike olarak görmeyenlerin sayısı eskiye göre daha fazla.

Son araştırmanın en çarpıcı sonucu, kendini dindar görenlerin oranının, İran gibi şeriatla yönetilen bir ülkeye göre daha çok olması. Bu sonuç, laikliğin dine karşı olduğu yolunda dinci çevrelerin savunusunun ne derece gerçekdışı olduğunu kanıtlar nitelikte. Kuşkusuz ki dindarlık algısı ülkeden ülkeye değişebilir. Ancak bu sonuç görmezlikten gelinemez.

 

ŞERİAT ALGISI

Farklı tarihlerde yapılan bu araştırmalardaki dindar oranını giderek artması, kuşkusuz ki siyasal atmosferle de ilgili bir durum. Türkiye’nin adım adım ılımlı İslam devletine (toplumuna) doğru götürüldüğü yolunda saptamaların ne kadar ciddi olduğu da görülüyor.

Ama üzerinde asıl durulması gereken şey, dindarlık ya da hukuk kurallarının dini esaslara uyumlaştırılması (şeriat) algısının ne düzeyde olduğu.

Şeriatı bir tehlike olarak görmeyenlerin (hatta savunanların) gerekçelerine bakıldığında, algıların ne kadar yanlış, ilgisiz ve gerçeklerden uzak olduğu görülüyor.

 

TERS ALGI

Gerekçelerinden bazıları şöyle:

(Şeriat) Yüzde 70 yolsuzluğu azaltır, yüzde 69 kadınlar için adalet sağlar, yüzde 68 suç oranlarını düşürür, yüzde 63 adil bir hukuk sistemi oluşturur, yüzde 62 insan haklarını korur, yüzde 55 ekonomik adaleti sağlar, yüzde 53 halkın yönetime katılımını sağlar, yüzde 52 bilimsel gelişimi sağlar, yüzde 51 azınlık korur…

Oysa şeriat yönetimlerinde, özellikle yönetici elite bağlı yolsuzluk yaygın, kadınlar ikinci sınıf insan, suç oranları hiç de düşük değil, hukuk sistemi çarpık, insan hakları ve özgürlükler çok dar (hatta yok),  ekonomik eşitsizlik yüksek düzeyde ve sadaka kurumsallaşmış, halkın yönetime katılımı ve demokrasi en düşük düzeyde, bilimsel gelişme dünyanın en kötü istatistiklerine sahip, azınlar ise baskı altında….

 

YANLIŞ BİLİNÇ

Peki şeriata olumlu bakabilen insanlar, nasıl oluyor da bu gerçekdışı algıya sahip oluyor? Nasıl oluyor da toplum; daha özgür, daha adil, daha hukuksal, daha refah düzeyi gelişkin, daha eşitlikçi, daha ahlaki, bilimin ve sanatın daha gelişkin olduğu, daha sömürüsüz bir ülke özlemlerini yok edecek olan dinsel bir yönetme tarzına sıcak bakabiliyor veya bunu tehlike olarak görmüyor?

Kuşkusuz bu insanlar şeriatçı değil, bir şeriat devleti istemiyor. Ama evrimle sürüyor. Toplum büyük bir yanılmasa içinde. Yıllardır toplum üzerinde yürütülen ideolojik çarpıtma büyük başarı kazanmış.

İnsanlar, özledikleri şeyleri tamamen kaybedecekleri bir toplumsal, siyasal ve hukuk düzenini, sanki bu özlemlerine kavuşacaklarmış gibi görüyor. Yani büyük kesimi yanlış bilince sahip.

Sadece din bağlamında değil, yaşamın birçok alanında yaşanan bu yabancılaşma-yanılsama-çarpıtma, ülkemizde olup bitenlerin temel nedenlerini ve çözümlerini de çarpıcı biçimde yüzümüze vuruyor.

 

 

Kemal Dursun’un söylediği

               Dün Trabzon değerli bir evladını yolculadı; Dr. Kemal Dursun’u.

İskenderpaşa Cami tarihi günlerinden biri daha yaşadı. Binlerce kişi avluyu ve yolu doldurdu.

Her kesimden kadın ve erkekler, son saygılarını sunmak için koşup geldi.

Cenazeden dönünce, Kemal Dursun’un ilk ve tek söyleşisini bir kez daha okudum. Kuzey Ekspres gazetesinden Fatma Yavuz’un gerçekleştirdiği, dün Kuzey Ekspres ve Karadeniz’de yayımlanan o söyleşiyi dikkatlice birkez daha okudum.

Acaba neden bu kadar sevildi Kemal Dursun? Bu sorunun yanıtını aradım orada.

İşte Kemal Dursu’u bu kadar sevdiren, binlerce insanı oraya koşturan nedenden birkaçı:

. “..,Biraderim anlatırdı; bir arkadaşının dükkanında otururken içeri bir müşteri girmiş ve dükkan sahibinden bir şey istemiş. Dükkan sahibi de müşteriye, ‘O istediğin bende yok, ama karşı dükkanda var’ demiş. Bunun üzerine ağabeyim de, ‘istediği sende vardı neden vermedin?’ diye sormuş. Dükkan sahibi de, ‘ben bugün yeterince satış yaptım ama karşı dükkan pek iş yapamadı’ diye karşılık vermiş. İşte öyle insanlık vardı…”

. “..,Bir düşünür şöyle der; ‘en büyük fakir çok parası olup da hiç dostu olmayan insandır’. Günümüzde çok paran varsa etrafında o kadar da yalakan olur, dostun değil. Bu asırda para her şey, paran olmazsa ne mutluluk olur ne de başka bir şey ama hangi para? Yetecek kadar para. Çok paraya gerek yok…”

. “…Hayattan çok büyük beklentilerim olmadı. Yani evlerim, apartmanlarım, arabalarım olsun diye bir düşüncem olmadı. Allah’a çok şükür bir şeylerimiz var, Allah onları yemeyi nasip etsin. Var olan evimi de taksitle aldım. En büyük üzüntüm, dostlarım ve yardım ettiğim insanlardan yediğim kazıklardan dolayıdır…”

. “…Öğrenciliği öğrenirsin, öğrencilik biter, askerliği öğrenirsin, askerlik biter, hayatı öğrenirsin, o da biter. Her şey bir gün bitiyor. Geriye ne kalıyor? Geriye hiçbir şey kalmıyor, hoş bir seda kalıyorsa o kadar…”

 

Önceki ve Sonraki Yazılar